(Minghui.org) İki memur beni kanepeye oturmaya zorladığında, uygulamamda bir eksiklik olduğunu fark ettim. Telefonuma, özellikle kısa videolara bağımlıydım ve kendimi kontrol edemiyordum. Minghui'de sürekli olarak WeChat gibi uygulamaları kaldırmamız gerektiği hatırlatılıyordu. Ama sildikten sonra tekrar yüklüyordum. Bağımlılığımın tüm bu sorunlara neden olduğunu fark ettim. Shifu'dan sessizce özür diledim.

– Bu makaleden bir alıntı –

***

Selamlar, Shifu! Selamlar, Sevgili Uygulayıcılar!

53 yaşındayım ve 2012'den beri Falun Dafa uyguluyorum. Polise zulümle ilgili gerçekleri nasıl açıkladığımı ve Dafa kitaplarımı nasıl geri aldığımı paylaşmak istiyorum.

Tutuklama ve Gözaltı

Şubat 2025'te bir akşam, Minghui.org web sitesini ziyaret ederken kapıma birisi vurdu. Kapıyı açtım ve beş polis memuru içeri girdi.

Yalnız yaşıyordum ve ne yapacağımı bilmiyordum. İçlerinden biri cep telefonumu eline aldığında, "Ne yapıyorsunuz? Bir arama emriniz var mı?" diye sordum. Ardından bir memur bana basılı bir form gösterdi. Mürekkebi soluk olduğu için zar zor okunuyordu, ancak üzerinde adım büyük ve net harflerle yazılıydı. "Üzerinde resmi bir damga yok" diye itiraz ettim. Ama beni görmezden geldiler ve eşyalarımı aramaya devam ettiler.

İki memur beni kanepeye oturmaya zorladığında, uygulamamda bir eksiklik olduğunu fark ettim. Telefonuma, özellikle kısa videolara bağımlıydım ve kendimi kontrol edemiyordum. Minghui'de sürekli olarak WeChat gibi uygulamaları kaldırmamız gerektiği hatırlatılıyordu. Ama sildikten sonra tekrar yüklüyordum. Bağımlılığımın tüm bu sorunlara neden olduğunu fark ettim. Shifu'dan sessizce özür diledim.

Birkaç yazıcım var; biri masanın üzerindeydi. Ayrıca üzerinde "Falun Dafa iyi" ve "Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörü" gibi ifadeler yazılı banknotlarım da var.

Sonra Shifu'nun sözleri zihnimde belirdi:

“....eylemler son derece şeytani ve utanç doludur ve bunların açığa çıkmasından korkmaktadırlar.” (Daha İleri Yükselmeler İçin Esaslar ll, Mantıklılık)

"Evet, burada çok polis var ama yine de bir şeyler söyleyebilirim" diye düşündüm. İlk başta tereddüt ettim, sonra "İmdat! İmdat! Hırsızlar var!" diye bağırdım. Çok yüksek sesle bağırdığım için polis memurları ilk başta nasıl tepki vereceklerini bilemediler. İki tanesi beni yatak odasına sürüklerken ben bağırmaya devam ettim.

Bağırmaya devam ettim. Sonunda polis memurları evi aramayı bıraktılar ve bana durmamı emrettiler. "Komşularımın daireme hırsız girdiğini bilmesini istiyorum" diye cevap verdim. Bir polis memuru toplu tutuklama olduğunu söyledi ve bana bir isim listesi gösterdi. Ama okuyamadan listeyi aldı.

Bağırmaya devam ettiğim için birkaç komşu sonunda gelip neler olduğunu sordu. Bir polis memuru, bunun nedeninin Falun Dafa uyguladığım olduğunu söyledi. "Ne olmuş yani?" diye karşılık verdi bir komşu. "Yanlış bir şey mi yaptı?" Polis memuru bunu reddetti, ancak hükümetin Falun Dafa'ya izin vermediğini de ekledi. "Elektrikli bisikletim çalındı ama polis hiçbir şey yapmadı. Neden masum insanları tutuklamaya devam ediyorsunuz? Herkes onun tüm binanın en iyisi olduğunu biliyor," dedi komşu. Polis daha sonra komşulara gitmelerini söyledi. Gitmeden önce bir komşudan kızımı aramasını rica ettim. Aradı.

