(Minghui.org) Çin Komünist Partisi (ÇKP), Temmuz 1999’da Falun Gong’a zulmetmeye başladığından bu yana, birçok uygulayıcı inançları nedeniyle gözaltına alındı, işkence gördü ve hatta öldürüldü. Ancak Falun Gong uygulayıcılarının suçlanması, yargılanması ve hapsedilmesi sürecinin hiçbir yasal dayanağı yoktur.
Bunun nedeni, Falun Gong uygulayıcılarının Çin yasalarını ihlal etmemiş olmasıdır. Aksine, inanç özgürlüğü ve ifade özgürlüğü Çin anayasası tarafından güvence altına alınmış haklardır. Uygulayıcılar Falun Gong’u başkalarına anlatma hakkına sahiptir, ancak zulme dikkat çekme çabaları ÇKP tarafından kendilerine karşı “delil” olarak kullanılmaktadır.
Bu, benzeri görülmemiş bir adaletsizlik ve bir trajedidir.
ÇKP, Çin Anayasasını İhlal Ediyor
Anayasa, devletin temel yasasıdır. Çin anayasasının vatandaşlara tanıdığı inanç, ifade, yayın, dernek kurma ve diğer haklar kutsal ve dokunulmazdır.
Çin anayasasının 35. maddesi şöyle der: “Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşları konuşma, basın, toplanma, dernek kurma, yürüyüş ve gösteri yapma özgürlüğüne sahiptir.”
Anayasanın 36. maddesi şöyle der: “Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşları dini inanç özgürlüğüne sahiptir. Hiçbir devlet organı, sosyal örgüt veya birey, vatandaşları herhangi bir dine inanması ya da inanmaması konusunda zorlayamaz veya bir dine inanan ya da inanmayan vatandaşlara karşı ayrımcılık yapamaz.”
Çin Yasama Kanunu’nun 98. maddesi şöyle der: “Anayasa en yüksek otoriteye sahiptir. Hiçbir yasa, idari düzenleme, yerel düzenleme, özerk düzenleme, ayrı düzenleme veya kural Anayasaya aykırı olamaz.”
Falun Gong Uygulamak ve İlgili Materyaller Üretmek Yasaldır
ÇKP, Falun Gong’u 25 yıldan uzun süredir bastırdığı için, birçok insan Çin hükümetinin eylemlerinin yasal bir temeli olduğunu varsayıyor. Oysa gerçekte ÇKP, herhangi bir yasal gerekçe olmaksızın yalnızca Falun Gong’un yasa dışı olduğunu iddia etmiştir.
Zulmü başlattıktan aylar sonra, dönemin ÇKP lideri Jiang Zemin, 26 Ekim 1999’da Fransız gazetesi Le Figaro’ya verdiği röportajda Falun Gong’u bir “tarikat” olarak nitelendirdi. Ertesi gün, ÇKP’nin resmi medya organı olan People’s Daily, Jiang’ın iftirasını tekrar eden bir başyazı yayımladı. Ancak Jiang’ın böyle bir beyanatta bulunma yetkisi yoktur.
Çin Anayasası’nın 80. ve 81. maddeleri, Devlet Başkanı’nın yetkilerini tanımlar. Devlet Başkanı, yetkileri kapsamındaki faaliyetleriyle devleti temsil ederken, yetkileri dışındaki faaliyetleri kişisel davranışlarıdır ve devleti temsil etmez. Jiang, röportajda yalnızca kişisel görüşünü dile getirmiş ve devleti temsil etmemiştir.
Bu olaydan kısa bir süre sonra, 9 Nisan 2000'de ÇKP Merkez Komitesi Genel Ofisi, Devlet Konseyi Genel Ofisi ve Kamu Güvenliği Bakanlığı tarafından ortak bir bildiri yayımlandı. “Kamu Güvenliği Bakanlığı’nın Tarikat Örgütlerinin Tanımlanması ve Bastırılmasına İlişkin Belirli Konular Hakkında Bildirisi” başlıklı bu bildiride, 14 tarikat örgütü listelendi, ancak Falun Gong bu listede yer almadı.
On beş yıl sonra, Haziran 2014'te Legal Evening News, bu bildiriyi tekrar kamuoyuna duyurdu ve aynı 14 örgütün tarikat olarak tanımlandığını doğruladı. Bu da Falun Gong’a yönelik zulmün hukuka aykırı olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.
