(Minghui.org)  Benim işim, üç vardiyalı çalışmanın olduğu bir tesiste, bilyalı değirmen gözetimi yapmaktı. Her vardiyada iki kişi çalışıyorduk. Vardiya sırasında, yarım saatte bir tesisin etrafını kontrol edip taşıma bandından yere dökülen malzemeleri kürekle tekrar bandın üzerine atıyorduk. Çok zorlayıcı bir iş sayılmazdı ama oldukça kirli bir ortamda çalışıyorduk. Bir de yarım saatlik periyotlarla, bilyalı değirmenin altından sızan malzemeyi el arabasına doldurup, el arabası dolunca çöplüğe boşaltıyorduk. Vardiya bitiminde ise hem içerideki hem dışarıdaki tüm alanı temizlememiz gerekiyordu.

Bu işte, xinxing’imi (karakter ve ahlaki seviye) geliştirmem gereken pek çok durum yaşadım. Benimle aynı vardiyada çalışan A isimli iş arkadaşım hem tembel hem de obur biriydi. Ağzına ne gelirse söyler, insanları çok kaba bir üslupla hakaret ederek azarlardı. Onunla aynı vardiyayı paylaşmaya başladığımdan beri, yukarıda sözünü ettiğim işlerin hemen hepsini ben yapar oldum. A ise genelde dinlenme odasında oturur, abur cubur yer veya sık sık erkek arkadaşlarını dinlenme odasına getirirdi. Bazen içimde adaletsizliğe uğramış gibi hissederdim. Ama bir Falun Dafa uygulayıcısı olduğumu hatırlayıp Shifu’nun Zhuan Falun kitabında söylediği şu sözler aklıma gelirdi:

"İşçiler Falun Dafa'ya başladığından bu yana işe erken geliyor ve geç saatte evlerine dönüyorlar. Azimle çalışıyor ve şefleri ne iş verirse versin, yapıyorlar. Ayrıca artık şahsi menfaatleri için de çekişmiyorlar."  (Zhuan Falun, Dördüncü Ders)

Ben de Dafa’nın bu öğretilerine uyarak hareket etmek istedim.

Gece yarısı vardiyalarımızda, yarım gün çalışıp yarım gün dinlenmek üzere dönüşümlü olarak uyuyorduk. Normalde herkes, vardiyaya yeni gelince evinde bir miktar dinlenmiş olduğu için hemen uykuya dalamazdı. Dolayısıyla hiç kimse ilk bölümü uyuyarak geçirmek istemezdi. Ben de A’ya, “İstersen ben ilk uyuyayım,” dedim. Başlarda bir sağa bir sola döner dururdum, tam dalmaya başlayınca da kalkıp vardiyayı devretmem gerekirdi. Genellikle saat 03.30’da benim kalkmam onun uykuya geçmesi lazımdı. Ama çoğu zaman saat 03.00 gibi kalkıp A’nın biraz daha fazla uyumasına izin verirdim.

Falun Dafa’nın ilkelerine göre davranarak, her türlü kolaylığı A’ya sundum. Diğer bölümlerdeki arkadaşlar bu duruma şaşırıp rahatsız oluyorlardı. Bir gün, işi bitirip dışarıda otururken diğer bölümden birisi, “A seni resmen eziyor. Tüm işleri sen yapıyorsun. Böyle şey olmaz. Sen de yapma, alışmasın,” dedi.

Bir keresinde, makinede bir arıza oldu ve yere çok fazla malzeme döküldü. Ben tek başıma kürekle yükledim, sırılsıklam terledim ve çok yoruldum. A ise o sırada yine odada bir şeyler atıştırıyordu. İçim öfkeyle doldu; ama yine kendi kendime “Ben bir Falun Dafa uygulayıcısıyım, Doğruluk-Merhamet-Hoşgörü ilkelerine uymalıyım,” dedim ve sakinleştim. Diğer işçiler dayanamadılar ve A’ya neden çalışmadığını sordular. O da çok kaba sözlerle, “O (beni kastedederek) kendi istediği için yapıyor!” diyerek hakaretler savurdu.

Bazen başka biriyle vardiya değiştirdiğimde, o diğer vardiyadaki iki kişinin işleri paylaşarak yaptığını, kimsenin kaytarmadığını görüyordum. Bu da içimde kocaman bir kıskançlık ve haksızlığa uğramışlık hissi doğuruyordu: “Neden benim payıma böyle bir iş arkadaşı düşüyor?” diye düşünüyordum. Xinxing’im sürekli bu şekilde test ediliyordu. Dafa’nın prensiplerine sarılarak ve her zor anı sabırla karşılayarak kendimi geliştirdim.

