(Minghui.org) Falun Dafa uygulamaya başladıktan sonra, uygulama yolculuğumda gelişmeme yardımcı olan insanlar, bir voleybol takımındaki antrenman partnerlerine benziyordu.
Voleybolcular dünya çapında şampiyonlar olabilmek için her gün, yılmadan kendilerini geliştirirler. Benzer şekilde, uygulama yolumuzdaki “antrenman partnerlerimiz” de kendimizi iyi geliştirmemize ve takıntılarımızdan kurtulmamıza yardımcı olurlar.
En iyi “antrenman partnerim” olan annemin kendimi geliştirmeme nasıl yardımcı olduğunu anlatmak istiyorum.
Her Şey Annemin Suçu
Annem iyi bir insandır. Dürüst ve iyi kalplidir; şöhret ya da maddi çıkar peşinde koşmadan, işini gayretle yapar; tek düşündüğü ailesidir. Sade, gösterişsiz ve uyumlu bir insandır. Falun Dafa uygulamaya başlamadan önce annemle aramız çok iyiydi. Şimdi geriye dönüp baktığımda, bunun nedeninin ikimizin de sıradan insanlar olması ve bu yüzden iyi anlaşmamız olduğunu fark ediyorum.
Çin Komünist Partisi (ÇKP), Temmuz 1999’da Falun Dafa’ya zulmetmeye başlayınca durum kökten değişti. Aramızda aşılması imkânsız gibi görünen bir uçurum oluştu. 25 Nisan 1999’da Pekin’de yapılan barışçıl başvurunun ardından, diğer uygulayıcılar bizi ziyarete geldiğinde annem onlara soğuk davranıyordu. ÇKP’nin 20 Temmuz’da zulmü başlatmasının ardından Dafa, ailemizde konuşulması yasak bir konu hâline geldi.
Annemin bana karşı dostça olmayan tutumunu açıkça hissedebiliyordum. Son derece sert davranıyordu: Bana soğuk gözlerle bakıyor, hep emirler veriyor ve beni suçluyordu. ÇKP tarafından iki kez zulme uğramam, aramızdaki ilişkiyi daha da gerginleştirdi. Her zaman başarılı olan çocuğunun birdenbire “polis”, “gözaltı merkezi” ve “kötü insanlar” gibi kavramlarla anılmasını anlayamıyordu.
İlişkimiz giderek bir soğuk savaşa dönüştü. Söylemem gereken her şeyi söylüyor, tekrar tekrar anlatıyordum ama neden anlamıyordu? Neden kendi çocuğuna inanmak yerine televizyonda ve gazetelerde ÇKP tarafından yayılan yalanlara inanmayı tercih ediyordu? Zamanla kırgınlığım sözlerimden ve dışa vurduğum tepkilerimden iç dünyama taşındı. Ondan uzak durmaya başladım. Beni gördüğünde hemen arkasını dönüyordu. Evimizdeki havaya kırgınlık ve nefret hâkim olmuştu; soğuk sessizliğin altında, birbirine tamamen zıt iki kalp yatıyordu.
Ancak annemle aramızda inançlarımızdan kaynaklanan çatışmaların yanı sıra, günlük hayatımızda da bu kadar çok anlaşmazlık yaşayacağımızı hiç düşünmemiştim. Özellikle emekli olup annemle aynı evi paylaşmaya başladıktan sonra bunu daha iyi anladım. On yıllardır birlikte yaşadığım annemi aslında pek tanımadığımı fark ettim. Onun sözlerinde ve davranışlarında tahammül edemediğim bu kadar çok şey nasıl olabilirdi? Günlük hayattaki sürtüşmelerimiz, zaten gergin olan ilişkimizdeki nefret ve kırgınlığı daha da körüklüyordu.