Buna ek olarak, Çin Genel Basın ve Yayın İdaresi Direktörü Liu Binjie, 1 Mart 2011’de 50 No’lu Kararı yayımladı: “Genel Basın ve Yayın İdaresi’nin Beşinci Grup Düzenleyici Belgeleri Yürürlükten Kaldırma Kararı.” Kararın 99. ve 100. maddeleri, 1999 yılında yayımlanan şu iki belgenin açıkça yürürlükten kaldırıldığını belirtti:
(1) Falun Gong Yayınlarının İşlenmesine İlişkin Görüşlerin Yeniden Onaylanmasına Dair Bildiri
(2) Yasadışı Falun Gong Yayınlarının Basımının Yasaklanmasına Dair Bildiri
Devlet Konseyi, bu kararı onaylayarak 2011 yılında Devlet Konseyi Resmi Gazetesi’nin 28. sayısında yayımladı. Bu iki belgenin yürürlükten kaldırılması, Falun Gong kitaplarının Çin’de yasal olduğunu göstermektedir.
ÇKP, Falun Gong’a Zulmetmek İçin Hukuku Kötüye Kullanıyor
Minghui raporlarına göre, ÇKP yetkilileri Falun Gong davalarında genellikle Ceza Kanunu’nun 300. maddesini gerekçe göstermektedir. Ancak bu yanlıştır.
300. madde, yasanın uygulanabilmesi için iki ön koşul öngörmektedir: Birincisi, sanığın bir tarikat örgütü kullanmış olması, ikincisi ise sanığın yasaların uygulanmasını baltalamış olmasıdır. İlk koşul geçerli değildir, çünkü yukarıda açıklandığı gibi, Falun Gong bir tarikat örgütü değildir. İkinci koşula gelince, ÇKP yetkilileri, Falun Gong uygulayıcılarının yasaların uygulanmasını baltaladığına veya topluma zarar verdiğine dair herhangi bir kanıt sunamamıştır.
Aslında, sıradan vatandaşların böyle bir suçu işleme yeteneği yoktur; bunu yalnızca hükümet yetkilileri yapabilir. Örneğin, yetkisini kötüye kullanarak yasaları hiçe saymak, yargı süreçlerine müdahale etmek veya yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını baltalamak gibi eylemler bu kapsama girer. Hukuk dışı 610 Ofisi, polisi, savcılık makamlarını ve yargı organlarını manipüle ederek Falun Gong uygulayıcılarına zulmettiğinde, aslında yasaların uygulanmasını baltalamaktadır ve bu bir suçtur.
ÇKP yetkilileri, uygulayıcıları genellikle Falun Gong materyallerine sahip olmak veya bunları dağıtmak suçlamasıyla mahkûm etmektedir. Ancak yukarıda açıklandığı gibi, Falun Gong materyallerinin yayımlanması yasal olduğuna göre, Falun Gong uygulayıcılarının bu faaliyetleri de yasaldır.
Sonuç olarak, Falun Gong uygulayıcılarına keyfi şekilde kötü muamelede bulunmak, nulla poena sine lege (“kanunsuz ceza olmaz”) ilkesini ihlal etmektedir.
Yüksek Halk Mahkemesi ve Yüksek Halk Savcılığı’nın Yargısal Yorumu ile İlgili Sorunlar
ÇKP yetkililerinin, Falun Gong uygulayıcılarına kötü muamelede bulunurken sıkça başvurduğu bir diğer gerekçe, Yüksek Halk Mahkemesi ve Yüksek Halk Savcılığı’nın yargısal yorumudur. Ancak bu yanlıştır, çünkü aşağıda açıklandığı gibi, bu kurumların Ceza Kanunu’nun 300. maddesiyle ilgili yargısal yorumu geçersizdir.
Yasama Kanunu’nun 11. maddesi şöyle belirtir:
“Şu konular yalnızca yasayla düzenlenebilir:
...
(4) suçlar ve bunlara verilecek cezalar;
(5) vatandaşların siyasi haklarından mahrum bırakılmasını ve kişisel özgürlüklerinin kısıtlanmasını içeren zorlayıcı tedbirler ve cezalar.”
Ayrıca, Yüksek Halk Mahkemesi ve Yüksek Halk Savcılığı yasama organları değildir. Hangi davranışların yasa dışı ve suç sayılacağını belirleme yetkileri yoktur. Yasama Kanunu’nun 48. maddesi, “Yasal yorumlama yetkisi Ulusal Halk Kongresi Daimi Komitesi’ne aittir” şeklinde açıkça ifade etmektedir.
Ancak Yüksek Mahkeme ve Savcılık, belirli davranışların ve göstergelerin Ceza Kanunu’nun 300. maddesi kapsamında kovuşturulabileceğine dair bir yargısal yorum yayımlamıştır. Bu yorum geçersizdir, çünkü 300. maddenin yasama amacını ve orijinal niyetini ihlal etmektedir. Bu nedenle, davaları karara bağlamak için bir temel olarak kullanılamaz.
