(Minghui.org) 

Merhametli ve yüce Shifu’ya selamlar!

Uygulayıcı arkadaşlara selamlar!

29 yıldır Falun Dafa uyguluyorum. Çeşitli sınavlardan ve sıkıntılardan geçerken, koşullar ne kadar ağır ya da zor olursa olsun, Shifu’ya ve Dafa’ya olan inancımı her zaman korudum. Minghui’de düzenlenen 23. Çin Fa Konferansı için uygulama yolculuğumdan bazı deneyimlerimi Shifu’ya sunmak üzere kaleme alıyorum.

Dafa’yı Elde Ettiğim İçin Çok Şanslıyım

Bu yıl 73 yaşındayım. Aslen Shandong Eyaleti’ndenim. Ancak 1978 yılında, eşim askerlikten terhis olup kuzey Çin’de yeni bir işe başladığında onunla birlikte oraya taşındım. Eşim bir sondaj ekibinde çalışıyor ve yıl boyunca arazide bulunuyordu. Ben ise evde kalıp iki çocuğumuza bakıyordum.

Kızım oğlumdan üç yaş büyüktü. Ev işleriyle meşgul olduğumda, kendimi iyi hissetmediğimde ya da moralim bozuk olduğunda kızım kardeşine eşlik edip onunla oynardı. Küçük bir yetişkin gibi davranıyordu; bu da eşimin ve benim işimizi çok kolaylaştırıyordu.

O zamanlar sağlığım kötüydü. Boyum 1,6 metre olmasına rağmen yalnızca 83 jin (yaklaşık 55 kilo) ağırlığındaydım. Onikiparmak bağırsağı ülseri, kalp hastalığı ve kansızlık dâhil çeşitli rahatsızlıklarım vardı. Bayılmaya yatkın olduğum için ailem yanımda her zaman kalp ilacı taşımamı sağlardı.

Ayrıca üzerimde bir varlık bulunuyordu. Hatırlayabildiğim kadarıyla kötü ruhları üzerime çekmeye yatkındım. Hem bedensel hem de ruhsal rahatsızlıkların eziyeti altında hayatım tam bir cehenneme dönmüştü. Büyük bir umutsuzluk içinde hayatta kalmaya çalışıyordum.

Ağustos 1996’da bir iş arkadaşım bana bir kitap getirdi ve şöyle dedi: “Bu kitap gerçekten olağanüstü. Kutsal bir kitap ve insanın sağlığına faydalı olabilir. Birçok kişi onu okuyor ve Dafa’nın öğretilerini öğreniyor. Sen de okumalısın.”

“Teşekkür ederim! Bu akşam eve götürüp okuyacağım,” diye cevap verdim.

Göksel gözüm çocukluğumdan beri açıktı, bu nedenle başkalarının göremediği şeyleri görebiliyordum. Akşam yemeğini yiyip evi toparladıktan sonra değerli Zhuan Falun kitabını okumak için elime aldım. Kapağındaki Falun (Yasa Çarkı) amblemi hemen dikkatimi çekti. Nasıl hareket edebiliyordu? Gerçekten dönüyordu!

Shifu’nun resmine baktığımda bana merhametli ve sevecen bir ifadeyle bakıyordu. Gözyaşlarım kontrolsüzce yanaklarımdan süzüldü. Kitabı okurken kelimeler sanki kanatlanıp zihnime doğru uçuyordu. Kitabı tek oturuşta bitirdim. Kitabı kapattığımda ertesi gün sabah saat beşi geçmişti.

Bütün gece okumama rağmen en ufak bir yorgunluk ya da uyku hâli hissetmiyordum. Aksine kendimi dinç ve zinde hissediyordum. En şaşırtıcı olan ise yıllardır bana eziyet eden onikiparmak bağırsağı ülserinin hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuş olmasıydı. Gece boyunca midemde ne şişkinlik ne de ağrı hissettim.

O gün daha sonra iş arkadaşıma kitabı okurken yaşadıklarımı anlattım. Gülümseyerek, “Sağlam bir temelin ve Dafa ile önceden belirlenmiş bir kader bağın var. İş çıkışında seni bir uygulama alanına götüreyim,” dedi.

