(Minghui.org) Bir çiftçiyim ve 1997 yılında Falun Dafa uygulamasına başlamadan önce büyük acılar çektim. Eşim ve ben ağır borç altındaydık ve sağlığımız giderek kötüleşiyordu. Artık hiçbir çıkış yolu göremiyorduk.
1992 yılında ikinci çocuğumuz dünyaya geldi. "Tek çocuk politikası"nı ihlal ettiğimiz gerekçesiyle hükümet bize para cezası kesti; her yerden borç almak zorunda kaldık, bu da zaten çok kötü olan mali durumumuzu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdi.
Eşim, borçlarımızı ödeyebilmek için gece gündüz demeden, çaresizlik içinde çalışıyordu. Ancak bu durum aşırı bitkinliğe ve hastalanmasına yol açtı. Boyun ve bel omurgası rahatsızlıkları, bel fıtığı ve siyatik dahil olmak üzere pek çok sağlık sorunuyla boğuşuyordu.
Bir keresinde eşim çalışırken kuyruk sokumu kemiğini kırdı ve sağ bacağındaki kaslar yavaş yavaş erimeye başladı. Boyun omurgasındaki sorunlar nedeniyle ellerini de kullanamaz hale geldi. Tedavi masrafları için tekrar borçlandık, fakat durumunda hiçbir iyileşme olmadı. Sonunda yürüyemez hale geldi ve yatağa bağımlı kaldı.
Yaz aylarında eşim aşırı terlediği için onu her gün bir süngerle silerek yıkıyordum. O dönemde ben de fiziksel olarak çok güçsüzdüm ve onu tek başıma çeviremiyordum; bu yüzden önce vücudunun bir tarafını, ardından diğer tarafını yıkamak zorunda kalıyordum. Henüz yirmili yaşlarındaydı; yatağa mahkûm olmuştu ve bir dağ gibi biriken borçların altında eziliyordu! Korku ve kaygılar onu öylesine yıpratıyordu ki, sık sık hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyordu.
Giderek öngörülemez biri haline geldi; ruh hali kötüleştikçe öfke nöbetlerine kapılma olasılığı da artıyordu. Bazen onu giydirmeye çalıştığımda kıyafetlerini yırtıyor ya da üzerini örtmek istediğim battaniyeyi parçalıyordu.
Dört mu (yaklaşık 0,27 hektar) araziyi ekip biçmekle uğraşırken bir yandan da oğlumun bakımını üstlenmek zorundaydım; her şeyi tek başıma göğüslemek durumundaydım. Yaşlı anne babamla ve küçük çocuğumla ilgilenmenin yanı sıra, ölümcül derecede hasta bir eşe bakmak beni tamamen tüketmişti. Çevremdekiler boşanıp gitmem için baskı yapıyorlardı: "Artık çalışamıyor, onunla başa çıkman da mümkün değil. Çocuklarını al ve fırsatın varken buradan çekip git!"
Ancak buraya geldiğimde eşimin ne kadar güçlü ve sağlıklı olduğunu hatırlıyordum; onu bu durumdayken nasıl yüzüstü bırakabilirdim? Hareket edemez haldeyken nasıl hayatta kalabilirdi ki? Onu terk etmeye bir türlü gönlüm elvermedi.
Daha sonra eşim biraz iyileşti ve yeniden yürüyebilir hale geldi; böylece küçük bir iş kurduk. Tarla işleri ve ev işlerinin yanı sıra, hurda malzemeleri toplayıp ayıklamaya vakit ayırıyordum. Eşim de tek sağlam eliyle üç tekerlekli aracı sürerek, bu malzemelerin satışında bana yardım ediyordu.
Bir gün eve döndüğümüzde, eşim aracı çalıştırmayı başaramadı. Ben de denedim ama sonuç alamadım. Tam vazgeçecekken bir kez daha denemeye karar verdi. Kolunu savurduğu sırada yanlışlıkla ona çarptım ve birkaç metre uzağa savruldum; kuyruk sokumumun üzerine sert bir şekilde düştüm.
Anında keskin bir acı hissettim. Takip eden aylarda yürümekte giderek daha fazla zorlanmaya başladım; ellerim de zayıfladı, artık yemek çubuklarını bile tutamaz hale geldim. Vücudum günden güne eriyip güçten düşüyordu.
