(Minghui.org) Duymadığı için oğlum, sabit hatlı bir numaradan cep telefonuna gelen aramayı kaçırdı. Geri aradığında bunun karakoldan geldiğini öğrendi. Telefona cevap veren kişi, aramayı başka birinin yaptığını ve o kişinin dışarı çıktığını söyledi. Oğlum bize, “Karakoldan aradılar. Muhtemelen annemi arıyorlar,” dedi. Polis bunu daha önce de yapmıştı—beni doğrudan aramak yerine oğlumu arıyorlardı.
Ertesi gün başka bir uygulayıcının evindeydim ve o, karakoldan birinin son iki gün içinde kocasını da iki kez aradığını, nerede yaşadıklarını ve hala onun yetki alanında olup olmadıklarını sorduğunu söyledi. Onunla kocasının iki dairesi var ve eskiden diğerinde yaşıyorlarmış. Bizim de iki dairemiz olduğu için, beni de aynı nedenle arıyor olmalılar diye düşündüm.
Saat 19:20 civarında, tanımadığım bir cep telefonu numarası beni aradı. Numaraya bakarken içgüdüm bunun karakoldan biri olduğunu söyledi. Açmalı mıyım, açmamalı mıyım? O anda Shifu’nun öğrettiği bir şey aklıma geldi:
“Güç kullanarak reforme etmeye çalıştıkları öğrenciler (bu reforme edilmek için götürülmemiş olanları kapsamıyor) reforme etme işini yapan kişilere gerçeği açıklayın ve şeytanı açığa çıkarın ve onlara "iyiliğin ve kötülüğün her zaman bir karşılığı olduğu" etki ve tepki ilişkisinden bahsedin.” (Daha İleri Yükselmeler İçin Esaslar II, Bir Öneri)
Bununla dik ve onurlu bir şekilde yüzleşmem gerektiğini anladım, bu yüzden telefonu açtım.
Arayan, karakoldan bir kadın polis memuruydu. Soyadını sordum, “Memur Wang” olduğunu söyledi. Sonra da “Adınız falanca mı?” diye sordu. Ona adımı nereden bildiğini sorduğumda beni görmezden geldi ve “Şu adreste mi oturuyorsunuz? [Tam adresimi söyledi.] Oğlunuzu aramaya çalıştık ama kimse cevap vermedi,” dedi.
“Benim ailem hakkında nasıl bu kadar çok şey biliyorsunuz?” diye sordum. “Adınız ne?”
“Adımı bilmenize neden gerek var?” dedi. Ardından bastırarak, “Şu adreste mi oturuyorsunuz?” diye sormayı sürdürdü.
Ben de “Ailem hakkında bu kadar çok şey biliyorsunuz. Benim de adınızı sormam doğal değil mi? Oğlumun adını bile biliyorsunuz. Tam olarak ne yapmaya çalışıyorsunuz? Adınız ne?” dedim.
İsteksizce adını söyledi ve sonra yine, “Şu adreste mi oturuyorsunuz? Emekli oldunuz, değil mi?” diye sordu.
Emekli olduğumu söyleyince, ev ziyareti yapıp fotoğrafımı çekmesi gerektiğini söyledi. “Ne için?” diye sordum. “Her haneye mi gidiyorsunuz?” Gittiğini söyleyince, “Bu, tüm şehirdeki her mahallede, her sakinin fotoğrafını çektiğiniz anlamına mı geliyor?” diye sordum. Tam o sırada hat koptu. Telefonumda “Ağ bağlantısı kesildi, bağlanılamıyor” yazdı. Bunun benim sinyalimden mi, onun sinyalinden mi kaynaklandığından emin değildim.
Bunu (o da uygulayıcı olan) kocamla konuştum. Bana şöyle öğüt verdi: “Ona bir aile üyesi gibi davran ve işi zorlaştırma. Nazik ol. Herkes sadece işini yapıyor. Sakin bir zihinle konuş. Senin için doğru düşünceler göndereceğim. Muhtemelen bizim sinyalimiz koptu; sonra geri ara.”
Shifu’nun, Fa’ya karşı sorumlu olmamız gerektiğini, canlı varlıklara karşı sorumlu olmamız gerektiğini; ona canlı varlıkları kurtarmada yardım etmemiz ve kötülüğün onları yok etmesine izin vermememiz gerektiğini söylediğini hatırladım. Ben canlı varlıklara karşı değilim—biz aynı taraftayız. Hepimiz Falun Dafa uygulayıcılarının zulüm gördüğünü biliyoruz. Aslında zulmü uygulayanlar da zulüm görüyor, sadece bunun farkında değiller. Kötülük onları, uygulayıcılara zulmetmek için kullanıyor ve böylece onları da yok ediyor. Uygulayıcılarla canlı varlıklar arasındaki ilişki şudur: Biz onları kurtarıyoruz ve onlar kurtarılıyor; hepsi Shifu’nun ailesinin üyeleridir.
Eve geldiğimde Shifu’nun fotoğrafının önünde durdum, avuçlarımı birleştirdim ve şöyle dedim: “Shifu, lütfen doğru düşüncelerimi güçlendirin. Lütfen polis memuru Wang’ın iyi yanını—Doğruluk-Merhamet-Hoşgörü’yü—güçlendirin; bu onun doğuştan gelen özüdür.”