Bir saat sonra polis karakoluna götürüldüm. Sürekli bağırdığım için yazıcılarımı ve Falun Dafa sözleriyle yazılı baknotları el koymadılar. Polis karakolunda bir masanın üzerinde eşyalarımın büyük bir yığınını gördüm; iki bilgisayar, düzinelerce Dafa kitabı, Shifu'nun portresi, birkaç USB bellek, iki hoparlör ve iki cep telefonu vardı.

Birisi bu eşyaların bana ait olup olmadığını ve Falun Dafa'ya ne zaman başladığımı sordu. Beni suçlamak için delil topladıklarını bildiğim için cevap vermeyi reddettim ve sadece entrikalarını durdurmalarını söyledim. Ayrıca Çin'in Çin Komünist Partisi (ÇKP) olmadığını ve yetkililerin ÇKP'yi körü körüne takip etmemesi gerektiğini söyledim.

Polis, Dafa kitaplarımın ikisi hariç hepsini başka bir odaya götürdü. Kapıyı kontrol ettim—kilitliydi. Bu yüzden çıkamadım. Tekrar oturdum ve kitapları okudum. Biliyordum ki, uygulamamda gevşemiştim.

Üç işi yapmaya devam etmeme rağmen, kendimi iyi geliştirememiş ve xinxing'imi geliştirmedim. Şöhrete, maddi çıkarlara, duygulara ve arzulara bağlıydım ve birçok hata yapmıştım. Değişmeye kararlıydım ve sessizce Shifu Li Hongzhi'den yardım diledim.

Ertesi sabah, bir polis memuru beni parmak izlerimi almak için karakola götürmek istedi. Ama ben bağırdım, “Polis kanunu çiğniyor! Çin Anayasası din özgürlüğünü garanti ediyor!” İtraz etmeye ısrar ettiğim için beni karakola götürmediler, bunun yerine on gün boyunca bir hücrede tuttular.

Orada egzersizleri yaptım, başkalarına Dafa'dan bahsettim ve içime baktım. Serbest bırakıldıktan sonra, kendimi geliştirmem gerektiğini biliyordum. Ayrıca eşyalarımı polis karakolundan almam gerektiğini de biliyordum. Oldukça içe dönük biri olduğum için bu benim için zordu.

Polis Karakoluna Gidişim

Karakola vardığım anda aklımı şu soru meşgul etti: "Neden kişisel eşyalarımı aldılar?"

Bir memur beni bir bekleme odasında durmamı istedi ama öğleden sonraya kadar geri dönmedi. Bana imzalamam için birkaç kağıt parçası getirdi. Kağıtlarda şunlar yazıyordu: X kişisi [X tarihi] tarihinde dairemi aradı. Kalemi alıp isimlerini elime yazdım. Beni durdurmaya çalıştı.

İsimlerini internetten araştıracağımı ve bununla yetinmeyeceğimi söyledim. O kişiyi takip etmemem için yalvardı, aksi takdirde işini kaybedebileceğini, çünkü bu kişinin patronu olduğunu söyledi. Sonra eşyalarımı geri almaya çalışacağını söyledi.

Eve döndüğümde, polisle olan tartışmamı bir uygulayıcıya anlattım. Davranışımın rekabetçilik ve kızgınlık gösterdiğini ve Çin Komünist Partisi (ÇKP) kültüründen kaynaklandığını söyledi. O günün ilerleyen saatlerinde Fa'yı okuduğumda haklı olduğunu anladım ve uygunsuz davranışım için pişman oldum.