O dönemde zaten depresyonla ve pek çok farklı rahatsızlıkla boğuşuyordum; vücudumun her yerinde romatizmal sinir ağrıları, kronik mide sorunları, doğuştan gelen bir kalp kusuru ve kronik bronşit vardı. Kemik tümörleri tüm vücuduma yayılmıştı ve çevresel sinirlerdeki ağrılar o kadar dayanılmazdı ki, sık sık bilincimi kaybediyordum. Bu durum ailemi dehşete düşürüyor; hepsi birbirine sokulup acı acı ağlıyorlardı. Pek çok hekime danıştık, ancak onlar şöyle dediler: "Bu vaka umutsuz; artık kurtuluş yok. Efsanevi hekim Hua Tuo bugün hayatta olsaydı bile onu kurtaramazdı!"
Ölümün Eşiğinde
O dönemde qigong’un hastalıkları iyileştirebileceğine dair şeyler duymuştum ama buna inanmıyordum. Ancak başka çaremiz kalmadığı için eşim beni bisikletle bir qigong uygulayıcısına götürdü. Ne tür bir qigong olduğunu bilmiyordum; adam sadece birtakım el hareketleri yapıyor ve hastalıklarımı tedavi edebileceğini iddia ediyordu.
Qigong ustası, "Kaç yaşındasınız?" diye sordu. Öylesine büyük acılar çekiyordum ki, yaşımı bile hatırlayamadım. Parmaklarını omzuma bastırdı ve ona bakmamamı söyledi. Ben de gözlerimi kapattım ve kendi kendime, "Neden bakmamam gerekiyor?" diye düşündüm. Tam o sırada beni öyle bir çimdikledi ki, acıdan gözlerimi açmak zorunda kaldım; karşımda kırmızı dudaklı, sarımtırak parlayan gözleri olan ve doğrudan bana dik dik bakan bir tilki gördüm! İçimden, "Halüsinasyon mu görüyorum?" diye geçirdim.
Daha önce, hastalıkları iyileştirebilen tilki ruhlarıyla ilgili hikâyeler duymuştum. İlk başta, "Olamaz, hayal görmüş olmalıyım," diye düşündüm. Ancak daha dikkatli baktığımda, gerçekten de bir tilki olduğunu gördüm. Dehşete kapılmıştım. Hastaları tedavi eden tilki ruhlarının gerçekten var olduğunu anladım. Güçlükle ayağa kalktım, sendeleyerek dışarı çıktım ve yere yığıldım; bu sırada adam, "Tamam, bitti," diyordu. İyileşmemiştim ama tek isteğim oradan uzaklaşmaktı. Eşimden beni kaldırmasını istedim ve ona, "Bu bir tilki ruhuydu!" dedim. Normalde oldukça öz güvenli biriyimdir, ama o an korkudan tüm vücudum titriyordu.
Eşim, önce benim, sonra da kendisinin tedavi edilmesini planlamıştı. Bana inanmayınca, "Kendi gözlerimle gördüm," dedim. Şöyle karşılık verdi: "Ne yapmalıyız? Adama henüz ödeme yapmadık." İçeri girdi ve adama, başka bir tedavi istemediğimi söyledi. Adam, "Şu ilacı alın. İthal bir ilaçtır. Küçük bir şişesi 200 yuan," dedi. Nedense, tam olarak 200 yuanımızın olduğunu biliyordu. Eve döndüğümde tekrar yatağa uzandım; neredeyse hiç kıpırdayamıyordum. İlaç hiçbir işe yaramadı; dayanılmaz acılar çekmeye devam ettiğim için de onu kullanmayı bıraktım.