Falun Dafa uygulamaya başladıktan sonra düşüncelerim çok daha mantıklı hâle geldi. İşlerimi son derece verimli ve düzenli yapıyordum; evim tertemizdi ve bilgi birikimim önemli ölçüde genişlemişti. Önceden öğrenmekte çok zorlanırken birdenbire her şeyi hızla öğrenebilir hâle gelmiştim ve hiçbir şey bana karmaşık gelmiyordu. Dafa’nın aydınlatmasıyla artık her şey bana çok basit görünüyordu.
Annem ise artık yaşlı bir kadındı ve yaşlı insanların dış görünüşlerini önemsemeyen tipik düşünce yapısına sahipti. Gününü kurtarmakla yetiniyor, yeni bilgiler öğrenmeye yanaşmıyordu. Çalışırken yalnızca işiyle ilgili şeyleri öğrenmişti; bu da bilgi birikiminin oldukça sınırlı kalmasına neden olmuştu. Zaten sinirli olan mizacına bir de işitme duyusunun zayıflaması eklenince kendimi çok rahatsız hissediyordum. Annemin bu yönünü yaşlı, beceriksiz, inatçı, basit düşünen ve mantıksız biri olarak görüyordum.
İnternetin hayatın her alanına nüfuz ettiği bir çağda annem de doğal olarak internetin esiri olmuştu. Söylediği her söz ve yaptığı her şey internetteki talimatlara dayanıyordu; “internet öğretmeninin” emirlerine hiç düşünmeden uyuyordu.
Annem ara sıra bana türlü türlü akıl dışı talimatlar veriyordu. Örneğin, “Şişe suyu kullanamazsın, içinde bakteri var,” diyordu. Ben de hemen, “Bugünlerde kullandığımız musluk suyu o kadar kirli ki! Her şişe suyunda bakteri yok. İyi bir marka al,” diye karşılık veriyordum. Annem gözlerini deviriyor, ardından susuyordu.
İki gün sonra annem yeniden, “Şişe suyu temiz değil, internette birçok kişinin bunu içtiği için hastalandığı yazıyor,” diyordu. İki gün sonra da “İnternette artık streç film kullanamayacağımız yazıyor; bütün plastikler zehirliymiş,” diyordu. “İnternete göre acı kavun yemek arsenik yemek gibiymiş.” “Bir de şofben elektrik kaçırıyormuş, kullanamazsın.” “Uzatma kablosunda dört priz var ama aynı anda yalnızca iki cihaz takabilirsin, yoksa yangın çıkar!” “Telefonunu gece şarj etme…” Her gün buna benzer sayısız talimatla beni bombardımana tutuyordu.
Ne yapsam yanlış geliyordu. Kendimi, kötü kayınvalidesinin eziyet ettiği, haksızlığa uğramış bir gelin gibi hissediyordum. Çok öfkeleniyordum ve kendi kendime şöyle düşünüyordum: “Evdeki her şeyin parasını ben ödüyorum. Bütün ev işlerini ben yapıyorum, her gün seninle vakit geçirip sana bakıyorum, ama sen hâlâ bu kadar mantıksız davranıyorsun!” Hatta bu yüzden birkaç kez gizlice ağlamıştım.
Annem bulaşık makinesi veya bulaşık deterjanı kullanmama izin vermediği için onun yıkadığı bütün bulaşıkları yeniden yıkamak zorunda kalıyordum. Ev işlerini yapmaya çok hevesli olmasına rağmen, hiç yapmamasından daha kötü olan bu işler beni daha da yoruyordu. Annem, yıkadığı bulaşıkları yeniden yıkadığımı görünce çok öfkeleniyordu. Ama ben yeniden yıkamazsam bulaşıklar yağlı kalıyordu ve onlara bakmaya bile tahammül edemiyordum.
Annemin pisliğinden ne kadar çok şikâyet edersem o da o kadar özensiz davranıyordu: Önce küçük tuvaletini yaptıktan sonra sifonu çekmemeye başladı. Daha sonra büyük tuvaletini yaptıktan sonra da sifonu çekmeyi bıraktı. Artık öfkemi tutamadım ve “Neden büyük tuvaletini yaptıktan sonra sifonu çekmiyorsun?!” diye sordum. Annem sakince, “Öyle mi?” diye karşılık verdi. Uzun süre derin derin soluk almaktan kendimi alamadım.