Ertesi gün polis karakoluna gittim. Bu sefer bekleme odasını atlayıp doğrudan yukarı çıktım. Aradığım kişiyi bulduğumda eşyalarımı istedim. "Ben sadece emirleri yerine getiriyorum ve bu eşyaları burada tutuyorum. İlgili yetkililerle iletişime geçmeniz gerekecek." dedi. Buna ne diyeceğimi bilemedim, bu yüzden ayrıldım.

Polis geri dönmemi istemedi ve kızımı arayıp beni durdurmasını istedi. Ama kızım, "Biz Çinliler, ebeveynlere saygı duyarız. Annemin yapmak istediğini yapmasını engelleyemem." diye cevap verdi. Daha sonra polisle konuştuğumda, iyi huylu bir kızım olduğunu söylediler. Ben de bunun, uygulayıcıların Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörü, ilkelerine uymalarından kaynaklandığını söyledim.

Çıkmazda olduğumu anladığımda ne yapacağımı düşünüyordum. Adalet Forumu'nda okudum ve Falun Dafa uygulayıcılarının kanunu çiğnemediğini, ancak polisin çiğnediğini öğrendim. Bunu onlara açıklamamız gerekiyordu. Mektup yazmaya karar verdim. Üç mektup yazdım: biri Devlet Güvenlik Dairesi başkanına, biri polis müdürüne ve üçüncüsü de sorumlu memura.

Polis karakoluna vardığımda, Devlet Güvenlik Dairesi müdürü gördüm ve mektubu ona verdim. "Yasayı inceliyorum. İşte notlarım. Lütfen gözden geçirir misiniz?" Sorumlu memur geldiğinde, mektubu ona verdim.

Odada başka memurlar da vardı ve bazıları mektupları okumaya başladı. Hukuki prosedürler hakkındaki açıklamalarımın doğru olduğundan emin olmak için ara sıra cep telefonlarını kontrol ediyorlardı. İçlerinden biri kalkıp başka bir odaya gitti ve kopyalarını çıkardı. Daha sonra, bir toplantıları olduğu için benden ayrılmamı istedi. Kötü niyetli unsurların başka boyutlarda dağıldığını hissettim ve doğru düşünceler göndermeye devam ettim.

Yaklaşık 20 dakika sonra, bir yetkili beni içeri çağırdı. Ruh hali düzelmişti. Bilgisayarı açmamı istedi, böylece bakabilecekti. Kişisel eşyam olduğu için reddettim. Daha sonra USB belleğin içeriğini sordu, ama ona da cevap vermedim. Sonunda, bazı Dafa kitapları iki bilgisayar almam için izin verildi.

Eve döndüğümde, polise zulümle ilgili gerçekleri tam olarak açıklamadığımı fark ettim. Adalet Forumu'nda bir örnek vardı: Yetkililer sık sık Ceza Kanunu'nun 300. maddesini avukatlara karşı kullandıkları için, bir avukat bunu ezberlemişti. Daha sonra mahkemede okuyarak avukatların bunu ihlal etmediğini belirtti. Hakimler, zulmün yasal bir dayanağı olmadığını anlayarak şaşkına döndüler.

Bu yüzden iki kitap aldım: Çin Anayasası ve Ceza Kanunu. Adalet forumunda bahsedilen pasajı aradım ve metni tekrar tekrar okudum.

Polis Karakoluna Sonraki Ziyaretler

Polis karakoluna gittim ve devlet güvenlik şefiyle konuştum: “Hepimiz Çin vatandaşıyız ve kanunlara uymalıyız.” Anayasa ve Ceza Kanunu'nu içeren kitabı açtım ve kendisinin mi okumak istediğini yoksa benim mi okumam gerektiğini sordum.

Şef gergin görünüyordu ve dışarı çıktı. “Bekleyin! Daha okumaya bile başlamadım,” dedim. “Kitaplarınızı getireceğim,” diye cevap verdi. Arkasındaki şüpheli kişilerin korktuğunu fark ettim. Bana ondan fazla Dafa kitabı içeren bir çanta verdi.

