(Minghui.org) Selamlar Shifu! Selamlar uygulayıcı arkadaşlar!
Bugün son dönemdeki xiulian (kişisel uygulama) deneyimlerimden edindiğim bazı anlayışlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Fa’yı Elde Etmek
2001 Yeni Yıl tatilinde memleketim Çin’e gittiğimde, evin kapısını açar açmaz annemle ablamın mutfakta yemek yapmakla meşgul olduklarını gördüm; eniştemle küçük yeğenim de babamla sohbet edip gülüşüyorlardı. Bu manzara beni çok şaşırttı. Çünkü annemle babam, ablamın ailesiyle ilişkilerini yıllar önce kesmişlerdi; uzun süredir hiç görüşmüyorlardı.
Çocukluğumda, ablamın okul notları kötü olduğu için otoriter bir karaktere sahip annem ona sürekli öfkelenir, onu azarlar ve döverdi. Bu durum, ablamı büyüten anneannemi çok kızdırırdı. Böylece anneannemle ebeveynlerimin arası açıldı, evimizde sürekli gergin bir hava olurdu. Ablam, bu aileden bir an evvel kaçmak istercesine erken yaşta evlenip ayrıldı.
Bir keresinde, babamın yurtdışına göreve gideceği sırada annem de eşi olarak yanında gidecekti. Ben de o dönemde zaten yurt dışında yaşıyordum. Annem, ablama anneannesine bakması için diretti, hatta onu intiharla tehdit etti. Ancak ablam bu isteği reddettiği gibi, ebeveynlerinin büyüklerine bakmadığını babamın çalıştığı kuruma şikayet etti. Annemle babam buna çok öfkelenerek ablamla ilişkilerini tamamen kestiler. Anneannemin vefatından sonra da her iki taraf birbirleriyle hiç görüşmez oldu.
Bu yüzden o gün eve gelip annemle ablamın aynı mutfakta, babam ve eniştemin de aynı sofrada olduğuna tanık olunca son derece şaşırdım. Neler olduğunu sorduğumda hem annem hem de ablamın Falun Gong’u uyguladığını öğrendim. Kafamda şu soru belirdi: Bu nasıl bir uygulamaydı ki onlarca yıldır birbirlerine kin besleyen iki tarafı barıştırıp birbirlerine olan kinleri de gidermişti? O gün Zhuan Falun kitabını elime alıp okumaya başladım ve ailemizin yaşadığı tüm bu acıların ve zorlukların, geçmiş yaşamlarımızdaki “karmik bağlardan” kaynaklanan bir borç ilişkisi nedeniyle gerçekleştiğinden bahsedildiğini gördüm. Aile içindeki bu “iyilik ya da kötülükle” bağlantılı ilişkilerin ancak xiulian yoluyla çözülebileceğini anladım. Ayrıca kitap, başka birçok soruma da cevap verdi. O günden sonra ben de bu xiulian yoluna adım attım.
Nefret Duygumu Ortadan Kaldırmak
Annemin baskın karakteri, onunla ilişkimin hep sorunlu olmasına yol açıyordu. Küçüklüğümde annemden çok korkardım. Akşam işten eve geldiğinde, daha kapıdan girmeden ablamla ben kulak kabartırdık; eğer annem kapıyı sertçe vuruyor, hışımla giriyorsa bu onun öfkeli olduğunu gösterirdi ve hepimiz “şiddetli bir fırtınaya” hazırlanırdık.
Ben kendi ailemi kursam da anneme karşı o korku içimde kalmıştı. Onu üzmekten çok çekinirdim; çünkü o mutsuz olursa evdeki herkesin huzuru kaçar, kimse rahat edemezdi. Bu nedenle “kavgayı engellemek” için anneme hep hoş görünmeye, onun dediğini yapmaya çalışırdım.