Hastalığa Rağmen İşe Dönüş
Geçinmekte çok zorlandığımız için eşime, "Biraz para kazanmalısın," dedim. O ise, "Sağlığım yerinde değil, beni kim işe alır ki?" diye karşılık verdi. Eskiden yanında çıraklık yapmış bir duvar ustası şimdi işe alım yapıyordu. Eşime, "O eski çırağına söyle, buraya gelsin! Onunla ben konuşacağım," dedim. Adam geldiğinde ona, "Şu deneyimli meslektaşının ne halde olduğuna bir bak. Ben de hastayım, çalışamıyorum. Onu da yanına alsan da biraz para kazansa olmaz mı? Ne teklif ederlerse kabul et. Ağır fiziksel işleri kesinlikle yapamaz; ona sadece hafif işler verin. Başkaları günde beş yuan kazanıyorsa, ona iki yuan verin yeter. Ben yürüyemiyorum, üstelik iki de çok küçük çocuğumuz var. O para kazanmazsa biz ne yaparız? Ailemiz nasıl hayatta kalır?" dedim.
Konuşurken gözyaşları yüzümden süzülüyordu. İçinde bulunduğum perişan hali görünce kabul etti ve "Tamam, onu da işe götüreceğim," diye söz verdi. Eşim, "Peki, ben yokken sen ne yapacaksın?" diye sordu. "Korkmuyorum. Gereken neyse onu yapacağım; kayınvalidemden Falun Dafa'yı öğreneceğim," dedim.
Dönen Bir Falun Görüyorum
Eşime Falun Gong'u öğreneceğimi söylememin tek sebebi, onu rahatlatmak ve gözü arkada kalmadan gitmesini sağlamaktı. O dönemde kayınvalidem ve kayınpederim zaten Falun Dafa uyguluyorlardı; kayınvalidem sık sık bana, "Falun Dafa uygularsan hastalanmazsın," derdi.
Kendi kendime hep, "Eğer kimse hastalanmasaydı, hastanelerin ne anlamı kalırdı ki?" diye düşündüm. Tüm bunlar bana çok gerçek dışı geldi ve tek bir kelimesine bile inanmadım. Bu yüzden eşim gittikten sonra Falun Dafa'ya başlamadım bile. Tek bir gece bile uyuyamadım; çünkü bir kez uzandığımda, tekrar ayağa kalkamıyordum. Normalde eşim ayağa kalkmama yardım ederdi. Çocuklarım henüz küçük oldukları için bana yardımcı olamıyorlardı. Tuvalete gitmem gerektiğinde tek başıma gidemiyor; duvara tutunarak adım adım ilerlemek zorunda kalıyordum.
Kızım o zamanlar henüz sekiz yaşındaydı. Kendisi ve küçük kardeşi için yemek hazırlıyordu; bense neredeyse hiç yemek yemiyordum. Oğlum ise henüz dört yaşındaydı. Oyun oynarken benden pek uzaklaşmıyor, kısa bir süre sonra geri gelip, "Anne, tuvalete gitmen gerekiyor mu?" diye soruyordu.
Bu yaştaki çocuklar aslında kaygısız olmalı ve eğlenmelidir; ancak bizim ailemizde büyük çocuk hem okula gidip hem yemek yapmak zorundayken, küçük çocuk da annesinin tuvalet ihtiyaçlarıyla ilgilenmek durumundaydı. İkisi de çok acı çekiyordu.
1997 yılının Temmuz ayı sonlarında bir gün oğlum, "Anne, Falun Dafa uygulamalısın. Başkalarının sağlığına kavuşmasına yardımcı oldu; sana da yeniden sağlığına kavuşman için yardım edebilir," dedi. Ben sadece "Hı-hı" diye karşılık verdim. Aslında sadece onu mutlu etmek istemiştim.
Onayımı duyar duymaz hemen yatağa tırmandı, bacaklarını bağdaş kurup "tam lotus" pozisyonunda oturdu, elleriyle özel bir duruş yaparak, "Anne, sana nasıl yapıldığını göstereyim," dedi. Onu kırmamak için yine sadece "Hı-hı" dedim. Oğlum dik oturup sırtımı duvara yaslamamı söyledi; ben de onun dediğini yaptım. "Tam lotus" pozisyonunda nasıl oturulacağını bilmediğim için, onun yerine "yarım lotus" pozisyonunu aldım. Ayrıca bana dilimi damağıma değdirmemi ve gözlerimi kapatmamı da öğretti. Bunu ne kadar ciddiye aldığını gördüğümde minnettarlık duydum ve içimden, "Bunu büyükannesinden öğrenmiş olmalı," diye düşündüm.