Eve geldiğimde çantaya baktım ve bazı kitapların hala eksik olduğunu fark ettim. Fa'yı okumaya devam ederken korkumun azaldığını fark ettim. Bir sonraki polis karakoluna gidişimde şef ziyaretimin sebebini sordu. Gülümsedim ve onunla kısaca konuşmak istediğimi söyledim, o da kabul etti.

“Düşünüyordum da,” diye başladım. “Falun Dafa, işinizde, ailenizde ve toplumda iyi bir insan olmayı öğretiyor. Toplumda iyi insanlara ihtiyacımız var, değil mi?” Bana baktı ve nasıl cevap vereceğini bilemedi. Ona dava açmayı düşündüğümü, ancak ona ve ailesine zarar vermekten korktuğumu söyledim. Sonra Shifu'nun Fa'sından bir bölüm okudum:

"Herhangi bir şey yaparken, başkalarına karşı daima iyi kalpli ve kibar olmalısınız. Bir sorun ile karşı karşıya kaldığınızda, öncelikle başkalarının bunu kaldırıp kaldıramayacağını veya incinip incinmeyeceğini göz önünde tutun. Böyle yaptığınız sürece hiçbir problem olmaz."   (Zhuan Falun, Dördüncü Ders)

Bölüm şefinin gözleri yaşlarla doldu. Diğer uygulayıcılardan el koyduğu tüm kitapları ve el yazmalarını geri verdi. Polis karakolundan ayrılırken, Shifu'nun merhameti ve Dafa'nın gücü beni derinden etkiledi.

Karakola Yaptığım Son Ziyaretim

Eve döndüğümde, daha fazla polis memuruyla konuşmam gerektiğini fark ettim. Korku anlarında öğretileri okudum. Korkum dindiğinde, polis karakoluna geri döndüm ve sorumlu memuru buldum. Ona kibarca selam vermeme rağmen, beni görünce gergin görünüyordu.

"Burada ne yapıyorsun yine? Eşyalarını zaten geri verdik," dedi. USB belleklerin kayıp olduğunu söyledim. "Defol buradan!" diye bağırdı. İçimde öfke kabardı, ama bir uygulayıcı olduğumu ve öfkenin şeytani doğasının bir parçası olduğunu hatırladım. Bu yüzden sakinleştim ve güldüm.

Utanarak neden güldüğümü sordu. “Bazıları sizin katı olduğunuzu söylüyor, ama ben farklı düşünüyorum. Ailenize iyi davranıyorsunuz, değil mi?” diye sordum. Gülümsedi ve “El konulan eşyalara ne olacağına ben karar vermiyorum. Polisin talimatlarına uymak zorundayım” dedi. “İşte bu yüzden bir çözüm yolu görüşmek istiyorum. Bir seçenek, buraya gelmeye devam edip konuyu görüşmem; diğeri ise doğrudan polis merkezine gidip bu kararı verme yetkinizin olmadığını söylemem” diye devam ettim.

“O zaman işimi kaybederim” diye itiraz etti. Polis merkezinin yakın zamanda tüm polis karakollarının katıldığı bir toplantı düzenlediğini açıkladı. Üst düzey yetkililer durumun istikrarsız olduğunu söylemişti. “Birisi, uygulayıcılardan el konulan eşyalar hakkında soru sordu ve yanıt, ‘Geri verin!’ oldu. Başka biri de üzerinde yazılar bulunan banknotlar hakkında soru sordu ve yanıt yine, ‘Geri verin!’ oldu” diye bildirdi yetkili. “Buraya her geldiğinizde, bunu bildirmek ve polis departmanıyla görüşmek zorundayız. Emirleri yerine getirmek zorundayız.”