2002’de, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) uyguladığı zulümden endişe eden annem, Singapur’a gelip benimle yaşamaya başladı. O zamandan beri hala birlikte yaşıyoruz. O baskın ve agresif karakterini de Singapur’daki evime taşıdı. Kocamla birlikte televizyon izlesem bile annem buna kızar, beni azarlar, “Zamanını boşa harcıyorsun, benimle birlikte Fa’yı çalışmalı veya egzersiz yapmalısın,” derdi. Hamilelik dönemimde de “Xiulian uyguluyorsan evden dışarı çıkmalı, etkinliklere katılmalısın,” diye direttikçe ben de ona bir şey diyemeyip her dediğini yapıyordum, bu sefer kocamla aramızda sorunlar doğmaya başladı. Annemin ev içinde çok yoğun şekilde müdahale etmesi kocamda büyük tepki uyandırıyordu. Kocam annemi defalarca “memleketine geri göndermek” istedi, ama ben ve babam buna izin vermiyorduk. Babam, kocamı “ailene bakmıyorsun, saygısızsın” diye itham ediyordu. Bu durum kocamı çok kırıyordu.
İkinci çocuğuma hamileyken annem, “Bu çocuğu şimdi yapmamalıydın, bu çocuk bir ‘şeytan’, uygulamanı engellemeye gelecek,” diye beni suçladı. Üstelik “Bu çocuğu düşürtmek için doğru düşünceler yollamalıyız,” gibi bir şey de söyledi. Bunu kayınvalideme anlatınca, o sırada dokuz günlük seminerleri yeni tamamlayan kayınvalidem çok öfkelendi. Çok geçmeden bu hamilelik gerçekten de düşükle sonlandı. Bu olay, kocamın ailesinin hiç anlayamadığı bir mesele oldu. Ben de anneme karşı o anda büyük bir öfke beslemeye başladım.
Ailemiz içindeki gerilim giderek büyüdü. Sonunda kocam benden boşanmak istedi ve 19 yıllık evliliğimizi bitirdik. Görünürde boşanmamın en büyük sebebi annemdi. Bu, anneme karşı nefretimi daha da artırdı. Fakat bir Dafa uygulayıcısı olarak, onu asla ülkesine geri gönderemeyeceğimi de biliyordum, ona bakmayı ihmal edemezdim.
2021’de annem bir anda felç benzeri belirtiler gösterdi; o andan sonra da yürüyemez hale geldi. Ruhsal olarak da aşırı değişken bir durumun içine girdi, 24 saat uyumadan sürekli bağırıyor, ağlıyor, küfrediyor, eşyaları fırlatıyordu. Bu sadece benim dinlenmemi değil, komşuların da huzurunu kaçırıyordu. Bu davranışlarında, ona musallat olan kötü varlıkların müdahalesi olduğunu sezdim. Çünkü bazen kendi kendine konuşuyor, aniden gülüyor veya ağlıyordu.
Benim bu zor durumumu gören birçok uygulayıcı aralarında bir plan yaptı. Sırasıyla annemle Fa’yı çalışmak, doğru düşünceler yollamak için evime geldiler. Hatta iki uygulayıcı evime taşındı; sabahtan akşama dek onunla birlikte Fa’yı okudular ve doğru düşünceler yolladılar.
Evime yerleşen bu uygulayıcılar, annemi tuvalete götürürken yüzümün buruştuğunu, iğrenir gibi baktığımı fark ettiler. Onlara anneme karşı içimdeki o düğümden, öfkeden bahsedince bana, annemin şimdi yaşadığı bu “hastalık testinin” hem onun için hem benim için bir sınav olduğunu söylediler. Muhtemelen annemle aramızda önceki hayatlarımızdan kalan bir “karmik borç ilişkisi” vardı, bu yüzden birbirimize bu kadar bağlanmış durumdaydık. Bu kadar şiddetli bir durum yaşanması, belli ki içimdeki o negatif duyguyu temizlemem içindi. O duygu ne zaman temizlenirse, onu rahatsız eden varlıklar da o zaman yok olacaktı.