Uygulama alanında gönüllü eğitmen bana Falun Gong’u daha ayrıntılı bir şekilde tanıttı. Şöyle dedi: “Falun Dafa, Buda okuluna ait üstün bir uygulama yöntemidir. Hem zihni hem de bedeni kapsayan bir uygulamadır ve hastalıkları iyileştirebilir; ancak asıl amacı bu değildir. Bu hedefle uygulama yapmamalısın. Öğrenmekte ciddiysen bir Zhuan Falun kitabı edin ve onu dikkatlice oku. Ayrıca öğrenmesi kolay beş egzersiz vardır. Bunlar sağlığı geliştirmede son derece etkilidir.”

Ardından eğitmen bana ilk egzersizi öğretti. Onu izleyerek hareketlerini taklit ettim; bedenimi esnetip gevşetirken içimde güçlü bir enerji hissettim. Bu inanılmaz derecede rahatlatıcıydı ve kalbim sevinçle doldu. Eğitmen, “Bağdaş kurarak oturabiliyor musun?” diye sordu. Yapabildiğimi söyledim. O andan itibaren Dafa ile bağ kurmuş ve bir Shifu edinmiştim.

Öğretileri çalışmaya ve egzersizleri yapmaya devam ettikçe sağlığım her geçen gün iyileşti. Yalnızca iki kısa ay içinde Shifu bedenimi arındırdı; kendimi hafiflemiş, yüklerimden kurtulmuş ve hastalıklardan arınmış hissettim. Shifu ayrıca evimdeki ortamı temizledi, üzerime tutunmuş varlıkları ortadan kaldırdı ve bana mutlu, uyumlu bir aile bahşetti.

Daha sonra her gün uygulama alanına gitmeye, erkenden gelip geç saatlerde ayrılmaya başladım. Bir uygulama pankartı astım; bugün bile onu koleksiyonumda saklıyorum. Ardından evimde bir Fa çalışma grubu oluşturduk. Uygulayıcı arkadaşlar Fa çalışmak ve anlayışlarını paylaşmak için evime geliyorlardı. Grup içinde birbirimizi Fa’yı gayretle çalışmaya ve uygulamaya, içimize bakmaya ve xinxing’imizi (kalp ve zihin doğamızı) geliştirmeye odaklanmaya teşvik ediyorduk. Amacımız Shifu’nun gerçek uygulayıcılar olmaktı.

Shifu Üzerimdeki Varlığı Ortadan Kaldırdı

Gençken güneş batar batmaz annem beni odama kilitler ve dışarı çıkmama izin vermezdi. Çünkü bünyem zayıftı ve kötü ruhların üzerime musallat olmasına yatkındım. Özellikle bayramlarda ve diğer özel günlerde bu varlıkların üzerime musallat olma ihtimali daha da artıyordu.

Böyle bir durum yaşadığımda bütün bedenimden bir ürperti geçer, kontrolsüzce titrer, durmadan çığlık atıp ağlardım. Annem de kötü ruhları kovmak için kâğıt yakıp tılsımlı sözler söyleyerek zıplayıp sıçrayan bir tür büyücü bulmak zorunda kalırdı. Bu varlıklar kovulduktan sonra bile birkaç gün boyunca kendimi çok kötü hissederdim; üstelik bu, ağır bir hastalıktan bile beterdi.

Bir keresinde eşim, askerî birliğinden izin alıp bizi ziyarete gelirken rahmetli babasının mezarına uğrayarak saygısını sunmuş, diz çöküp mezarın önünde başını yere vurmuştu. Avlumuza adım attığı anda bedenimden bir ürperti geçti ve titremeye başladım. Yüzüm bembeyaz oldu; kısa süre sonra bilincimi kaybedip bayıldım.

Eşim hemen bir geleneksel Çin tıbbı doktoru çağırdı. Adam nabzımı kontrol etti ve “Bu iyi değil; nabzını hissedemiyorum. Bu, ruhsal bir rahatsızlık olabilir. Hemen bir şaman bulun,” dedi. Şaman geldi ve kötü ruhları kovmak için bir ayin gerçekleştirdi.

Kendime gelene kadar ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum. Gözlerimi açtığımı gören ailem derin bir nefes alarak rahatladı. Daha sonra bana tam bir gün ve gece boyunca bilinçsiz kaldığımı söylediler. Çocuklar o kadar korkmuştu ki ağlamışlardı; bütün evde büyük bir kargaşa yaşanmıştı.