Hükümet ve Hukuk Çevrelerinden Gelen İtirazlar
Jiang’ın Falun Gong’a yönelik zulmü anayasanın ihlali olup, sağduyuya da aykırı olduğu için ÇKP içinde güçlü bir muhalefetle karşılaştı. Aslında, o dönemde Merkez Politbüro Daimi Komitesi’nin yedi üyesinden altısı baskıya karşı çıkıyordu. Başbakan Zhu Rongji, bir Daimi Komite toplantısında hükümetin Falun Gong uygulayıcılarının inançlarını yaşama hakkına müdahale etmemesi gerektiğini ve bunun ülke için faydalı olduğunu söyledi.
Ulusal Halk Kongresi’nin eski başkanı Qiao Shi, Jiang’ın Falun Gong’a yönelik zulmüne her zaman güçlü bir şekilde karşı çıkmıştı. Haziran 2015’teki ölümünden önce, bu adaletsizliğin düzeltilmesine tanık olamayabileceğini ancak 1998’deki şu sözlerinin arkasında olduğunu ifade etti: “Falun Gong ülkeye ve halka faydalıdır, hiçbir zararı yoktur.” Ayrıca, cenazesine Jiang’ın katılmasına izin verilmemesini özellikle talep etti.
Eski Başbakan Wen Jiabao, görev süresi boyunca bu konunun ele alınmasını birkaç kez önerdi. Özellikle, Merkez Politbüro 2012 yılında Bo Xilai meselesinin ele alınmasına yönelik bir Daimi Komite toplantısı düzenlediğinde, Wen, Bo Xilai olayından yararlanarak Falun Gong meselesini çözmeyi yeniden önerdi. Ancak bu öneri, üst düzey ÇKP yetkilisi Zhou Yongkang tarafından güçlü bir şekilde reddedildi.
Buna ek olarak, Falun Gong’a yönelik zulme karşı çıkan bir grup eyalet ve bakanlık düzeyinde yetkili bulunmaktadır. Bunlardan biri de eski Jiangsu Eyaleti Parti Sekreteri Chen Huanyou’dur. Bu durum, ÇKP’nin en üst düzey liderleri arasında her zaman zulme itiraz eden ve bu adaletsizliğin düzeltilmesi çağrısında bulunan seslerin olduğunu göstermektedir.
Falun Gong’a yönelik zulüm başladığından beri, Çin’in hukuk camiasındaki birçok tanınmış akademisyen ve profesör, bu zulmün yasadışılığını kınamıştır. Bazıları, Falun Gong uygulayıcılarının masumiyetini savunmak için mahkemeye çıkmıştır. Örneğin, Çin Siyaset Bilimi ve Hukuk Üniversitesi’nin tanınmış akademisyeni Profesör Teng Biao ve Güneydoğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Profesör Zhang Zaning bu isimler arasındadır. Yıllar içinde yüzden fazla avukat, binden fazla Falun Gong uygulayıcısının masumiyetini savunmuştur.
Birçok avukat, uygulayıcıları savunurken yolsuzluk yapan ya da suç işleyen hiç kimsenin Falun Gong uygulayıcısı olmadığını ve Falun Gong uygulayıcılarının yüksek ahlaki standartlarının övgüye ve saygıya değer olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, hukuki yolların Falun Gong uygulayıcılarını bastırmak için kullanılmasının bir trajedi olduğunu ve inançları nedeniyle uygulayıcıları haksız yere mahkûm eden tüm görevlilerin işledikleri suçlardan dolayı sorumlu tutulacağını belirtmişlerdir.
Uluslararası Yaptırımlar
Amerika Birleşik Devletleri, 2016 yılında Küresel Magnitsky İnsan Hakları Sorumluluk Yasası’nı (Global Magnitsky Act) kabul etti. Bu yasa, insan hakları ihlalleri kesinleşmiş kişilere yaptırımlar uygulanmasını öngörmektedir.
Benzer yasalar Kanada ve Birleşik Krallık da dahil olmak üzere diğer ülkelerde de kabul edilmiştir. Şu anda, 28 ülke Magnitsky Yasası’nı yürürlüğe koymuş veya yürürlüğe koyma sürecindedir. Bu yasa, insan hakları ihlalcilerine vize verilmesini engellemekte ve yurt dışındaki mal varlıklarını dondurmaktadır.