Bir keresinde A, elindeki teneke yemek konservesini açarken avucunu kesip beş dikiş attırmak zorunda kaldı. Onu eve dinlenmeye gönderdiler. İçimden “Zaten çalışmıyordu, çok da fark etmez,” diye düşündüm. Yani çok da duygusal bir tepki vermedim. Fakat bu olaydan sonra A sanki kendini biraz sorguladı ve yaptığı aşırılıkları fark etti. Bana, “Kusura bakma; şimdi tüm işi sana bırakmak zorundayım, teşekkür ederim,” dedi. Ben de “Sorun değil, elin yaralı sonuçta. İşleri ben hallederim,” diye karşılık verdim. Yaralı eline rağmen ufak tefek işlere yardım etmeye kalktığında bile “Sen elini fazla yorma,” diyerek onu engellemeye çalıştım. O da bu sefer gerçekten çalışmaya niyetlendi.

Bundan yaklaşık bir yıl sonra, başka bir bölümde çalışan bir arkadaşım yanıma gelip, “Ben buradan ayrılacağım. Yeni bir göreve geçiyorum, müdürden de onay aldım. Sen de benim yerime geçsene,” dedi. Sonra da “Kardeşime haber verdim, o da bölümle görüştü,” diye ekledi. Böylece herkesin imrenerek baktığı o bölüme ben geçtim. Yeni görevde vardiyada tek kişi çalıştığım için, Fa’yı çalışmaya ve egzersizleri yapmaya daha fazla zaman ayırabildim. Diğer vardiyadaki arkadaşlar benim oraya geçtiğimi duyunca A’ya dönüp, “Senin keyfin artık bitti,” dediler. Nitekim A, kiminle vardiya tutsa anlaşamaz, sürekli tartışırdı. Sonunda benim yeni görev yerime gelip, “Kimse senin kadar iyi değil,” dedi ve parmağıyla ufacık bir mesafeyi gösterir gibi yapıp, “Şu kadarcık bile değil,” diye ekledi. Ben de “Ben Falun Dafa uygulayıcısıyım, onlarla nasıl aynı olabilirim ki?” dedim. Zamanla A ile dost olduk.

Daha sonra A, iş alanını değiştirdi. Yeni görevinde de amiriyle, tüm vardiyalardaki başka insanlarla sürekli kavga edip konuyu sık sık yönetime taşıyacak kadar ileri gitti. Yöneticiler de çaresiz kalıyordu. Bir seferinde geceyarısı vardiyasında çalışacaktı ve iş yeri evine uzak olduğu için ona, “Gel bizde kal,” dedim. Benim evim tesise çok yakındı. O da geldi. Çok öfkeliydi ve “Bu vardiyada da yine kavga edeceğim!” diyordu. Ona “O kadar öfkeye gerek yok, gel Shen Yun gösterisini izle,” dedim. (O dönem Shen Yun DVD’sini izletmek serbestti.) Gösteriyi izledikten sonra, “Kalbim çok rahatladı, artık kavga etmek istemiyorum,” dedi. İşte o gün A da Dafa’yı kabul etmiş oldu.

Birkaç yıl sonra, yine daha rahat bir göreve transfer edildim. Dafa’yı çalışmak, egzersizleri yapmak, doğru düşünceler göndermek gibi uygulamalarımı rahatça sürdürebiliyordum. Bir uygulayıcı olarak kendime sürekli yüksek bir standart koydum. Yeni görevimde öğrenmem gereken teknikleri Dafa’nın bana verdiği bilgelik sayesinde çok kısa sürede kavradım. Daha üçüncü vardiyamdayken üst yönetimden bir heyet gelip “Görev Sorumluluğu Sistemi”mizi denetleyeceklerini söyledi. Bu kapsamda iki uzun metni ezbere bilmemiz gerekiyordu. Yöneticiler, ben bu göreve yeni geçtiğim için başarılı olamayacağımdan endişelenerek üst yönetime, “Kendisi yeni başladı,” şeklinde bilgi verdiler. Ama ben hepsini akıcı bir şekilde ezbere saydım. Gelenler çok memnun kaldı. Aynı vardiyadaki arkadaşım birkaç kez yardımla ve hatırlatmayla ancak birkaç cümle söyleyebildi. Bu olaydan sonra tüm bölüm beni tanıdı. Güvenlik görevlisi, müdüre “Bu bölüm artık tamam, çok becerikli bir eleman geldi,” demiş. Yeni görevimde yöneticiler ve iş arkadaşlarım tarafından iş becerim takdir edildi. Bir iş arkadaşım, “Bu göreve sen başına bile yetersin,” dedi. Benim bu sıra dışı performansımın asıl kaynağı Falun Dafa’nın bana kazandırdığı bilgeliktir.