Başkaları, hastalığımı iyileştireceğini ve yeniden böyle varlıkların üzerime musallat olmasını önleyeceğini iddia ederek eşime evimize bir “ev koruyucu ruhu” davet etmesini önerdi. Eşim bu varlık için bir ruh tableti getirip ona adaklar sunmaya başladı. Ancak bütün çabalarına rağmen durumum düzelmedi ve rahatsız edici olaylar zaman zaman devam etti.

Bu durum bana eziyet etmeyi sürdürdü; beni tüketti, ailemizde huzursuzluğa yol açtı ve kendimden utanmama neden oldu. Yabancıların ya da iş arkadaşlarımın karşısında başımı dik tutamıyordum; başkalarının beni küçümsemesinden korkuyordum. Çabuk öfkeleniyor ve sık sık patlıyordum. Evde sinirlendiğimde ailem korkup bana boyun eğiyordu. İş yerinde de taviz vermeyen biriydim; üstlerim bile beni karşılarına almaya cesaret edemiyordu.

Uygulamaya başlamamın üzerinden henüz yarım ay bile geçmemişti. Bir gün egzersizleri yaptıktan sonra eve dönerken apartmanımın merdiven boşluğunun girişinde tilkiye benzeyen, beyaz ve başsız bir canavar gördüm. Kapıyı kapatmış, içeri girmemi engelliyordu. Ona doğru yürüdüğümde dev kuyruğuyla bana saldırdı. Ben de “Shifu Li Hongzhi! Shifu, lütfen beni kurtarın!” diye seslendim. Shifu’ya seslendiğim anda canavar ortadan kayboldu.

Korkudan titreyerek merdivenlerden yukarı koştum. Üçüncü kattaki dairemin kapısına ulaştığımda o şey yine çömelmiş hâlde oradaydı. Hemen, “Shifu, beni kurtarın!” diye bağırdım. Tam o sırada onun küçük bir ateş topuna dönüştüğünü ve çöp bacasından aşağı kaçtığını gördüm.

Hemen Shifu’nun portresinin yanına koştum, diz çöküp başımı yere vurarak saygımı sundum. Kalbimdeki bütün korku yok olmuş, geriye yalnızca minnettarlık kalmıştı. Birkaç dakika önce korkudan titrememe rağmen arkamı döndüm, yatağın üzerine bağdaş kurarak oturdum ve Lunyü’yü yüksek sesle okumaya başladım. Odayı huzur ve sükûnet kapladı.

O günden sonra bir daha ruhların üzerime musallat olması ya da buna benzer hiçbir olay yaşanmadı. Daha cesur oldum ve evde yalnız kalmaktan artık korkmuyordum. Grup hâlinde Fa çalıştıktan sonra karanlıkta tek başıma eve yürürken en ufak bir korku bile hissetmiyordum. Mizacım da değişti. Daha yumuşak ve nazik bir şekilde konuşmaya başladım. Öyle ki üstlerim bile tamamen farklı bir insana dönüştüğümü söylüyordu.

Üstlerim ve iş arkadaşlarım Falun Dafa uyguladığımı biliyor. Çevremdeki insanlara Falun Dafa’nın ne kadar iyi olduğunu sık sık anlatıyor, sağlığı geliştirme ve hastalıkları iyileştirme konusunda olağanüstü etkileri olduğunu açıklıyorum. Bunun sonucunda onlardan birkaçı da uygulamaya başladı. Bende gördüğü değişikliklerin ardından eşim de uygulama yapmaya başladı.

Sabırlı Olmayı Geliştirmek

Şirketin yemekhanesinde çalışıyorum. Bir gün öğle yemeği saatinde, bir kadın ve bir erkek olmak üzere iki iş arkadaşımla birlikte yemek servisi yapıyordum. Birbirimizle oldukça iyi anlaşır, her şey hakkında konuşuruz. Genellikle masaları toplarken rahatça sohbet eder, birbirimize karşı oldukça açık davranırız.

Kadın iş arkadaşım, kocasının beceriksiz olduğundan ve “pek de erkek gibi biri olmadığından” yakınmaya başladı. Gülümseyerek, “Kocan hakkında nasıl böyle konuşabilirsin?” dedim. Yakınımda duran erkek iş arkadaşım bir anda öfkelendi. Konuşmanın kendisi hakkında olduğunu sanmıştı ve aniden bir tabak yığınını bana fırlattı.