Her Şey Gerçekten Annemin Suçu mu?
Bir Falun Dafa uygulayıcısı olarak sabretmem gerektiğini biliyordum. Karşılık verme, konuşma, sorgulama; sadece dayan, dayan, dayan. O dönemde uygulamam, neden dayandığımı bile bilmeden katlanmaktan ibaret hâle gelmişti. Bu çok zordu ve gerçekte hiçbir değişim ya da ilerleme sağlamıyordu.
Annem acı kavun yememi yasakladığı için yemedim; şişe suyu kullanmamı yasakladığı için kullanmadım, hazır erişte yememi yasakladığı için yemedim; bazı şeyleri yapmamı yasakladığı için yapmadım. Dışarıdan bakıldığında son derece söz dinleyen, uslu biri gibi görünüyordum ama içimde biriken kırgınlık, anneme karşı neredeyse düşmanca duygular beslememe neden oluyordu. Bir keresinde eşim bana, “Annenle aranda pek yakın bir ilişki yok gibi görünüyor,” dedi. Görünüşte sıradan olan bu söz beni derinden yaraladı. Evet, bir Falun Dafa uygulayıcısı olarak çevreme sıcaklık vermiyordum; aksine soğukluk, çaresizlik, hatta nefret hissettiriyordum. Ben nasıl bir uygulayıcıydım?
Fa düzeltmesi süreci ilerledikçe Shifu’nun sürekli yeni makaleler yayımlaması, gerçekleri açıklayan çeşitli materyallerin hazırlanması ve Çin Komünist Partisi Üzerine Dokuz Yorum kitabının yayımlanması, kendi takıntılarımı ve aşırı davranışlarımı görmemi sağladı. Bu duruma bir an önce son vermem gerektiğini anladım. Aynı zamanda annemin Falun Dafa hakkındaki yanlış anlamalarını gidermeme yardımcı olacak pek çok materyale de ulaştım. Aramızdaki tüm uyumsuzlukların ve tatsızlıkların, anneme karşı beslediğim kırgınlık ve nefretin oluşturduğu alandan kaynaklandığını giderek daha iyi anladım. Gerçekleri anlamadığı için ona kızıyor, mantıksız davrandığı için ondan nefret ediyor, şu yönünü sevmiyor, bu yönüne içerliyordum… Bütün bu kırgınlıkların temelinde, annemin Dafa’ya yönelik tutumunun değişmemiş olması yatıyordu.
Annemin ÇKP’nin yalanlarından kurtulup karanlıktan çıkarak aydınlığa kavuşabilmesi için ona gerçekleri bir an önce anlatmam gerektiğini biliyordum. Bu, benim için son derece acil ve önemli bir mesele hâline geldi.
Fa’yı çalışarak annemi değiştirmek istiyorsam önce kendimi değiştirmem gerektiğini anlamaya başladım. Samimiyet ve iyilikten yoksun oluşumu ortadan kaldırmalı, daha da önemlisi kolayca etkilenip huzuru bozulan kalbimi korumalıydım. Şunu anladım: Kendi etki alanımı ben kontrol ederim. Dürüstçe davranır ve doğru şeyler yaparsam annemin anlayışı da doğru olan her şeyin etkisiyle koşulsuz olarak değişecekti. Elbette bu kadar ileri yaştaki bir insanla nasıl konuşacağımı da düşünmem gerekiyordu. Sabırlı olmalıydım.
Kendime şu soruyu sordum: Annemi en son ne zaman övmüştüm? Bu soru beni şaşkına çevirdi. Annemi övmek mi? Onun övülecek nesi vardı ki? Ama kırgınlık gözlüklerimi çıkarıp anneme yeniden baktığımda, onun pek çok iyi özelliği olduğunu ve bunların birçoğunun benim de öğrenmem gereken özellikler olduğunu fark ettim.
