(Minghui.org) Bir sabah, küçük bir buluşma için ailemle birlikte market alışverişine çıktık. Büyük bir çınar ağacının altındaki bir sebze tezgâhında beş ya da altı kadın ürünlerini satıyordu. Arabayı yol kenarına park ettikten sonra, daha önce görmediğim bir yüz fark ettim—otuzlu yaşlarında bir kadındı—ve sebzeleri ondan almaya karar verdim.

Ailem sık sık benimle dalga geçerdi; satıcılara sebzelerden daha çok ilgi gösterdiğimi söylerlerdi. Özellikle yeni satıcılara yaklaşmayı severdim; sohbet başlatmak ve Falun Dafa hakkında bilgi paylaşmak bana çok doğal gelirdi. Alışveriş yaparken hiçbir zaman en iyi ürünü seçmek için didik didik etmez, pazarlık yapmaz, para üstünü yuvarlamazdım. Bunun yerine, emeklerine duyduğum takdiri göstermek için birkaç farklı satıcıdan az az alırdım. Zamanla tanınan ve sevilen bir müşteri haline geldim.

“Merhaba, biraz salatalık alabilir miyim?” diye sordum. Satıcı onları hızla bir poşete doldururken, “Bunları çabuk satmam lazım. Eve gitmem gerekiyor—elim çok fena ağrıyor!” dedi. Endişelenip eline ne olduğunu sordum. “Yandı ve hâlâ iyileşmedi. Çok acıyor,” diye cevap verdi ve sol elini bana uzattı.

Sol eli, sağ elinin neredeyse iki katı kadar şişmişti. İşaret, orta, yüzük ve serçe parmakları kırmızı ve mor renkteydi, iltihap akıyordu. “Aman,” dedim, “eliniz enfeksiyon kapmış! Bu sıcakta acısı dayanılmaz olmalı. Böyleyken dışarıda çalışmamalısınız.”

Poşete daha fazla salatalık koymaya başladı. O kadar alamayacağımı söyledim ama yine de iki tane daha ekledi. Hızla bitirip eve gitmek istediğini düşündüğüm için, poşet dolana kadar engellemedim. Parasını verirken, “Yanıklar çok acıtır, özellikle yaz sıcağında. Ben de bir zamanlar benzer bir şey yaşadım. 1998’de, sıcak bir yaz gününde düdüklü tencerede lapa pişirirken patladı. O kadar fena yandım ki gömleğimi makasla kesmek zorunda kaldım. Aradan on yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ izi duruyor,” dedim ve elimdeki izi gösterdim.

“On gün hastanede yattım, serum ve yanık merhemleriyle tedavi gördüm ama yanıklar bir türlü kabuk bağlamadı, sürekli akıyordu. Saçımı bile yıkayamıyor, duş alamıyordum—dayanılmazdı!” Ardından sordum: “Nasıl iyileştiğimi tahmin edebilir misiniz?” Gözleri merakla parladı. “Nasıl?” dedi.

O sırada diğer satıcılardan birkaç kişi de etrafımıza toplanmış, dikkatle dinliyordu. Sesimi yükselttim ki hepsi duysun: “Bir arkadaşım bana ‘Falun Dafa iyi, Doğruluk-Merhamet-Hoşgörü iyi’ dememi önerdi. O gece durmadan, tekrar tekrar bunu söyledim. İnanmayacaksınız ama ertesi gün yanıklarım tamamen kurumuştu. Tüm ilaçları çöpe attım.”

Şaşkınlıkla bana baktı. “Gerçekten işe yarıyor mu?” Gülümsedim. “Bilimin açıklayamadığı şeyler var. Falun Gong Budist bir öğretidir—işe yarar! Bunun gerçek bir tezahürü olduğuna inanıyorum.”

Tam o sırada çocuklarım, park yeri bulamadıkları için acele etmemi isteyen bir korna çaldı. Birkaç satıcı daha onlardan da alışveriş yapmamı söyledi. Yeşil fasulye satan yaşlı bir kadının yanına geçip hikâyeme devam ettim: “Yanıkların dışında, düdüklü tencere patladığında kapağın metal düğmesi kaşlarımın arasına çarptı. Gözlüğüm parçalandı, camı derimi iki santimetre derinliğinde kesti. Altı dikiş atıldı,” dedim ve konuşurken orayı işaret ettim. Aslında iz, yakından bakılmadıkça fark edilmez.

Bir tezgahtan diğerine geçerken hikâyemi tekrarladım. İşim bittiğinde, planladığımdan çok daha fazla alışveriş yapmıştım. Parasını ödeyip satıcılara teşekkür ettikten sonra arabaya bindim ve son bir kez daha, “Unutmayın, ‘Falun Dafa iyi, Doğruluk-Merhamet-Hoşgörü iyi’ deyin,” dedim.

Tam kapıyı kapatmak üzereyken, birkaç sebze satıcısının hep bir ağızdan “Falun Dafa iyi! Doğruluk-Merhamet-Hoşgörü iyi!” diye bağırdığını duydum.

Kalbim bu kıymetli canlılar için sevinçle doldu.

Orijinal Çince makale