Son anda eğilerek kurtuldum. Tabaklar duvara çarpıp paramparça oldu. Neler oluyordu? Ne olduğunu anlamaya bile fırsat bulamadan bütün müşteriler şaşkınlıkla bize bakmaya başladı. Büyük bir kavganın çıkmak üzere olduğunu düşünüyorlardı.

Kendi kendime Shifu’nun öğretilerine uymam gerektiğini hatırlattım: Öfkeme yenik düşmemeli ve karşılık vermemeliydim. Kendimi kontrol altında tuttum ve sakinliğimi korudum. Gülümseyerek ondan özür diledim: “Kardeşim, seni kızdırdığım için üzgünüm. Lütfen beni affet.” Bunu duyunca yüzü kızardı ve hemen, “Özür dilerim. Haksızlık eden benim. Az önce nereden geldiğini bile anlamadığım bir öfke patlaması yaşadım. Sana böyle çıkışmamalıydım,” dedi. Herkes az önce yaşananlar karşısında şaşkın ve hayretler içinde kalmıştı.

Birçok kişi Falun Dafa uyguladığımı ve insanlara iyi olmayı, iyilik yapmayı öğrettiğini biliyor. Ancak bu kadar çabuk değişebileceğimi, uygulamanın öğretilerini gerçekten benimseyip daha iyi bir insan olabileceğimi hiç düşünmemişlerdi. Herkesin gözlerinde takdir gördüm. Beni dönüştürdüğü için Shifu’ya minnettarım. Eşim de benimle aynı kurumda çalışıyor ve yaşadığım bütün bu olumlu değişiklikleri görmek onu da son derece mutlu etti.

Dafa’yı Savunmak Amacıyla Pek Çok Kez Pekin’e Gitmek

1999 yılında Çin Komünist Partisi (ÇKP), Falun Dafa’ya zulmetmeye başladı. Falun Dafa uygulamasının hem bedenime hem de zihnime sağladığı faydaları deneyimlemiştim. Bu nedenle kalbimde Shifu’nun adına sahip çıkmak ve itibarını temize çıkarmak için onun adına konuşma düşüncesi doğdu. 20 Temmuz’da bölgemizdeki birçok uygulayıcı eyalet başkentine doğru yola çıktı. Ben de onlardan biriydim.

Taksiyle Eyalet Hükümetinin Dilekçe Bürosu yakınlarına gittim, ancak binadan biraz uzakta inmek zorunda kaldım. Sokaklar boyunca Falun Dafa uygulayıcıları sıralanmıştı ve çok sayıda polis nöbet tutuyordu. Polisler dilekçe vermek isteyenlerin yerleşkeye girmesine izin vermiyordu. Bu yüzden sessizce Shifu’dan beni güçlendirmesini istedim. Kendi kendime, “Polisler beni görmesin,” diye düşündüm ve içeri girdim.

Dilekçe Bürosunun girişine ulaştığımda odanın çoktan insanlarla dolduğunu gördüm. İçeri girmek neredeyse imkânsızdı. Uygulayıcı arkadaşlar Falun Dafa hakkındaki gerçek durumu anlatıyor, seslerini yükselterek hakikati dile getiriyorlardı. O anda, “Shifu Li’nin adını temize çıkarın!” diye bağırdım. Bir süre orada durduktan sonra ayrıldım.

Dışarı çıktığımda birçok uygulayıcı arkadaşımın polisler tarafından sürüklenerek büyük otobüslere bindirildiğini ve götürüldüğünü gördüm. Bir otobüs hareket ederken diğeri geliyordu. Nereye götürüldüklerini bilmiyordum. Yakınımdaki iki uygulayıcı Pekin’e gidip Dafa’yı savunmak hakkında sessizce konuşuyorlardı. Ben de onlara katıldım ve birlikte Pekin’e doğru yola çıktık. Saat 18.00’de hareket eden bir trene bindik. Yolculuk sırasında sohbet ederken onların Yanbian’dan geldiklerini öğrendim.

Pekin’e vardığımızda saat sabah altıyı geçmişti. Pekin Tren İstasyonu’ndan çıktıktan sonra doğrudan Tiananmen Meydanı’na gittik. Meydan, ülkenin dört bir yanından gelen Falun Dafa uygulayıcılarıyla doluydu. Bazıları meditasyon yapıyor, bazıları ayakta yapılan egzersizleri uyguluyor, bazıları da pankartlar taşıyordu.

