(Minghui.org) 20 Temmuz 1999, Falun Dafa uygulayıcıları için sıradan bir gün değildi. Benim için de sıradan bir gün değildi. Falun Gong (Falun Dafa) sözlerini ilk kez o gün duydum; medyanın onu karaladığını da yine aynı gün duydum.
Bunun Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) propagandası olduğunu anlamadım; bu yüzden Falun Dafa’yı reddettim ve ona karşı direndim. Falun Dafa’dan ve uygulayıcılarından nefret ettim. Bu nefret o kadar güçlü ve her şeyi kaplayan bir nefretti ki sanki bizzat ben etkilenmişim gibi hissediyordum. Ancak Komünist Parti Üzerine Dokuz Yorum ve Komünizmin Nihai Hedefi’ni okuduğumda, nefretimin komünizmin kötü hayaletinden geldiğini ve beni tükettiğini fark ettim.
ÇKP’nin Yalanlarını Tekrarladım ve Bir Yargıç Beni Durdurdu
ÇKP’nin taraflı propagandasını dinledim ve ona inandım. Falun Dafa’dan öylesine nefret ediyordum ki bir gün iş arkadaşlarımın ve müvekkillerimin önünde Falun Dafa’ya ve uygulayıcılarına yüksek sesle küfrettim; ama bir yargıç beni durdurdu.
Yargıç, ailemde Falun Dafa’yı uygulayan biri olup olmadığını ve Falun Dafa’nın ne olduğunu bilip bilmediğimi sordu. Ayrıca resmi medyanın birçok üniversite profesörünün Falun Dafa’yı uyguladığını bildirdiğini söyledi. Bana, o profesörlerin benden daha tecrübeli, ekonomik açıdan daha güçlü ve daha bilge olup olmadığını sordu. Ben de ailemde kimsenin Falun Dafa’yı uygulamadığını, Falun Dafa hakkında hiçbir şey bilmediğimi ve her açıdan o profesörlerin çok gerisinde olduğumu söyledim. Yargıç bunun üzerine, televizyonda 100 milyondan fazla insanın Falun Dafa’yı uyguladığı söylendiğine göre bunun mutlaka bazı faydaları olması gerektiğini; medya haberlerinin doğru olmayabileceğini; ayrıca Falun Dafa hakkında hiçbir şey bilmediğim için medyanın propagandasını tekrarlamamam gerektiğini söyledi.
Artık toplum içinde Falun Dafa’ya ve uygulayıcılarına küfretmiyordum, ama kalbimde bunu kabul etmiyordum. Zihnim televizyonda duyduğum karalayıcı sözlerle doluydu. Medya haberlerini kendim rasyonel biçimde analiz edemiyor, sadece körü körüne onları takip ediyordum.
Tiananmen Kendini Yakma Olayının Kurgulandığını Anlamak
2003’ün sonunda bir iş arkadaşımdan Zhuan Falun kitabının bir nüshasını aldım. Kitabı okurken, sanki yaşlı ve iyi kalpli birinin bana basit ve anlaşılır bir şekilde iyi insan olmayı öğrettiğini dinliyormuşum gibi hissettim. Kendi anlayış seviyemde “öldürmeme” ilkesini, yaşamın ne kadar kıymetli olduğunu ve neden başkalarına ya da kendi bedenimize zarar vermememiz gerektiğini veya intihar etmememiz gerektiğini öğrendim. Tiananmen’deki kendini yakma olayının ÇKP tarafından kurgulandığını, bir aldatmaca olduğunu anladım. Zhuan Falun kitabı bunun kanıtıydı.
İnsanlar Zhuan Falun’u okudukları sürece—Falun Dafa’yı uygulamaya başlayıp başlamamaları fark etmeksizin—Falun Dafa’nın öldürmeyi yasakladığını bilirler. İntihar etmek ya da kürtaj büyük bir günahtır. Tiananmen Meydanı’ndaki o kendini yakma gösterisine dahil olanlar, Falun Dafa’yı daha önce uygulamış olsalar da olmasalar da artık uygulayıcı değillerdi. Zhuan Falun bunu açıkça ifade eder.
Falun Gong kitabındaki talimatlara uyarak “jieyin” el pozisyonunu nasıl yapacağımı öğrendim ve doğru şekilde yapabildim. Kendini yakanlardan biri olan Wang Jingdong, “jiejin” pozisyonunu doğru yapmıyordu; oturuşu da yanlıştı. Bu, onun Falun Dafa’yı uygulamadığını ve onunla ilgili hiçbir şey bilmediğini kanıtlıyordu. Falun Dafa’yı azıcık bilen biri bile çok daha iyi yapardı. Yaptığı büyük hatalar, videonun aceleyle çekildiğini düşündürüyordu.