Gözlerimi kapattım ve bir an, içinde parlak bir ışık olan, dairesel bir disk şeklinde dönen bir şey gördüm. Işığın altında, bir ucu diğerinden daha büyük olan küçük balıklara benzeyen nesneler vardı; kimisi bir yöne, kimisi ise tam tersi yöne dönüyordu. Ayrıca, tam ortasında büyük bir sarı çiçek bulunan, dönen sarı çiçekler de vardı. Tanrı aşkına, bu da neydi? Bu durum yaklaşık on dakika sürdü; hayretler içinde kalmıştım.
Gördüğüm şeyin ne olduğunu sormak için bir Falun Dafa uygulayıcısı bulmak istedim. O gün yağmur yağdığı için yerler kaygandı; bu yüzden duvardan destek alarak yavaşça ilerledim. Şans eseri, Falun Dafa uygulayan bir kadının evine vardım. Kadın, o sırada başka bir uygulayıcıyla gördüğü şaşırtıcı bir rüyadan bahsediyordu. "Benim de anlatacak bir şeyim var, ama bu bir rüya değildi," dedim ve gördüklerimi onlara anlattım.
Bunu duyan eşi, "Nasıl görünüyordu?" diye sordu. Ben de ellerimle tarif etmeye çalıştım. Bunun üzerine adam, ''Zhuan Falun'' adlı kitabı çıkardı ve "Gördüğün şey bu ''Falun'' muydu?" diye sordu. Kitabın kapağına baktım ve "Falun bu mu? Çok benziyor! Sizinki çok net görünüyor! Benim gördüğüm o kadar da gerçekçi değildi," dedim.
Adam, "İyi bir doğuş kaliteniz var. Gelin, bizimle birlikte uygulayın," dedi. "Uygulayacağım, kesinlikle uygulayacağım!" diye karşılık verdim. Bana Falun Gong kitabını verdi; ancak yazıların ne kadar küçük olduğunu görünce kitabı bir kenara bıraktım ve şöyle dedim: "Yazılar çok küçük, okuyamam. Ben eğitimsiz biriyim, tüm karakterleri bile tanıyamıyorum." – "Sana daha büyük yazılı olanını bulayım," dedi ve bana Zhuan Falun ll 'yi getirdi.
Kitabı açtım. İlk sayfada Shifu'nun şu sözleri yer alıyordu:
"Ne evrenin enginliği ne de kozmik vücudun devasalığı insanoğlu tarafından hiçbir zaman araştırma yoluyla bilinemeyecektir. Aynı şekilde, maddenin aşırı derecedeki küçüklüğü de insanoğlu tarafından hiçbir zaman gözlemlenemeyecek veya ölçülemeyecektir. İnsan vücudunun derinliği öyledir ki, sadece yüzeyi eşeleyebilen insan bilgisini aşar. Hayat o kadar karmaşık ve çeşitlidir ki, insanoğlu için sonsuza dek bir gizem olarak kalacaktır." (Zhuan Falun ll, Önsöz)
Aslında karakterlerin birçoğunu tanımıyordum; ancak onları gördüğümde, ne anlama geldiklerini bir şekilde anlayıverdim.
Zamanında hastalandığımda, insanların neden hasta olduklarını kendi kendime sormuştum. İnsan kafası bu kadar küçükken, nasıl oluyor da böylesine çeşitli ve çok sayıda düşünceyi barındırabiliyor? Bir kız kardeşim var; onun evi pek de temiz sayılmaz, buna rağmen o hiç hastalanmıyor. Benim evim onunkinden daha temiz; peki o zaman neden benim ailem hastalanıyor? Burada neler oluyor? İnsan vücudunu bile tam olarak anlayamamışken, Shifu evreni bu denli net bir şekilde açıklayabilmesi gerçekten hayranlık verici.
Sayfayı çevirdim ve orada şunlar yazıyordu:
"Gerçek Xiulian", makalesinin ilk cümlenin kendisi şuydu:
"Benim gerçek anlamda xiulian uygulayan uygulayıcılarım, size öğretmiş olduğum şey Buda ve Tao gelişimi için olan Fa'dır." (Zhuan Falun ll, Gerçek Xiulian)
Zihnim aydınlandı ve şunu fark ettim: Bu, Buddha Fa ve Dao’yu geliştirme yöntemidir. Bunu öğrenmeliydim.