Aslında bunun tam olarak farkındaydım ama içimdeki o öfke, kin duygusu bir türlü geçmiyordu. Annemin bağırmaları ne zaman başlasa, içimdeki o tiksinti ve nefret duygusu kabarıyordu, buna engel olamıyordum. Bu durum benim de acı çekmeme neden oluyordu. Anneme bakması için bir bakıcı da tuttum. Birkaç ay sonra annemin durumu biraz düzeldi; en azından 24 saat uyanık değildi, gündüz uyuyordu, gece öfke atakları geçiriyordu. Ama yine de bakıcıya karşı küfürler ediyor, bağırıyor, hatta bazen fiziksel şiddet uyguluyordu, bu da bakıcının fiziksel ve zihinsel sağlığını etkiliyordu. “Ya bakıcı işi bırakırsa?” diye çok endişeleniyordum.
Sabahları kalkınca bakıcıyla biraz konuşuyordum. Ama annem, bakıcının “şikayet ettiğini” düşünerek daha da öfkeleniyordu. Artık onu iyice hırpalıyordu.
Komşularım, benim Falun Dafa’yı uyguladığımı biliyorlardı. “Bir uygulayıcı olarak iyi bir örnek olmalıyım,” diye düşünüyordum. Annem çok seçiciydi, sık sık yeni şeyler istemekteydi. Onu memnun etmek için sevdiği yiyecekleri, ihtiyaçlarını alıyor, onun daha rahat hareket etmesi için çeşitli yardımcı ekipmanlar ediniyordum. Buna rağmen ara sıra apartmandaki yaşlı komşu hanım benimle karşılaşınca, “Annelere iyi bakmak lazım, onlar yaşlı, kolay değil,” diye öğüt veriyordu. Bu beni içten içe rahatsız ediyordu: “Ben zaten ona en iyi şekilde bakıyorum, daha ne yapabilirim ki?” diye düşünüyordum.
Bir gün başka bir arkadaşım bana, “Annenin elini tutup onunla sohbet ediyor musun?” diye sordu. Vücudum anında reddetme tepkisi verdi. Annemle fiziksel temas fikri dahi beni tedirgin ediyordu. Fark ettim ki dışarıdan sözde “saygılı evlat” gibi görünmeye çalışsam da içimde hala büyük bir öfke vardı.
İyi davranmak istiyordum ama başaramayınca bende bir tür “anksiyete bozukluğu” gelişti. Evime her girdiğimde kalbim şiddetle çarpıyor, bazen nefes alamıyormuş gibi hissediyordum ve çarpıntıdan midem bulanıyordu. Ayrıca konsantre olamıyor, geceleri de uyuyamıyordum.
Sonunda kendime, “Ben henüz bunu içimde başaramadım. Kendimi zorluyor, ama tamamen yapamıyorum. Yine de bu yolda çabalamalıyım, mükemmel olamasam da çaba göstereyim,” dedim. Bu gerçeği kabul ettim: Mükemmel değildim. Yine de annemin mevcut durumunu kabullenmeli, “ondan kaçma ve onu reddetme” tutumumu bırakmalıydım.
“Onu sevemiyorsam bile en azından ona kızıp ondan nefret etmeyeyim,” diye düşündüm. Onu bir uygulayıcı veya annem olarak değil, sadece “hasta bir yaşlı insan” olarak görmeyi denedim. O hala bağırıp çağırsa da bir şeyleri fırlatsa da eskisi gibi onunla tartışmadım, yanlış ve doğruyu söylemeye girişmedim. Mesela bir gün bakıcıya yüksek sesle bağırıyordu, ben gülümseyerek “Anne, sesin ne kadar güçlü çıkıyor, ciğerlerin ne kadar sağlıklı belli oluyor; demek ki gayet iyi durumdasın!” diye takıldım. Bir an afalladı, sonra “Evet evet, sağlığım yerinde,” diyerek sakinleşti.
Bu yaklaşımım sayesinde anksiyete belirtilerim hafifledi. En azından artık öfke duymuyor, kin beslemiyorum ama hala onu “sevecek” düzeye de gelmemiştim—dokunmak, sarılmak gibi fiziksel temasları hala reddediyordum.