Benim anlayışıma göre, birileri böyle bir videonun yapılmasının engellenmesinden korktuğu için video aceleye getirilmişti. Peki videoyu kim engellerdi? Bu, ÇKP hükümetinin üst düzey yetkilileri olabilirdi. Bu da dolaylı olarak, kendini yakma aldatmacasının azınlık tarafından gerçekleştirildiğini ve ÇKP merkez yönetimindeki üst düzey yetkililerin görüşlerinin farklı olduğunu gösterir. Eğer bu aldatmaca liderlerin çoğunluğu tarafından onaylanmış olsaydı, aceleye getirilmezdi ve bu kadar bariz hata olmazdı. Bu, Falun Dafa uygulayıcılarının söylediğinin doğru olduğunu kanıtlar: Zulmü tek başına Jiang Zemin başlattı ve ÇKP’nin üst düzey yetkililerinin çoğu zulme katılmıyordu.
Tiananmen Meydanı kendini yakma olayının bir aldatmaca olduğunu anladığımda, daha önce neden bu kadar mantık dışı olduğumu merak ettim. Neden televizyonun söylediklerine kendi kendime düşünmeden inanmıştım? Falun Dafa bana hiçbir zarar vermemişti; öyleyse neden Falun Dafa’dan ve uygulayıcılarından bu kadar nefret etmiştim?
Falun Dafa’yı Uygulamaya Başlıyorum
Zhuan Falun kitabı, rasyonelliğimi yeniden kazanmamı ve başkalarını körü körüne takip etmememi sağladı; iyiyle kötüyü yargılamanın ölçütünün Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörü ilkeleri olduğunu öğrenmeme de imkan verdi. Aradığım şeyi, hayatımın amacını buldum. Sevinçle Falun Dafa’yı uygulamaya başladım.
Falun Dafa’yı kabul edip iyi olduğunu onaylasam da ÇKP’nin bana aşıladığı her şeyden şüphe eden zihniyetim nedeniyle, uygulayıcıların iyi olacağına inanmıyordum. Dafa’nın iyi olduğuna ve Shifu’nun iyi olduğuna inanıyordum; ama aynı zamanda insanların insan olduğunu ve Falun Dafa uygulayıcılarının kitabın öğrettiği gibi davranamayacağını düşünüyordum. Yerel uygulayıcılarla temas kurmak istemiyordum; içimin en derininden onlara karşı direniyor ve onları reddediyordum. Falun Dafa’yı tamamen tek başıma uyguladım.
Falun Dafa’yı yalnız başıma uygulayarak, Falun Dafa’nın hiçbir resmiyeti ve hiçbir örgütü olmadığını anladım. ÇKP, Falun Dafa’nın iyi örgütlenmiş olduğunu söylemişti. ÇKP’nin yalan söylediğini ve insanları aldattığını biliyordum. Falun Dafa’nın iyi olduğuna inanıyordum ve onu uygulamak istiyordum. Falun Dafa’yı temsil eden kimse beni görmeye gelmedi. Hiçbir uygulayıcı gelip beni Falun Dafa için bir şey yapmaya sürüklemedi. Falun Dafa kitabında yazılanların doğru olduğuna bizzat tanık oldum.
Shifu diyor ki:
“Her Falun Gong uygulayıcısı toplumun bir üyesidir ve her birinin kendi işi ve kariyeri vardır. Sadece Falun Gong egzersizleri yapmak için her sabah yarım saat ya da bir saat parklara daha sonra da işlerine gitmektedirler. Bizim, dinlerde olduğu gibi, insanların izlemeleri gereken çeşitli hükümlerimiz yoktur, ya da bizim tapınaklarımız, kiliselerimiz veya dinsel törenlerimiz de yoktur. İnsanlar öğrenmeye istedikleri gibi gelip gidebilirler ve biz üyelik listelerine de sahip değiliz. Bu nasıl bir dindir?” (Daha İleri Yükselmeler İçin Esaslar II, Benim Bazı Düşüncelerim)
“...o zaman uygulayıcılarımız Fa'yı çalışmaya devam etmeli ve herhangi bir organizasyon olmadan, kendi inisiyatifleriyle egzersizleri yapmalıdırlar - sabah egzersizlerine kendi inisiyatifleriyle katılabilirler - böylece uygulamamızın ayırt edici özelliği ve saflığı korunur.” (Daha İleri Yükselmeler İçin Esaslar, Pekin’deki Eski Uygulayıcılara)
Kibrimi ve Rekabetçi Kavramlarımı Fark Etmek
Çocukluktan yetişkinliğe kadar ÇKP’nin teorileriyle eğitildim ve ÇKP’nin şarkılarını söyledim. Düşüncelerim, alışkanlıklarım ve düşünme biçimlerim ÇKP’nin çerçevesi ve bağlamı içindeydi. Bağımsız ya da rasyonel düşünemiyordum.