Kitabı eve götürdüm ve tek bir gecede baştan sona okudum; okurken çektiğim acıları bile unuttum. Ertesi gün kızıma, "Falun Dafa öğrenmek istiyorum ama bilmediğim pek çok karakter var," dedim.
O da, "Bilmediğin karakterleri bir kağıda yaz, eve geldiğimde senin için sözlükten bakarım," dedi.
Üç Günün Ardından Tüm Hastalıklar Kayboldu
Zhuan Falun’u okudum; bu, uygulama yolu olan güvenimi daha da pekiştirdi. Ardından ''Falun Gong –Falun Dafa'nın Büyük Tamamlanma Yolu'' adlı kitabı edindim ve kitaptaki hareket dizilerini öğrenmeye başladım. Kendi başıma ayakta duramadığım veya yürüyemediğim için egzersiz alanına gidemiyordum.
İlk egzersizin hareketlerine baktığımda, onları bir türlü kavrayamadım; karmaşık görünüyorlardı. İkinci egzersiz biraz daha basit geldi, bu yüzden önce onu öğrenmeye karar verdim. Yarı oturur, yarı yatar pozisyonda yatağa yaslandım. "Ayakta Falun Duruşu" ile başladım ve her bir hareketi tam olarak öğrenene kadar çalıştım, ancak ondan sonra bir sonrakine geçtim. Öğrenirken bir yandan da uygulama yapıyordum; yorulduğumda ise kısa molalar veriyordum.
"Ayakta Falun Duruşu"nun dört pozisyonunu da tamamladığımda, sırılsıklam olmuştum. Hastalığımın başladığı günden beri, yani neredeyse üç yıldır hiç terlememiştim; hatta en sıcak yaz günlerinde bile pamuklu, kalın bir ceket giymek zorunda kalıyordum. O gün, egzersiz yaparken terlediğimi fark ettim; ne harika bir şeydi! Egzersiz yaptıktan sonra kendimi yorgun hissettim, uzandım ve uyuyakaldım. Uykusuzluğum tamamen geçmişti. Ertesi gün biraz daha uzun süre egzersiz yaptım.
Üçüncü gün ayna karşısında hareketlerimi düzeltmek için uygulama yaptım. Ancak egsersizler sırasında aksaklıklar yaşandı. Shifu'nun bir karışıklık olduğunda, Shifu'nun adını çağırmamı söylediğini hatırladım.
Bu varlık, çeşitli hilelerle beni rahatsız etmeye çalıştı. Bir noktada şöyle dedi: "Falun Dafa uygulamayı bırak. Yoksa taştan bir Buda'ya dönüşürsün ve artık hiçbir şey yapamaz hale gelirsin."
Ben de karşılık verdim: "Bu harika olurdu; rüzgâra, yağmura ve kavurucu güneşe karşı tamamen duyarsız kalırdım."
Sonra varlık şöyle dedi: "Uygulamayı bırak. Eğer pes edersen sana büyük miktarda para veririm." Büyük miktarda kırmızı 100 yuan'lik banknotların dağ gibi yığılmasına neden oldu. "Neden paraya ihtiyacım var? Sağlığım kötüyse paranın bana ne faydası var? Seni kesinlikle dinlemeyeceğim!"
Her ne kadar bu diyalog kafamın içinde gerçekleşiyor olsa da bu seslerin ben olmadığımı biliyordum. Birkaç tane varmış gibi görünüyordu. Biri, "Eğer egzersizleri yapmaya devam edersen seni gübre yabası ile bıçaklayarak öldürürüm" dedi. Bu gübre yabasını başka bir boyutta gördüm ama korkmadım.
Herkesin aynı deneyimi yaşadığını ve bazı şeyleri görmenin tamamen normal olduğunu varsaydım. Başından beri bu tür şeyleri görebildiğim için üzerinde fazla düşünmedim.