Pankartımı çıkardım ve Fa’yı doğrulamak için iki elimle başımın üzerinde kaldırdım. Kalabalık arttıkça sivil polisler ve üniformalı polisler insanları yasa dışı şekilde tutuklamaya başladı. Shifu’dan beni korumasını istedim ve “Beni görmesinler,” diye düşündüm. Turistlerin arasına karıştım, Tiananmen Meydanı’ndan ayrıldım, otobüs bileti alıp eve döndüm.

2000 yılının yılbaşı günü, bir uygulayıcı arkadaşımla birlikte bölgemizden taksiyle Changchun’a gittik ve oradan tren bileti aldık. Sabah altıyı biraz geçe Pekin’e vardık ve doğrudan Tiananmen Meydanı’na yöneldik. Orada egzersiz yapan birçok uygulayıcı arkadaşımızı gördük ve onlara katıldık. Egzersizleri bitirdikten sonra bölgemize geri döndük.

Şubat 2001’de tek başıma Changchun Tren İstasyonu’na giderek iki tren bileti aldım: biri Pekin’e gidiş, diğeri dönüş içindi. İstasyonda beklerken bölgemizden iki uygulayıcı arkadaşımla karşılaştım. Uzaktan bana, “Abla! Abla!” diye seslendiler. İkisinin de polisler tarafından tutulduğunu gördüm. Birbirimizi tanıdığımızı anlayan polisler hepimizi istasyonun içine götürdü, nereden geldiğimizi sordu ve ifadelerimizi kaydetti.

Çok geçmeden yerel polisler bizi geri getirerek doğrudan şehirdeki gözaltı merkezine yerleştirdi. Oradayken meditasyon yapmaya ve Lunyü’yü ezberden okumaya devam ettim. Polisler uygulamayı bırakacağıma dair bir taahhüt yazısı yazıp imzalamamı istedi, ancak onlarla iş birliği yapmayı kararlılıkla reddettim. 14 gün gözaltında tutulduktan sonra ailem gelip beni eve götürdü.

Üç gün sonra karakoldan polisler evime gelerek beni karakola götürdü. Falun Dafa uygulamasını bırakacağıma ve dilekçe vermek için Pekin’e gitmeyeceğime söz veren bir taahhüt yazısını imzalamam için baskı yaptılar. Böyle bir taahhüt vermeyi ve imzalamayı kesinlikle reddettim. “İmzalamazsan eve gitmeyi aklından bile geçirme,” dediler.

“Benden bir taahhüt istiyorsanız verebileceğim tek söz, Shifu Li’ye inanmaya devam edeceğimdir,” diye cevap verdim. Bunun üzerine polisler aile üyelerimi getirerek beni imzalamaya ikna etmeye çalıştı. Ancak onları da dinlemedim; bunu yapmayı kesinlikle kabul etmiyordum.

Polisler taahhüt yazısını yazmadan eve gitmeme izin vermedi. Üç gün boyunca direndim. Kararlılığımdan vazgeçmeyeceğimi anlayınca aileme, “Pekin’e gitmesini önlemek için onu gözeteceğinize dair bize bir taahhüt yazın. Sonra onu eve götürüp orada gözetebilirsiniz,” dediler. Ailem, Pekin’e gitmememi sağlayacağına dair bir yazı yazdı. Polisler ancak bundan sonra gitmeme izin verdi.

Çıkışa doğru ilerlerken alaycı bir sesin, “Hâlâ Budalığa ulaşmak mı istiyorsun? Tang Seng bile 81 sıkıntıya katlanmak zorunda kaldı; bunların hiçbiri atlanamaz,” dediğini duydum. Geri dönüp, “Ne dediniz?” diye sordum. Ses, “Zaten bir taahhüt yazısı imzaladın. Şimdi nasıl Budalığa ulaşabilirsin ki?” diye cevap verdi.

Hemen kendime geldim. Bu, Shifu’nun bana verdiği bir işaret değil miydi? Taahhüt yazısını ailem yazmıştı ama ben itiraz etmemiş, bunu örtük olarak kabul etmiştim. Bu da fiilen kendim yazmışım anlamına gelmiyor muydu? Böyle bir şey kesinlikle kabul edilemezdi.