ÇKP’nin, insanlığı yok edecek kötü bir ruh; insan bedenlerini ele geçirip insan zihinlerini kontrol eden bir musallat ruhu olduğunu temelden anlamıyordum. ÇKP’nin başlattığı sayısız siyasi harekette Çin halkına yapılan zulmün gerçeklerini tanımıyor ve anlamıyordum. Bu yüzden, ÇKP’nin Falun Dafa uygulayıcılarına hiçbir dayanak olmadan neden zulmettiğini ve Falun Dafa’yı neden bu kadar yoğun biçimde karalayıp sabote etmeye çalıştığını temelde anlayamıyordum.
ÇKP’nin zihniyeti ve algısıyla, Falun Dafa’yı tüm kalbimle uygulayamazdım. Shifu’yu gerçekten dinleyip hakiki bir uygulayıcı olmak, zulmü reddetmek ya da zulme karşı koymak konusunda gerçek anlamda iyi yapmıyordum. Falun Dafa ile kader bağı olan canlı varlıkları nasıl kurtaracağımı gerçekten bilmiyordum.
Geçtiğimiz 22 yıl boyunca egomu bırakmadım; bir kez zorla çalıştırma kampına kapatıldım, iki kez gözaltına alındım ve bir kez hapis cezasına çarptırıldım. Bu, Falun Dafa’yı uyguladığım için değil; onu aradığım ve istediğim içindi.
Bir yıl boyunca zorla çalıştırma kampında kaldım. Yüzeydeki sebep, polisin beni tutuklamasıydı. Asıl sebep ise itibarımı kaybetmek istememem ve aşağılanmak istemememdi. Kocam başka kadınlarla ilişki yaşamıştı; eve gelmiyor, ailemize ya da çocuğumuza bakmıyordu. Başka kadınlara gittiğini, benim iyi olmadığım için yaptığını övünerek anlatıyordu. Hatta aynı binada yaşayan bir kadınla bile ilişki yaşamıştı. Diğer boyutlardaki eski güçler benim bu eksiklerimden yararlandı.
Çalıştırma kampından çıktıktan sonra hala kibirli ve benmerkezciydim. Kavramlarım beni kontrol ediyordu. Zhuan Falun’un sadece hoşuma giden bölümlerini çalışıyordum. Fa’yı gerçekten elde etmemiştim ve kendimi temelden değiştirmemiştim. Bencildim, kibirliydim ve her zaman haklı olduğumu düşünüyordum. Fa ile asimile olmadığım için, kötülüğün hilelerini göremiyor ve pasif şekilde onların peşinden gidiyordum. Hatta gözaltı merkezinde ve hapiste kalmayı; onların uygulayıcılara nasıl zulmettiğini görmeyi, böylece ilgili yargı görevlilerine karşı dava açıp onları sorumlu tutmayı düşünmüştüm. Oysa ben hukuku, canlı varlıkları kurtarmanın bir aracı olarak değil, insanları cezalandırmanın bir aracı olarak görüyordum.
Yerel uygulayıcılarla temas kurduğumda, zulmün ayrıntılarını bana net biçimde anlatamadıklarını gördüm. Zulmün kanıtlarını elde edemiyordum.
2004 yılında bir gün tesadüfen bir Falun Dafa uygulayıcısına ait bir ceza hükmünü gördüm. Bu hükümde pek çok hata vardı. Biraz hukuktan anlayan herkes, kararda sorun olduğunu bilirdi. Bu bir yanlış davaydı. Böylesine gülünç bir dava nasıl var olabilirdi?
Kendim bizzat hapse gidip zulmün kanıtlarını bulmak istiyordum; sonra da onlara karşı dava açacaktım.
Hapiste zulmü bizzat deneyimledikten sonra, hatalı olduğumu gördüm. Temelim yanlıştı. Dava açma düşüncesinin ardında rekabetçiliğim vardı ve onu bırakmalıydım. Bir uygulayıcının kendini iyi geliştirmesi ve canlı varlıkları merhametle kurtarması gerekir.
Hukuk Birimindeki Görevliler Bana Gerçeği Söylüyor
Birden çok kez zulme uğradıktan sonra, Shifu’nun hukuk birimlerindeki görevlileri kullanarak bana Falun Dafa’nın iyi olduğunu anlattırdığını fark ettim. Ayrıca canlı varlıkların Fa için geldiğine ve hepsinin zulme karşı koymada aktif şekilde yer aldığına tanık oldum.