Başımın üstündeki çember konuma geldiğimde, beyaz sakallı yaşlı bir adam elinde at kılından yelpaze belirdi. Uzaklaşmadan önce bana baktı ve "Fena değil" dedi.
Kendime şunu sordum: "Bu ne anlama geliyor? Bu bir test olabilir mi?"
Daha sonra biraz soğuk su içtim ve birden bunun bana zarar verdiğini hatırladım. Ancak o zaman midem ağrımadan üç kez içtiğimi fark ettim. Ancak o zaman ne kadar sağlıklı hissettiğimi fark ettim: Ah! Dik durdum, yürüyebildim, hiç ağrım olmadı, her şey daha iyi oldu! O kadar mutluydum ki hemen evi pırıl pırıl temizleyip dışarı koştum.
Heyecanla bağırdım: "Falun Dafa uyguluyorum! Hastalıklarım geçti! İyileştim!"
Köylüler bunu duyduklarında, "Falun Dafa gerçekten harika! Yatağa bağımlı ve felçli olan biri, sadece üç gün içinde yeniden ayağa kalktı!" dediler.
Bu güzel haber, çevre köylere hızla yayıldı. İnsanlar Falun Dafa'nın mucizevi etkisini öğrendiler ve egzersizleri öğrenmek için uygulama alanlarına akın ettiler.
Meditasyonu öğrenmeye çalıştığım sırada dikkat çekici bir olay yaşandı. Bacaklarımı çapraz koymak için çeşitli yollar denedim ama hiçbiri işe yaramadı. İçimden, "Shifu, bunu doğru yapamıyorum," dedim. O anda Shifu, üzerinde sarı bir kasaya ile belirdi, tam karşıma oturdu ve "Yanlış yapıyorsun. Git, x kişiyi bul," dedi.
Köye gidip, "Burada x isimli biri var mı?" diye sordum.
Bir köylü, "Evet, ondan ne istiyorsun?" diye karşılık verdi.
"Onunla birlikte Falun Dafa egzersizleri yapmak istiyorum," dedim. Meğer eşi Falun Dafa uygulayıcısıymış ve evlerinde bir egzersiz alanı varmış.
Ertesi gün meditasyonu öğrenmek için evlerine gittim. İlk dört egzersizi başarıyla yaptım ve onlardan meditasyonu öğrendim.
Meditasyon yaparken, bacaklarım ne kadar ağrırsa ağrısın onları aşağı indirmedim. Bir ses ismimi seslendi ve "Lütfen kalk, artık dayanamıyorum," dedi.
"Seni öldürecek mi? Sonuçta acıyı çeken sensin," diye karşılık verdim. Başlangıçta bunun ne olduğunu anlayamamıştım; ancak Shifu'nun öğretilerini inceledikten sonra, bunun 'karma' olduğunu fark ettim. Uygulama yoluna nispeten geç girdiğimi hissettiğim için, egzersizleri her gün mümkün olduğunca sık, bazen iki ya da üç kez yapıyordum. Bir ''Zhuan Falun'' kitabına sahip olmak istiyordum ancak hiç param yoktu. Başka bir uygulayıcı, "İşte bir kitap," dedi. "Başka bir uygulayıcı maliyetin bir kısmını zaten karşıladı, bu yüzden senin sadece dört yuan ödemen gerekiyor."
Ancak elimde dört yuan bile yoktu. Kazak ören bir kadın buldum ve ondan bana bu zanaatı öğretmesini rica ettim. "Lütfen önce bana dört yuan ödünç verin; karşılığında sizin için burada kazak öreyim," dedim. Kabul etti ve bana beş yuan verdi. Böylece bir ''Zhuan Falun'' edinebildim.
Kitabı aldıktan sonra, ne zaman okumak için açsam, içindeki her bir karakter parlak, altın sarısı bir ışıkla aydınlanıyordu. Önce svastika sembolünü, ardından dönen bir ''Falun'''u görüyordum. Anlamını bilmediğim bir karakterle karşılaştığımda, o karakter dönmeye başlıyor ve aniden ne anlama geldiğini kavrıyordum. Zamanla karakterler bazen büyüyor, bazen de arkalarında, katman katman, Shifu'nun ''Fashen'''lerini görebiliyordum. ''Zhuan Falun'''a, paha biçilemez bir hazine olarak derin bir değer veriyordum.