Birbirimizle konuşmakta zorlandığımız için ona yazmak adına her fırsatı değerlendirdim. Doğum gününde, Anneler Günü’nde veya başka herhangi bir özel günde ona iyi dileklerimi iletmek için hiçbir fırsatı kaçırmadım. Mektuplarımda bana gösterdiği ilgi ve bakım için anneme teşekkür ediyor; Falun Dafa hakkındaki gerçekleri, ÇKP’nin yalanlarını ve yasaları kimin çiğnediğini, hatta suçları kimin işlediğini anlatıyordum… Çeşitli siyasi hareketleri yaşamış olan annem, ÇKP yönetimi altındaki siyasetin çirkinliğini ve kirliliğini doğal olarak biliyordu. Akrabalarının çoğu Kültür Devrimi sırasında zulüm görmüş ve hayatını kaybetmişti. Ortak bir anlayış noktası bulmak, gerçekleri anlatabilmek için bir iletişim kapısı aralamak demekti.
Annemin beni kabul etmesi hâlinde, inançlarım da dâhil olmak üzere benimle ilgili her şeyi kabul edeceğini yavaş yavaş fark ettim. Başka bir deyişle, geçmişteki çatışmalarımızın önemli bir nedeni, annemin davranışlarımda Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörü ilkelerinin hiçbir yansımasını görememesiydi.
Annemin ihtiyaçlarını ve inançlarını dikkate almaya başladım. Zamanla içimdeki isteksizliğin ve mutsuzluğun aslında kendi inatçılığımla ilgili olduğunu anladım. Örneğin, kilo almamak için akşam yemeğinde fazla yemek istemiyordum; annem ise tabağımdaki bütün yemek artıklarını bitirmemi istiyordu. Yemeklerin güzel görünmesini, iştah açıcı kokmasını ve lezzetli olmasını seviyordum; o ise kalan yemekleri renkleri tamamen değişip lapa hâline gelene kadar yeniden ısıtıyordu. Rafadan yumurta seviyordum; o ise yumurtaları her zaman sarıları katılaşana kadar haşlıyordu. Bana attığı her “top”, inatçılığımı hedef alıyordu: renklere, şöhrete, lezzetli yemeklere olan düşkünlüğümü… Neye takılıp kalıyorsam annem onu bozuyordu. Ben anlamıyordum. O ise ben anlayana kadar bunu yapmaya devam ediyordu.
Bütün bu çelişkilerin ardındaki gerçek nedeni nihayet anladığımda gülümsemeden edemedim: Annem bir “antrenman partneri” olarak ne kadar da çok çaba gösteriyordu! Peki, ben de takıntılarıma fazla bağlanmıyor muydum? Eğer incinirsen takıntını bırak; bıraktıktan sonra yeniden ona sarılma. Aksi hâlde uygulamada nasıl başarılı olabilirsin?
Annem bütün plastik ürünlerin zehirli olduğuna inanıyordu. Bu yüzden yoğurtta dâhil olmak üzere hayatındaki her şeyi plastik olmayan ürünlerle değiştirdi. İşin ironik yanı, kendisi bile bunun gereksiz olduğunu düşünüyordu ve artık plastik şişelerdeki yoğurdu içmeye devam ediyor. Eski inançlarına göre yaşamayı sürdürse de internete olan takıntısını biraz gülünç bulmaya başladı. İnternetten alışveriş yaparken birkaç kez dolandırıldıktan sonra internetteki her bilginin doğru olmadığını fark etti. Üstelik internet sürekli kendi kendisiyle çelişiyordu; bir gün tuzu azaltmayı öneriyor, ertesi gün tuz tüketimini azaltmamak gerektiğini söylüyordu. Bu yüzden kime inanacağını bilemez hâle gelmişti.