2004 yılında bir polis memuru iş için iş yerime geldi. Ona, Falun Dafa uygulayıcılarını tutuklamaya hiç karışıp karışmadığını sordum. Karıştığını söyledi. Ona Falun Dafa hakkında ne düşündüğünü sordum. Şöyle dedi: “Falun Dafa kitaplarını okudum ve onların DVD’lerini izledim. Çok iyi. İnsanlar kitapları okuyup DVD’leri izlese—Falun Dafa’yı uygulamasalar bile—bu toplum giderek daha iyi olurdu. Tutuklanan Falun Dafa uygulayıcıları çok nazikler!”
2005 yılında yaşlı bir Falun Dafa uygulayıcısı beni görmeye geldi. Oğlu onun dairesini işgal etmiş ve onun orada yaşamasına izin vermiyordu. Kadın, oğlunun bir odada kalmasını, kendisinin de diğer odada kalmasını istemişti; oğlunu ve gelinini hukuki yollardan evden çıkarmak istemiyordu. Üstelik oğluna bir daire satın almıştı. Oğlu o daireyi kiraya vermiş, sonra da onun rızası olmadan gelip onunla yaşamıştı. Şimdi ise onu evden çıkmaya zorluyordu.
Aralarını bulmak için arabuluculuk yapmaya gittim. Oğlu ve gelini bana kaba davrandılar ve “O Falun Dafa’yı uyguluyor. Biz onu dışarı atmak istiyoruz,” dediler. Tartışmaya hiç alan bırakmadılar.
Kadının oturduğu siteye gittim. Site müdürü ve başka bir meslektaşım ofisteydi. Müdür şöyle dedi: “O yaşlı ve evde Falun Dafa’yı uygulayarak sağlıklı kalıyor, bedenini dinç tutuyor. Ama oğlu onu yerel polise ihbar ediyor ve polisten onu tutuklamasını istiyor.”
Arabuluculuk yaptığım sırada, oğlu annesinin ağzını bantlayıp bacaklarını koli bandıyla bağladı ve onu bir çocuğun yatağına yatırdı. Yerel polisi arayıp onu tutuklamalarını istedi. İki polis geldi ve onu bu halde gördü. Polislerden biri oğlunu azarladı ve annesine kötü muamele yapmayı durdurmasını emretti. Durdurmazsa polis onu tutuklayacaktı. Oğul annesinin ağzındaki ve bacaklarındaki bandı çıkarmak zorunda kaldı. Oğul beni görünce, polislerin neden annesini götürmediğini sordu.
Her gün annesine Falun Dafa’yı karalayan ses kayıtlarını dinletiyor, ona farklı biçimlerde kötü davranıyordu. Hatta onu dairenin içine kilitleyip dışarı çıkmasına izin vermiyordu.
Kadın, aşağıdaki insanların yardım edeceğini umarak, pencerenin arasından “Lütfen beni kurtarın” yazdığı bir kağıdı aşağı atmıştı.
Karakola gittim. Müdür bana yerel 610 ofisinin oğul ve gelinini onu izlemeleri için ayarladığını söyledi. Onun evi bir “aile beyin yıkama merkezi”ydi. Kadının yaşadığı sitedeki güvenlik görevlilerine gittiğimde, görevli bana her gün onu izlemek ve dışarı çıkarsa ihbar etmek üzere görevlendirildiklerini; ayrıca onu takip etmek için bir aracın gönderileceğini söyledi.
Mahkemenin hukuk bölümü başyargıcına gittim ve dava açılıp açılamayacağını sordum. Bana, Falun Dafa’dan hiç bahsedilmemesi ve sadece oğlunun daireden çıkmasının talep edilmesi şartıyla davanın açılabileceğini söyledi.
2005 yılında bir gün bir Falun Dafa uygulayıcısının yargılanmasını izlemeye gittim. Duruşma salonu açıktı; herkes girip davayı dinleyebilirdi. Mübaşir insanların içeri girmesini engellemeye çalıştığında, başkan yargıç mübaşire işaret ederek herkesin girmesine izin vermesini söyledi.
Duruşma sırasında Falun Dafa uygulayıcısı kendini nasıl savunacağını bilmiyor ve asıl noktaya gelemiyordu. Başkan yargıç zaman zaman onu yönlendirdi ve süreç, izleyicilerin onun gerçeği açıklamasını dinlediği bir zamana dönüştü.
(2. Bölümden devam edecek)
Telif Hakkı © 2026 Minghui.org'a aittir. Her hakkı saklıdır.
Kategori: Uygulama Yolculuğu