Saat 20:30’da onu geri aradım ve “Bu kadar geç aradığım için çok özür dilerim,” dedim. Sorun olmadığını söyleyince devam ettim: “Şöyle açıklayayım: Az önceki konuşmamız kesilince telefonumda ‘ağ bağlantısı kesildi, bağlanılamıyor’ yazdı. Bunun benim sinyalimden mi yoksa sizinkinden mi kaynaklandığını bilemedim. Sizin yüzünüze kapatmadım.”
O da “Sorun değil. Neden birden sizi duyamadım diye merak etmiştim,” dedi.
Ben de nazikçe, “Peki bu tam olarak neyle ilgili? Buradaki komşularımızın hiçbiri hane ziyareti diye bir şey duymamış,” diye sordum.
Falun Dafa’yı uygulayıp uygulamadığımı sordu; uyguladığımı söyleyince, “Ev ziyareti yapıp sizin fotoğrafınızı çekmem gerekiyor—evinize gidip sizinle konuştuğumu kanıtlamam için,” dedi.
Ziyareti kabul etmedim ve bunun kötü bir etki yaratacağını söyledim. Bunun üzerine, “O zaman siz karakola gelebilirsiniz,” dedi. Bunu da reddedince, “O zaman siz kendiniz fotoğraf çekip bana gönderebilirsiniz,” dedi.
Ben de “Bunu da yapamam. Bu, zulme katıldığınıza dair bir kanıt olur ve sizi sorumlu kılar. Ömür boyu sorumlu tutulursunuz—hatta onlarca yıl sonra bile soruşturmalar yapılır. Sorumlu tutulacak kişiler; politikaları yapanları, emir verenleri, zulme katılanları ve zulmü uygulayanları kapsar; işbirlikçilerden bahsetmiyorum bile.
“İşbirlikçi nedir? Buna uyan herkes. Falun Dafa Doğruluk-Merhamet-Hoşgörü’yü öğretir. Bunun hiçbir yanlış yanı yoktur ve Anayasa’nın 36. maddesiyle uyumludur. İşiniz uğruna kendinizi mahvetmeyin; değmez. Ayrıca Memurlar Kanunu’nun 60. maddesine de bakmalısınız; üstlerin hatalı talimatlarını yerine getirenlerin de sorumluluk taşıdığını söyler.
“Şimdi fotoğraf çekmek, ileride sorumlu tutulmanıza yol açabilir. Bu hukuki tuzak uzun zaman önce kurulmuş. Gözünüzü açık tutmalı ve kendinize bir çıkış yolu bırakmalısınız. Hepimiz geçinmeye çalışıyoruz; bunun kolay olmadığını anlıyorum. Bu devirde gençlerin iş bulması çok zor. Ama kimse sizin yerinize sorumluluk almaz. Durum böyle. Herkes sorumluluktan kaçar ve hiç kimse sizin yerinize suç üstlenmez.”
O da “Evet ama ben zaten iki kişiyle fotoğraf çektim,” dedi.
Ben, “Gerçekten dikkatli olmanız gerekiyor. İnsanlarla fotoğraf çekmek sizin için iyi bir şey değil,” dedim.
O da “O zaman yarın amirimle konuşup fotoğraf çekmememin uygun olup olmadığına bakacağım,” dedi.
Ben de “Ailemde son zamanlarda olanlardan şunu anladım: Gökyüzü izliyor ve yaptığımız her şeyi görüyor. İyi kalpli olmalı ve kimseye zarar vermemeliyiz,” dedim.
O da katıldı: “İyi kalpli olmanın yanlış bir yanı yok.”
Ben, “İyilik zamanın sınavından geçer,” dedim; o da onayladı. Bu kadar geç arayıp onu rahatsız ettiğim için tekrar özür diledim, ama sorun olmadığını söyledi.
Ertesi sabah kocamla birlikte karakolun yakınlarına gidip doğru düşünceler gönderdik. O kadın polis memuru bir daha hiç aramadı. O, iyiliği seçti ve onun adına sevindim.
Yerel bir uygulayıcı tutuklanıp zulme uğradığı için bazı referans materyalleri aradım. Bir makalede kamu görevlileriyle iletişim kurarken sahip olmamız gereken zihniyetle ilgili bir bölüm vardı; beni derinden etkiledi. Makale, zulme karşı gerçekten tavır almak zorunda kalacak kişilerin karakollarda, savcılıklarda ve mahkemelerde çalışan insanlar olduğunu söylüyordu. Kötülük onlara zulmediyor ve işleri gereği gerçekten zulme karşı durmaları gerekiyor. Onlar, iyi insanlara zulmetmek için kullanılıyor ve bizim onların bunu fark etmesine yardım etmemiz gerekiyor. O zaman ne yapacaklarını bilirler.
[Uygulayıcılar arasındaki rasyonel paylaşım, genellikle sadece o andaki uygulama durumumuza ait anlayışımızdır. Amacımız, birbirimize iyi niyetle fikir vermek ve beraberce gelişim sağlamaktır.]
Telif Hakkı © 2026 Minghui.org'a aittir. Her hakkı saklıdır.
Kategori: Anlayışlar ve Deneyimler