Annem, verdiği bütün talimatlara sorgulamadan uyduğumu fark edince değişmeye başladı: Bana karşı düşmanca tutumu değişti, inanç tercihime yönelik itirazları azaldı ve bana gülümsemeye başladı.
Fa çalışmam derinleştikçe onu gerçekten bütün kalbimle çalışmaya başladım. Sorunlara kendi anlayışımın değil, Fa’nın bakış açısından yaklaşmaya ve Shifu’ya Fa düzeltmesi sürecinde yardımcı olmak için bir uygulayıcının ne yapması gerektiğini düşünmeye başladım. Tüm canlıların yaptıklarının uygulamamızla bağlantılı olduğunu anlamaya başladım. Geçmişteki memnuniyetsizliğimden, şikâyetlerimden ve bütün suçu anneme yükleme eğilimimden dolayı derin bir pişmanlık duydum.
Geriye dönüp annemin sözde hatalarına baktığımda artık bunların onun hatası gibi görünmediğini fark ediyorum.
Her Şey Benim Suçum
Fa’yı çalışmak, Fa’yı çalışmak, Fa’yı çalışmak… Görünüşe göre aşağıdaki bölümü ancak Fa’yı gayretle çalışarak gerçekten anlayabildim.
Shifu şöyle diyor;
“Her durumda, bir uygulayıcı olaylara bir uygulayıcının bakması gerektiği gibi, bir uygulayıcının düşünce yapısıyla bakmalıdır ve kesinlikle sıradan bir insanın düşünce yapısıyla bakamaz. Karşılaştığınız hiçbir şey basit, tesadüfi ya da sıradan değildir. Bunların mutlaka uygulamanızla ve gelişiminizle bir ilgisi vardır. Bir uygulayıcı olduğunuz için yaşam yolunuz değiştirildi ve size yeni bir uygulama yolu verildi; yolunuzdaki hiçbir şey tesadüfen gerçekleşmez. Ancak bunlar kesinlikle tesadüfen gerçekleşiyormuş gibi görünecektir, çünkü ancak bu yanılsama içinde ve sıradan insanlarla aynı durumda olduğunuzda, uygulama yapıp yapmadığınız, uygulamanızı iyi yapıp yapmadığınız ve sınavları birbiri ardına geçip geçemediğiniz ortaya çıkabilir. Uygulama budur ve doğru aydınlanma da budur!” (Los Angeles Konferansında Fa’nın Öğretilmesi)
Fa’yı sürekli çalışmam sayesinde uzun süredir içinde bulunduğum bu durumdan kurtuldum. İnatçı kalbimi değiştirebilecek ve kırgınlığın yerine sevgiyle iyiliği koyabilecek olanın yalnızca Dafa, evrenin yasası olduğunu gerçekten anladım. Shifu’nun öğretilerini daha derinlemesine çalıştıkça, uygulama yolculuğumda karşılaşabileceğim bütün sorunlar hakkında Shifu’nun beni önceden uyardığını fark ettim.
Shifu şöyle diyor;
“Bir hikâyeden bahsedelim: "Tanrıların Atanması" kitabında, Shen Gongbao, Jiang Ziya'nın hem yaşlı hem de işe yaramaz biri olduğunu düşünmektedir. Fakat Cennetin Ulu Tanrısı, diğer Tanrılara unvan verme görevini Jiang Ziya'ya verir. Shen Gongbao, bunun bir haksızlık olduğunu düşünür: "Neden Tanrılara unvan verme görevi ona verilmek istendi? Bakın ben Shen Gongbao ne kadar güçlüyüm, kafamı kesseniz dahi tekrar yerine takabilirim. Neden Tanrılara unvan verme görevi bana verilmedi?" İnanılmaz derecede kıskanmıştır ve Jiang Ziya'ya daima sorun yaratır.” (Zhuan Falun, Yedinci Ders)
“Yaşlı ve beceriksiz” sözleri özellikle dikkatimi çekiyor. Annemin yaşlı ve beceriksiz olduğunu düşünürken kastettiğim şey tam da bu değil miydi? Benim kıskançlığım da Shen Gongbao’nunkiyle aynıydı, hatta daha beterdi; annemin çirkin olduğunu bile düşünüyordum! Onun yaşlılığı, beceriksizliği ve çirkinliği, aslında benim kendi kıskançlığımı ve şehvet takıntımı yansıtıyordu. Bunu fark edip kendimi düzeltmeseydim hem kendime hem de başkalarına zarar vermiş olmaz mıydım?