Kızımla konuşurken, o da arkadaşlarına benden daha çok güvendiğini, zira zorbalığa uğradığında ona asıl yardımcı olanların arkadaşları olduğunu, ebeveynlerinden çok fazla destek alamadığını söyledi. Bu sözlerine çok üzüldüm, çünkü kızım ilkokul altıncı sınıftayken ben işimi bırakarak sadece ona odaklanmıştım, maddi-manevi olarak tüm sevgimi gösterdim diye düşünüyordum. Ama o, “Bu destek bana pek bir şey katmadı,” diyordu.
Kızımın bu sözüne sinirlensem de tepki göstermedim; ama içim hüzünle doldu. Ardından söylediği diğer bir cümle ise bende bambaşka bir farkındalık yarattı: “Aslında anne-baba ile çocuğun aynı olaya bakış açısı farklıdır. Çocuk, yalnızca hatırlamak istediğini hatırlar, ebeveyn de aynı şekilde.”
O an gözümün önüne annem geldi. Ben annemi hep kötü, beni inciten biri olarak hatırlıyordum. Peki hiç mi bana iyi davranmamıştı ya da kendince hiç mi “iyilik” yapmamıştı? Elbette yapmıştır, ama ben hiç hatırlamıyordum. Kendimi sorguladım: Aslında annemle çatışmalarımda uzun yıllardır “kaçma, sessiz kalma veya onu memnun etmeye çalışma” yolunu seçip asla duygularımı açıkça söylememiştim. Onun uygunsuz tutumu karşında da “dur, yapma” dememiştim. Yani bu sonucun bu noktaya gelmesinde benim “hiçbir şey yapmayıp kaçma” davranışım da etkili olmuştu.
Geriye dönüp bakınca, kızımın eski kocam olan babasıyla ilişkilerimde de benzer bir yolu izlediğimi gördüm: çatışmaları halletmek yerine onlardan kaçınmak, uyum sağlamak, hoşa gitme çabasında bulunmak. Onun ebeveynlerimle yaşadığı sorunlara da çocuğumla yaşadığı sorunlara da kayıtsız kalmışım. Sonunda boşanmıştık.
Tüm bunları anlayınca, içimdeki anneme ve eski kocama yönelik öfke bir anda kayboldu. Kızıma, içimi acıtsa da gerçeği gösteren sözleri için minnet duydum. Bu sözlerin aslında Shifu’nun çocuğun ağzıyla bana bir uyarısı olduğunu düşündüm.
Annemle ilgili öfkemi bırakınca, kalbimde ona karşı şefkat ortaya çıktı. Onun elini doğal bir şekilde tutabiliyor, hatta onu kucaklayabiliyor, uzun uzun konuşmalarını sakince dinleyebiliyordum. Artık ona gülümserken yapmacık bir gülümseme olmuyordu, içten bir gülümseme oluyordu. O da hemen değişti: öfke krizleri bariz ölçüde azaldı, bakıcı da mutlu oldu; “Yaşlı anneniz giderek daha iyiye gidiyor,” diyordu. Şunu biliyorum ki annemin bu davranışları aslında benim xiulian yolumda ilerlemem için birer sınavdı. Evvelce aramızda nasıl bir “karmik bağ” olursa olsun, bu yaşamda sadece beni Dafa’yla tanıştırmakla kalmadı, aynı zamanda içimdeki kin duygusunu da temizlememe vesile oldu. Ona içtenlikle teşekkür ediyorum.
Öfke ve kin duygusunu bıraktığımdan beri her günümü mutlu geçiriyor, kendimi hafif hissediyorum. Eskiden nefretim yüzünden sürekli negatif duygular içinde debelenir, dert yanar, arkadaşlarıma şikayet edip dururdum; arkadaşlarım bile benden uzaklaşmaya başlamıştı. Şimdi çevremdekiler de değişimimi fark ediyor, sabrımı ve hoşgörümü takdirle karşılıyorlar.
Anladığım kadarıyla “nefret” yin özünden gelen olumsuz bir enerjidir. İçimizde nefret biriktikçe, bedenimizin etrafında negatif bir alan oluşuyor ve kötü varlıklar, talihsizlikler, türlü sıkıntılar adeta mıknatısla çekilir gibi üzerimize geliyor. Oysa biz iyi kalpli olduğumuzda, olumlu enerji etrafımızı sarıyor ve şanslı olaylar bizi buluyor.