Shifu Tarafından Korunmak
''Zhuan Falun'''u okudukça, çocukluğuma dair pek çok şey yeniden aklıma geldi. Küçükken insanlara hikâyeler anlatmaya bayılırdım. Yerin altında ve gökyüzünde kaç tane varlık yaşadığından, nereden geldiklerinden ve benzeri konulardan bahsederdim. Bu bilgilerin nereden geldiğini bilmiyordum; öylece zihnimde varlardı.
Hatta küçük bir çocukken uçabiliyordum bile. Tek bir sıçrayışla havaya yükselip bir ağacın orta seviyesine kadar çıkabiliyordum. Bir sıçrayış daha yaptığımda ise ağacın en tepesine ulaşıyordum. Ancak 13-14 yaşlarına geldiğimde bu yeteneğimi kaybettim. Bazen dışarıda oynarken, bitkilerin bana el salladığını hissederdim.
''Fa'''yı çalıştıkça, Shifu ile aramda derin bir kader bağı olduğunu daha güçlü bir şekilde hissetmeye başladım. Sanırım Shifu, ben henüz egzersizlere başlamadan önce bile benimle ilgileniyordu; aksi takdirde çoktan ölmüş olurdum.
14 yaşındayken annem bana öyle ağır hakaretler etti ki, artık dayanamadım ve yaşamak istemedim. Kendi kendime, "Madem öleceğim, bari karnım tok olsun," diye düşündüm. Normalde yemek için asla acele etmez, başkalarının işinin bitmesini beklerdim. Ancak o gün öne atıldım ve iyice doyana kadar yedim.
"Bir paket fare zehri beni öldürmez," diye düşündüm ve iki paket içtim. İçtikten sonra uzanıp ölümü beklemeye başladım. Kısa süre sonra tüm vücudum uyuştu ve midem bulandı. Annemin fark etmesinden korktuğum için dışarı koştum ve kustum. O sırada küçük bir civciv gelip kustuğum şeylerden yedi ve kısa süre sonra öldü; o an zehrin ne kadar güçlü olduğunu anladım.
Bir yandan öğürmeye devam ederken, kustuğum şeyleri toprağa gömdüm. Civciv ölürken vücudu titriyordu; benim vücudum da titremeye başladı. Kustuktan sonra ölmedim, sadece tüm vücudumda bir uyuşukluk hissettim. İki hafta boyunca yattım ve sonunda iyileştim.
Tarif edilemez acılar çekiyordum ve artık yaşamak istemiyordum; ancak ölmek bile elimden gelmiyordu. Başkaları tek bir kutu ilaçla hayatını kaybederken, ben iki kutu içmeme rağmen yine de ölmedim. Hayatta kalmıştım ama zamanla mide sorunları yaşamaya başladım; soğuk su içtiğimde midemde aylar süren şiddetli ağrılar oluşuyordu. Sanırım Shifu, kaderimde Dafa’yı edinmek olduğu için ölmeme izin vermedi.
Eşim işten döndüğünde ona, "İyileştim," dedim. O evden ayrıldığında sırtım, her yere yayılmış kötü huylu tümörlerle doluydu. Doktorlar, "Artık sizin için yapabileceğimiz bir şey kalmadı; evinize gidin, yiyin için, keyfinize bakın," demişlerdi; bu da aslında "ölümü bekleyin" demekti.
Eşim, sırtımda özellikle dört tane çok büyük tümör olduğunu biliyordu. O bölgeye dokunup tümörlerin kaybolduğunu fark edince şaşkınlıkla, "Aman Tanrım, gerçekten iyileşmişsin!" diye haykırdı. Geriye sadece yara izine benzer, sertleşmiş bir deri parçası kalmıştı.
Eşim, uyguladığım uygulama sayesinde sağlığımın düzeldiğini görünce o da uygulamaya başladı. "Bir daha asla kötü bir şey yapmayacağım; iyi bir insan olmayı öğrenmek istiyorum," dedi. Onun da sağlığı düzeldi; gerçi zaman zaman kanı ya da çürümüş eti andıran maddeler öksürerek dışarı atıyordu. Bu durum birkaç yıl sürdü, ancak sonunda tıpkı bir genç gibi yeniden enerjik bir şekilde çalışabilir hale geldi.