Annemi çirkin, zarafetten yoksun ve pis olduğu için küçümsüyordum; bunun kökeninde derinlere yerleşmiş bir şehvet takıntısı vardı. Güzel olanı sevmek, çirkin olandan hoşlanmamak şehvetin bir yansıması değil midir? Zarif ya da çekici bulduğumuz insanlardan hoşlanmamızın ardında, kendimizi gösterme ve başkalarının bizi övmesini isteme arzusu vardır. Bu, kendini gösterme isteğiyle şöhret peşinde koşmanın birleşimidir. Ne kadar korkutucu bir takıntı! Peki, temizlik nedir? Temizliğin ölçütü nedir? Böyle insani bir kalbe sahip olduğumuz sürece, dışarıdan ne kadar zarif görünmeye çalışırsak çalışalım yine de çirkiniz.
Üstelik annemin sabırsızlığı ve açık sözlülüğü de kendi davranışlarımı yansıtıyordu: Ben de işlerimi aceleyle yapıyordum. Kaliteden çok hıza önem veriyordum. İnsanlara zulmü anlatmak da dâhil olmak üzere her işimi sürekli telaş içinde yapıyordum. Yeterince düşünmeden ve planlamadan hareket ediyordum; bu da zulme uğramama yol açtı. Kazandığım erdemin miktarını konuştuğum insan sayısına ve gösterdiğim çabanın büyüklüğüne göre ölçüyordum. Bu da huzursuz ve telaşlı bir zihne sahip olduğumu gösteriyordu.
Yemeğe olan düşkünlüğüm de hazır erişte ve McDonald’s tüketimimde açıkça görülüyordu. Annem yiyeceklerin israf edilmemesi konusunda ısrarcıydı. Acı kavunların arsenikle, maden suyu şişelerinin de bakterilerle kirlenmiş olduğuna ilişkin örnekler… Ahlaki değerlerin bu kadar yozlaştığı bir çağda, vicdansız tüccarların gerçekten böyle şeyler yapması mümkündü. Standartlara uymayan uzatma kabloları, şofbenler ve benzeri ürünler de cabası. Annemin internette gördüğü olaylar pekâlâ gerçek olabilirdi. Ben ondan nesnel düşünmesini ve mantıklı çıkarımlarda bulunmasını istiyordum ama neden bütün görüşleri dinleyip meseleyi açıklığa kavuşturamıyordum? Bir şey yaparken neden kendime daha sık “Neden?” diye sormuyordum? Başkalarını Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörü ölçütleriyle değerlendirmeye nasıl kalkışabilirdim ki?
Anneme iyi niyetle verdiğim hediyeyi kabul etmemesinin nedeni, ona karşı içimde kırgınlık beslememdi. Benden hiçbir iyilik ya da sevgi hissedemiyordu. Kendisine kırgınlık besleyen birinden alınan hediye kötü niyetliymiş gibi gelir; dolayısıyla hediyeyi reddetmesi kaçınılmaz bir sonuçtu.
Uzun uzun düşündükten sonra bütün bunların benim suçum olduğunu fark ettim. Bir Falun Dafa uygulayıcısı olarak uygulamamda hatalar yapıyordum ve sıradan insanlar da bunları düzeltmem için çeşitli yollarla beni uyarıyordu. Eksikliklerimin tamamen farkında değildim; hatta bana bunları gösteren insanlarla öfkeyle yüzleşiyordum. Şimdi gerçekten utanıyorum!