Aynı zamanda, ABD’deki dini gruplar, Falun Gong uygulayıcıları da dahil olmak üzere, ABD hükümetinin vize başvurularını daha sıkı inceleyeceği ve insan hakları ile din özgürlüğünü ihlal eden kişilere vize vermeyeceği konusunda bilgilendirilmiştir. Bu kapsamda göçmen vizeleri ve turistik, aile ziyareti veya iş seyahati gibi göçmen olmayan vizeler de dâhildir. Hâlihazırda vize almış (daimi oturma izni olanlar da dâhil) kişilerin de ABD’ye girişine izin verilmeyecektir. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Falun Gong uygulayıcılarına, zulme katılan kişilerin yanı sıra aile üyeleri ve çocuklarının da yer aldığı isim listelerini sunabileceklerini bildirmiştir.
Övgüden Acımasız İftiraya
ÇKP, önceki siyasi kampanyalarında kullandığı aynı stratejiyi izleyerek, Falun Gong’u bastırmayı haklı göstermek için bitmek bilmeyen yalanlar uydurdu. Bunların en kötülerinden biri, 23 Ocak 2001’de Tiananmen Meydanı’nda gerçekleştirilen sahte kendini yakma olayını içermektedir. Bu olayda, Falun Gong uygulayıcısı gibi davranan kişiler kendilerini ateşe verdi. Bu kurgulanmış gösterinin görüntüleri, olaydan sonraki günlerde sürekli olarak yayımlandı. Yayın zamanlaması, O yıl Çin Yeni Yılı kutlamaları için ailelerin bir araya geldiği döneme denk getirilerek, halk arasında nefretin en üst seviyeye çıkarılması amaçlandı.
2001 yılının 14 Ağustos’unda düzenlenen bir Birleşmiş Milletler Konferansı’nda, Uluslararası Eğitim Geliştirme Örgütü (IED) bir bildiri yayımlayarak, “Kendini yakma olayına dair bir video elde ettik ve olayın bu hükümet tarafından yönetildiği sonucuna vardık.” ifadelerini kullandı.
2003 yılında False Fire belgeseli, 51. Columbus Uluslararası Film ve Televizyon Festivali’nde Onur Ödülü kazandı. Film, ÇKP’nin kendini yakma olayına Falun Gong uygulayıcılarının karıştığı yönündeki iddiasını tamamen çürüttü.
ÇKP’nin tiksindirici propagandası, zulüm başlamadan önce yapılan araştırmalar ve haberlerle keskin bir şekilde çelişiyordu. 1990’lı yıllarda birçok Çin gazetesi, televizyonu ve radyo istasyonu, Falun Gong hakkında olumlu haberler yaparak, uygulamanın uygulayıcıların ahlakını ve sağlığını geliştirmedeki olağanüstü etkisini övdü.
1998 yılında, Devlet Spor Genel İdaresi, Pekin, Wuhan, Dalian ve Guangdong Eyaleti’nden tıbbi uzmanları bir araya getirerek yaklaşık 35.000 Falun Gong uygulayıcısı üzerinde beş tıbbi araştırma gerçekleştirdi. Araştırmalar, Falun Gong’un hastalıkları iyileştirme ve sağlığı geliştirme konusundaki etkinliğinin %98 olduğunu gösterdi.
1998’in ikinci yarısında, yukarıda bahsedilen Ulusal Halk Kongresi Başkanı Qiao Shi, kıdemli yetkililerden oluşan bir grubu birkaç ay boyunca Falun Gong’u derinlemesine araştırmaları için görevlendirdi. Grup, Falun Gong’un ülkeye ve halka faydalı olduğunu ve kimseye zarar vermediğini belirledi. Bu araştırmanın, zulüm başladıktan sonra bile Qiao’nun Falun Gong’a olan desteğini sürdürmesine katkıda bulunmuş olması muhtemeldir.
Falun Gong’un halka öğretilmeye başlanmasından bu yana geçen otuz yılda, uygulama yüzün üzerinde ülkede yayılmıştır. Sayısız uygulayıcı, Falun Gong’un Doğruluk-Merhamet-Hoşgörü ilkelerinin onları daha iyi bir insan olmaya nasıl teşvik ettiğini paylaşmıştır, ancak ÇKP’nin propagandası Çin’de ve yurt dışında nefreti yaymaya devam etmektedir. Zulmün bir an önce sona ermesi ve bu büyük adaletsizliğin düzeltilmesi, daha fazla insanın Falun Gong’dan faydalanmasını sağlayacak ve dünyanın geleceğini daha aydınlık hale getirecektir.
Telif Hakkı © 2025 Minghui.org'a aittir. Her hakkı saklıdır.
Kategori: Haber Yorumu