Devlet kurumu olduğumuz için, iş yerinde disiplinin çok sert olduğu söylenemez; çalışanlar geç kalabiliyor, erken çıkabiliyor veya işi aksatabiliyorlar. Ama ben Dafa’nın temel ilkelerine uyarak çalışma disiplini kurallarına sıkı sıkıya riayet ediyorum. Ortama ayak uydurup “nasıl olsa herkes böyle yapıyor” demiyorum. İç ve dış temizliği hangi vardiyanın işi olursa olsun, elimden geldiğince yapıyorum. Yöneticiler de bunu görüyor. Üst kademeden ya da kurum içinden hangi yetkinlik veya sınav olursa olsun, genellikle beni de gönderiyorlar. Bir seferinde tüm şirketi temsilen “yangın güvenliği” sınavına gidilecekti, vardiya sorumlusu beni önerdi. Müdüre, “20-30 yaşında birçok çalışan var, onlar gitsinler. Ben 40’ı geçtim,” dedim. Müdürse, “Biz sana güveniyoruz,” diye ısrar etti. Bir toplantıda vardiya amiri şöyle söyledi: “Buradaki birkaç kişi arasında, bizim için en faydalı olanı Falun Gong’u uygulayan arkadaşımız. O gerçekten farklı.”

Şimdilerde, Falun Dafa uygulayıcılarının gerçeği anlatma çabalarının artması ve ortamın değişmesiyle, insanlara hakikatleri ulaştırmak daha kolaylaştı. Doğru bilgileri öğrenen pek çok insan, Falun Dafa uygulayıcılarını gördüğünde “Falun Dafa iyi!” diye sesleniyor.

Bir keresinde, bir başka uygulayıcı arkadaşımla birlikte eve gidiyorduk; yolda bir çift gördük. Yanlarına giderek selamlaştık ve kendilerine Falun Dafa hakkındaki gerçeği anlatan küçük bir broşür verdik. Okumalarını ve konuyu öğrenmelerini istedik. Adam, “Bu Falun Gong’la ilgili mi?” diye sordu. Evet, deyince, “Ben Falun Gong hakkındaki yayınları okumayı seviyorum, anlattıklarının hepsi doğru,” dedi.

Başka bir gün, yolda yürürken, birisi uzaktan “Falun Dafa iyi!” diye bağırdı. Dönüp baktığımızda, onun tanıdığımız bir taksi şoförü olduğunu gördük. Bizi her gördüğünde, etrafta kaç kişi olduğu fark etmeksizin “Falun Dafa iyi!” diye sesleniyordu.

Bir başka sefer, kalabalık bir pazar yerine gittiğimde, gerçeği öğrenmiş bir tanıdığım yanıma geldi ve “Falun Dafa iyi!” dedi. Ben de “Doğruluk, Merhamet, Hoşgörü iyi!” şeklinde karşılık verince, ikimiz de mutlulukla gülümsedik.

Her yıl Minghui takvimi dağıtma zamanı geldiğinde, gerçeği öğrenen insanların hepsi adeta kapış kapış takvim istiyorlar. Genelde koca bir torbayla takvim getirip yere koyduğumuz anda herkes hemen birkaç tane kapıyor; kimisi akrabalarına, arkadaşlarına, çocuklarına vermek için fazladan da alıyor. Neredeyse her evde bir “gerçeği anlatan” takvim asılı duruyor. Hatta gelecek sene için önceden rezervasyon yapanlar bile var.

Falun Dafa insanların gönüllerine artık iyice kök saldı; toplum, Dafa’nın sunduğu lütufla adeta yıkanıyor. Böyle karmaşanın hüküm sürdüğü bu dönemde, yüce ve merhametli Shifu insanlara kurtuluşun son umudunu sunuyor. Shifu’nun merhameti ve lütfu gerçekten engin ve sonsuzdur.

Orijinal Çince makale