Artık anlıyorum. Karşımdaki kişi sürekli aynı “kusuru” veya “hatayı” sergiliyorsa bu, kendime gelmem için bir uyarıdır. Hemen kendimi incelemeliyim; bende de benzer sorunlar mutlaka ortaya çıkıyordur. “Antrenman partnerimin” topları rastgele atmadığını, zayıf yönlerimi ortadan kaldırmam için özellikle böyle davrandığını anlamalıyım. Bu, aynada kirli bir yüz görmek gibidir: Aynayı silmek işe yaramaz; tek çözüm yüzünü temizlemektir.
Shifu bize kendimize dönüp bakmamız için çok değerli bir araç verdi ve bunu tekrar tekrar hatırlattı. Uygulamaya ilk başladığım yıllarda bunu yalnızca çatışmaları çözmenin bir yöntemi olarak görüyordum. Kendime dönüp bakmak, diğer kişiye öfkelenmemek anlamına geliyordu ve bu da çatışmayı hafifletebilirdi. Benim de hatalarım olabileceğini bildiğim için başkalarını düzeltmeye çalışmadan önce kendimi düzeltmem gerektiğini düşünüyordum.
Anneme iyilikle, anlayışla ve hoşgörüyle yaklaşmaya başladığımda aslında ne kadar sevilesi biri olduğunu keşfettim. Öğrenebileceğim pek çok takdire değer özelliği vardı. İleri yaşına rağmen çok çalışkandı. Kendi ihtiyaçları konusunda son derece tutumlu, ailesine karşı ise cömertti. Öğrenmeye büyük bir heves duyuyor, karşılaştığı her yeni terimi öğrenmek istiyordu. Oysa gerçekten kendini haklı gören ben, sınırlı bilgimi ve önceden oluşmuş düşüncelerimi kendimi incinmekten korumak için kullanıyordum. Sürekli sorgulanmaktan veya düşüncelerime karşı çıkılmasından kaçınmaya çalışıyordum. Hemen yargıya varıyordum; bu açıdan internette okuduğu her şeye körü körüne inanan annemden hiçbir farkım yoktu.
Egomdan gerçekten vazgeçip anneme iyilikle yaklaşmaya, eksikliklerini kabul etmeye, hatalarını sessizce düzeltmeye ve yaptığı her ilerlemeyi takdir etmeye başladığımda annem de gerçekten değişti: Saçlarını kesmeme izin veriyor, bulaşıkları deterjanla yıkıyor ve bana şişe suyu alıyordu. Hatta görünüşü bile bana sevimli gelmeye başlamıştı. Ah! Meğer önceki annem yalnızca rol yapıyormuş, gerçek olmayan bir hâlini gösteriyormuş; oysa gerçekte öyle olan bendim! Gerçek benliğime döndüğümde ve kendimden gerçekten Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörü ilkelerine uymamı istediğimde, onun da o sevilesi ve gerçek hâli ortaya çıktı.
“Antrenman partnerlerimin” Shifu’nun bana verdiği özel bir armağan olduğunu anladım. Onların davranışlarını incelemeli, kendi eksikliklerimi bulmalı ve onlara Cennet’te verdiğim sözü yerine getirmeliyim. Sergiledikleri bu davranışların bir gün sona ereceğini ve o günün giderek yaklaştığını anlamalıyım. Bunun sevinçle mi yoksa tam bir yenilgiyle mi sonuçlanacağı, gerçekten de benim anlayışıma ve kendimi nasıl geliştirdiğime bağlı.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: “Teşekkür ederim anne! Kendimi mutlaka gayretle geliştireceğim ve seni de yanımda eve götüreceğim!”
(Minghui.org’da yayımlanan 2026 Çin Fa Hui için seçilmiş bir yazı)
Telif Hakkı © 2026 Minghui.org'a aittir. Her hakkı saklıdır.