Parti anayasasının kişinin hayatını ÇKP'ye adamasını şart koştuğunu söyledim. ÇKP için hayatını feda etmek mi istiyorsun? Başını salladı. “Son siyasi kampanyalara bakarsak, işlerin sürekli değiştiğini biliyoruz. Bir kampanyada suçlu olan, bir sonrakinde mağdur oluyor. ÇKP'yi körü körüne takip etmek yerine akıllıca davranmak daha iyi olmaz mıydı?” diye sordum. “Ama emirleri yerine getirmek zorundayım,” diye yanıtladı. Falun Dafa'ya yönelik zulmün yasal bir dayanağı olmadığını insanların zaten bildiğini açıklayarak devam ettim. Zulüm soruşturulsa bile, kimse onu savunmazdı – üstü bile.

Daha sonra yetkililer Çin Komünist Partisi örgütlerinden istifa ettiler ve ertesi hafta geri gelmemi istediler.

O gün oldukça meşguldüm, ama sözümü tuttum. Odada yedi veya sekiz yetkili vardı ve bu insanların kurtarılabilmesi için Shifu'tan yardım istedim. Birçok soru sordular. Çin Komünist Partisi'nin emekli maaşımı ödediğini söylediklerinde, emekli maaşımın işverenimden geldiğini söyledim. Falun Dafa'nın bir tarikat olduğunu iddia ettiklerinde, bunun bir yalan olduğunu, Falun Dafa'nın ÇKP'nin tarikatlar listesinde bile olmadığını belirttim. Sonra içlerinden biri akıllı telefonuna baktı ve söylediklerimi doğruladı.

Birisi bana uygulayıcıların neden Çin Komünist Partisi örgütlerinden ayrılmayı tavsiye ettiğini sorduğunda, herkesin rejimle birlikte batmak yerine kendi yolunu seçme özgürlüğüne sahip olduğunu açıkladım. Bazıları, ÇKP'nin çöküşünden sonra Çin'in kaosa sürüklenmesi durumunda ne olacağını sordu. Endişelenmeye gerek olmadığını, ÇKP'siz birçok ülkenin gelişeceğini, hatta bazılarının daha da iyi olacağını, dolayısıyla Çin'in de iyi durumda olacağını söyledim.

Birisi elinde bir çay fincanıyla içeri girdi ve  Tiananmen Meydanı'ndaki sahnelenmiş kendini yakma olayını  sordu. Bunun birçok tutarsızlık içeren ÇKP nefret propagandası olduğunu açıkladım. Örneğin, acil bir durumda ilk müdahale ekiplerinin uzaktan ve yakından net fotoğraflar çekmesi imkansızdı. Ayrıca, uydurma haberde tasvir edildiği gibi, trakeostomili bir kişinin şarkı söylemesi imkansızdı.

Biri, "Burada konuşabilirsiniz, ama sokakta değil. Yoksa sizi tutuklarız" dedi. Ben de, "Polis kötüleri tutuklamalı, iyileri değil. Gerçekleri tartışmanın bir sakıncası yok, değil mi?" diye cevap verdim. Orada bulunanlar, bazıları başlarını sallayarak onayladılar.

Etrafıma baktım ve öğle molası nedeniyle giderek daha fazla insanın içeri girdiğini fark ettim. Bazıları meraklıydı ve Çin Komünist Partisi'nin neden Falun Dafa'yı bastırdığını sordu. Bunun nedenlerinden birinin, uygulayıcıların sayısının bir zamanlar ÇKP üyelerinin sayısından fazla olması olduğunu açıkladım. Ayrıca ÇKP, sınıf mücadelesini, nefreti, vahşeti ve yalanları teşvik ediyordu - bunların hepsi Falun Dafa'nın ilkeleri olan Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörü ile tamamen çelişiyordu.

Sonunda tüm eşyalarımı geri verdiler. Onlara gerçek durumu açıklayabildiğim için minnettardım. Bu süreç sayesinde kinimi bırakıp onu merhametle değiştirebildim. Daha fazla uygulayıcının Fa'nın temellerini iyice öğrenmesini ve iyi bir şekilde işbirliği yapmasını umuyorum, böylece Shifu'ya daha fazla insanı kurtarması için yardımcı olabiliriz.

(Minghui.org’daki 22. Çin Fa Konferansı için seçilmiş gönderi)

Orijinal Çince makale