Kıskançlık Duygusunu Bulmak
Yakın zamanda büyük bir karma atma sürecinden geçtim, neredeyse sınavı geçemeyip kalacaktım. Bu süreçte “Neden sürekli ‘hastalıkla’ test ediliyorum?” diye durup kendimi gözden geçirdim.
Bir sergi projesinden sorumluydum. Stant tasarımından kurulumuna, reklam ve paketlemeden fiyatlamaya, sevkiyattan muhasebeye kadar hemen her şeyi bir başka uygulayıcı arkadaşımla birlikte omuzlamıştık. Sergiden bir gün önce şiddetli “hastalık belirtisi” ortaya çıktı; yine de ertesi gün standı kurmaya gitmek istiyordum. Ancak tam bu sırada gelen bir telefon beni gerçekten çökertti.
Başka bir uygulayıcı arayarak, “Yarın stant masalarını getiremeyeceğim; çünkü o sırada basit bir paketleme işi yapmam gerek,” dedi. “Nasıl yani, biz toplantıda zaten ürünleri satarken paketli olarak sunmaya karar vermemiş miydik? Sergiye bir gün kala fikir mi değiştiriyorsun?” diyerek öfke patlaması yaşadım. Ona telefonda fena şekilde çıkıştım. “Bu kadar emek veriyorum, siz doğru dürüst yardım etmediğiniz gibi, şimdi de son anda ortalığı karıştırıyorsunuz,” diye düşündüm.
Sinirliyken başka bir uygulayıcı arayıp, “Senin hazırladığın videoyu ciddi biçimde revize etmemiz gerekiyor,” dedi. Çok öfkelenerek, “Bunu neden önceden söylemediniz? Sergiye bir gün kala mı aklınıza geliyor?” diyerek daha da kızdım.
O gece ateşler içinde yandım, sanki Taocu efsanelerdeki gibi bir “ateş kazanında” kavruluyordum. Sabahı zar zor getirdim. İkinci geceyse kendimi bataklıkta gibi hissediyor, negatif düşüncelerin üzerime hücum ettiğini fark ediyordum. Adeta bir çukurun içine çekiliyordum. Eğer bu devam etseydi sonum kötü olacaktı. Tüm gücümle Shifu’ya seslendim, zihnimde sürekli Shifu’dan yardım diledim. Bir süre sonra o bataklıktan kurtulabildim.
Üçüncü gece boyunca ishaldim, durmaksızın bağırsaklarımı boşaltıyordum. Çok miktarda, belki uzun zamandır vücudumda birikmiş olan atıkları boşalttım. Üzerimde adeta çürümüş ceset kokusunu anımsatan bir koku hissediyordum. Shifu’nun içimdeki kötü şeyleri çıkartmama yardım ettiğini biliyordum. Sonraki günlerde şiddetli öksürük başladı ve üç ay boyunca devam etti.
Bu süreçte hiç uyuyamadım. Öfkem yüzünden neredeyse yanıp gidecektim. İçime dönüp baktım: “Neden bu kadar sinirleniyorum?” Çünkü “Bunca emeğime saygı duyulmadı, hak ettiğim övgüyü alamadım,” düşüncesindeydim. Yani görünüşte özverili bir çaba gibi olsa da aslında karşılığında “onaylanma, beğenilme” beklentisi vardı. Bu bencillikti.
Bu “bencillik” duygusunu fark etsem de öksürüğüm bir türlü dinmedi, üç ay boyunca sürdü. Bir gün, Çin felsefesine ait yin-yang ve beş element bilgisi olan bir uygulayıcı, “Senin öksürüğün akciğerle ilgili değil, karaciğerle ilgili,” dedi.