Sağlığıma kavuştuktan sonra egzersizleri yapmak üzere uygulama alanına gittim. Yaklaşık bir aylık uygulamanın ardından, ikinci egzersizi yaparken aniden tuvalete gitme ihtiyacı hissettim. Kontrol ettiğimde, siyah kumaş şeritlerine benzeyen çok sayıda büyük irin kütlesinin yanı sıra beyaz irin kütleleri de fark ettim! Eşim de vücudundan büyük miktarlarda beyaz irin kütleleri attı ve kısa bir süre sonra durumu normale döndü.
Kızımız o zamanlar henüz dokuz, oğlumuz ise beş yaşındaydı. Bendeki muazzam iyileşmeyi görünce, onlar da benimle birlikte uygulamaya başladılar. Shifu'nun video derslerini izlediğimde onlar da izliyor, egzersiz alanına gittiğimde benimle birlikte geliyorlardı.
Fa’yı çalışırken kızım da benimle birlikte okuyordu. Daha sonra "Lunyü!! metnini ezberlemeye başladığımızda, ben bunu başaramadım; ancak henüz okula bile gitmeyen oğlum bunu başardı.
Kızım, "Shifu'nun Fa-bedenini uzun zamandır görebiliyorum. Okulda iyi bir şey yaptığımda Shifu gülümsüyor; pek de iyi olmayan bir şey yaptığımda ise ciddi bir ifadeyle bakıyor," dedi. O an, kızımın "göksel gözü" nün de açılmış olduğunu anladım. Daha sonra, kendi xiulian süreci hakkında bir makale kaleme aldı ve yerel bir deneyim paylaşım konferansına katıldı.
1998 yılında oğlum henüz altı yaşındaydı. Buğday hasadı zamanıydı ve işimiz neredeyse bitmişti. Geriye kalan buğday miktarı tek bir kamyon yükü için fazla, iki kamyon yükü için ise tam yeterli değildi; bu yüzden eşim, "Hadi, tek bir seferde taşıyalım," dedi.
Eve dönerken bir yokuş çıktı karşımıza. Eşim aracı çok hızlı sürüyordu ve kamyon devrilmeye başladı. Oğlum, aracı dengelemek amacıyla yolcu koltuğuna geçti; ancak ağırlığı, devrilmeyi önlemek için yeterli değildi. Araba devrildi ancak tekrar tekerlekleri üzerine düştü; oğlum ise altında sıkışıp kaldı. Sıcak su, tüm sırtına döküldü.
Oğlumu kurtardıktan sonra, tüm sırtının büyük yanık kabarcıklarıyla kaplı olduğunu görünce dehşete düştüm! Böylesine kavurucu bir sıcakta ne yapabilirdik ki? Oğlum, "Sorun değil; Shifu benimle ilgileniyor," dedi. Kayınvalidem, "Onu hastaneye götürmeliyiz," diye önerdi. Oğlum ise, "Gerek yok. Ciddi bir şey değil," karşılığını verdi.
Onu yatağa yüzüstü yatırdım ve vantilatörü açtım. Bir süre elimle de yelpazeledim, ancak sonunda yoruldum ve uyuyakaldım. Uyandığımda, oğlumun dışarıda oynadığını, koşup zıpladığını duydum. "Oğlum, daha iyi misin?" diye sordum. "Daha iyiyim, gerçekten çok daha iyiyim," diye cevap verdi. "Gel buraya, bir bakayım," dedim. Baktığımda, tamamen iyileşmiş olduğunu gördüm; sırtı pürüzsüzdü ve tek bir kabarcık bile kalmamıştı!
O dönemde hâlâ maddi zorluklarla mücadele ediyorduk, ancak en azından sağlıklıydık ve içimiz umut doluydu. Dafa'nın merhametiyle çevrili bir halde, her günümüz neşe doluydu.
(Devam edecek)
Telif Hakkı © 2026 Minghui.org'a aittir. Her hakkı saklıdır.
Kategori: Uygulama Yolculuğu