Bilindiği gibi “öfkelenmek karaciğere zarar verir.” Gerçekten de çok çabuk öfkeleniyordum. Aslında görünürde pek kavga etmesem de içten içe kızıyordum. “Peki, neden bu kadar kolay öfkeleniyorum, altında ne var?” diye sordum kendime. İnsanlar benim düşündüğüm gibi davranmayınca, standartlarıma uymayınca sinirleniyordum. Başkalarını kendimi baz alarak yargılıyorum. “Kendimden daha düşük görürsem” onları hor görüyorum; “benden iyilerse” de bir şekilde onları küçümseyen bir tavır takınıyorum. Dahası “Ben daha iyiyim,” mesajı vererek bunu ispatlamaya çalışıyordum. Beni tanımıyorsa veya beğenmiyorsa içten içe üzülüp sinirleniyordum. Ama dışarıdan “fark etmez” deyip aldırış etmiyormuş gibi davranıyordum. Aslında bu “hor görme” ve “aşağılama” tutumunun kökeninde kıskançlık vardı. Meğer öfkemin asıl sebebi buydu!
Sonuç
Fa’yı ilk elde ettiğimde sadece “Bu Fa ne kadar iyi,” diye düşünmüştüm. Gerçek xiulian’ın (ruhsal uygulamanın) ne olduğunu tam kavrayamamıştım. 2002’de hamile kalıp birçok zorluk yaşadıktan ve bazı mucizelere tanık olduktan sonra asıl “xiulian’ın” ne olduğunu anlamaya başladım. O dönemde Shifu’nun koruması olmasaydı belki ben de kızım da bugün hayatta olmayabilirdik.
2003’te ablam, gerçeği anlatan materyaller dağıtırken Çin Komünist Partisi tarafından tutuklandı, iki yıl “zorunlu çalışma kampında alıkonulma” cezası aldı. O sırada kurtarma ekibiyle bağlantı kurdum, ablamı kurtarmak için uğraştım. Bu, beni “Fa-düzeltme dönemi uygulaması” kavramıyla tanıştıran ilk olaydı.
Bu uzun süreç boyunca defalarca tökezledim; pek çok zorlukla karşılaştım. Hastalık testleri sırasında birkaç kez hayati durumlar yaşadım, ama Shifu’nun korumasıyla hepsini atlattım. Xiulian’ı uyguladıktan sonra anladım ki bu hayatta yaşadığımız tüm zorluklar ve acılar, geçmiş yaşamlarımızda biriktirdiğimiz karma nedeniyledir. İnsan dünyasında daima yeni karmalar üretebiliyoruz; sadece xiulian bunun temelde çözümünü sağlıyor—bir daha altı yollu reenkarnasyona girmemeyi ve bu çamurlu kirli dünyaya saplanmamayı sağlıyor.
Bakıyorum da şu an dünyada kaos almış başını gidiyor: ABD’deki izinsiz göçmen akını, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimdeki sapmalar, Orta Doğu’daki çatışmalar, Rusya-Ukrayna savaşı, Çin ana karasındaki “insanların biçilip sömürülmesi” ve “insan madenciliği” olarak tabir edilen durumlar… Xiulian yapmayan biri, bu karmaşanın içinde boğulabilir, ya başkalarına zarar verir ya da kendisi mağdur olur, kendini kurtaracak bir yol bulamaz. Oysa bizler xiulian sayesinde tüm bu kargaşanın ardındaki asıl nedenleri, asıl mekanizmaları anlıyor ve nereye yöneldiğimizi biliyoruz, yolumuzu biliyoruz; böylece dünyaya kapılıp sürüklenmiyoruz. Shifu’ya merhametli kurtarışı için minnettarım.
Yukarıda paylaştıklarım, şu anki anlayış ve deneyimlerimdir. Yanlış veya yetersiz bir kısım varsa lütfen uygulayıcı arkadaşlar düzeltmeye yardımcı olsunlar. Teşekkür ederim, Shifu! Teşekkür ederim, uygulayıcı arkadaşlar!
(2024 Aralık ayında Singapur’da düzenlenen Falun Dafa Uygulama Tecrübesi Paylaşım Konferansı’nda sunulmuştur.)
Telif Hakkı © 2025 Minghui.org'a aittir. Her hakkı saklıdır.