Aceleyle odaya geri döndüm ve masanın üzerinde hâlâ duran “taahhüt” yazısını yırtıp attım. Polis müdürü beni durdurmak için hemen üzerime koştu. Aile üyelerim de beni geri çekerek dışarı sürüklerken ondan özür diliyordu. Müdür öfkeyle, “Onu buradan çıkarın!” diye bağırdı. Boyun eğmediğim için mutluydum.

O zamandan beri, “Kapıları Çalma” ve “Sıfırlama” kampanyaları sırasında bile beni rahat bıraktılar. Jiang Zemin hakkında suç duyurusunda bulunduğumda gerçek adımı ve ulusal kimlik numaramı kullandım ve belgeleri posta yoluyla gönderdim. Bugüne kadar kimse beni rahatsız etmek için evime gelmedi.

Gerçekleri Açıklamak ve İnsanların Kurtulmasına Yardımcı Olmak

ÇKP, Dafa’ya zulmetmeye başladıktan sonra grup hâlinde Fa çalışıp egzersiz yaptığımız ortamı kaybettik. Uygulamamız kişisel gelişime odaklanmaktan Fa düzeltmesi dönemini uygulamasına dönüştü. Başlangıçta bölgemizdeki gerçekleri açıklayan materyallerin tamamı başka yerlerden, özellikle de eyalet başkentinden geliyordu.

Bir keresinde gerçekleri açıklayan pankartlar, yapışkanlı afişler ve kitapçıklarla dolu büyük bir kutu evime geldi. Kendi kendime, “Her şeyin başlangıcı zordur ama birinin bunu yapması, birinin öne çıkıp öncülük etmesi gerekiyor. Bunlar kapıma kadar geldiğine göre sorumluluğu üstlenmek bana düşüyor,” diye düşündüm.

Akşam yemeklerinden sonra ve hafta sonlarında gerçekleri açıklayan materyalleri dağıtmak ve yapıştırmak için dışarı çıkıyordum. Ancak birkaç gün geçmesine rağmen hâlâ çok sayıda materyal kalmıştı. Bir uygulayıcı olan eşim o sırada emekliydi ve evdeydi. Yardım etmeyi teklif etti ve bütün ailemiz bu işe katıldı.

Eşimin bir motosikleti vardı. Beni daha uzaktaki banliyölere ve kırsal bölgelere götürerek oradaki insanlara ulaşmamızı sağlıyordu. Otoyolun iki yanındaki bariyerler, ağaçlar ve elektrik direkleri gerçekleri açıklayan materyalleri asmak için ideal yerlerdi. Birimiz materyali tutup gererken diğerimiz onu gerginleştirerek birlikte çalışıyorduk. Her gidişimizde çok iş yapıyorduk ve bazen eve ancak çok geç saatlerde dönebiliyorduk.

Zamanla başka uygulayıcılar da gerçekleri açıklamak ve canlıların kurtulmasına yardımcı olmak için öne çıkmaya başladı. Bölgemizde gerçekleri açıklayan materyaller üretmek için yerel merkezler kurduk; kendi broşürlerimizi, çıkartmalarımızı, pankartlarımızı, masa takvimlerimizi ve duvar takvimlerimizi hazırladık. Ayrıca kâğıt paralara gerçekleri açıklayan mesajlar bastık.

Herkes, Fa düzeltmesi dönemindeki uygulamasının bir parçası olarak gerçekleri açıklamaya, zulme karşı çıkmaya ve canlıların kurtulmasına yardımcı olmaya katıldı.

Bir akşam, bilgilendirme materyallerini dağıttıktan sonra kırsal bölgeden eve dönüyorduk. Genellikle akşam saat yedi ya da sekiz gibi çıkar, gece on bir ya da on iki gibi dönerdik. O akşam otoyola yeni çıktığımızda polis bizi durdurdu. “Bu saatte nereye gidiyorsunuz?” diye sordular. Eşim, “Bir akrabamızın evine gidiyoruz,” diye cevap verdi. Polis bizi ayrı ayrı sorgulamak üzere ayırdı ama ikimiz de son derece sakindik ve hiç korkmuyorduk.

Polis memuru bana, “Bu köyün adı ne? Ziyarete gittiğiniz akrabanızın adı ne?” diye sordu. Hiç tereddüt etmeden hemen cevap verdim. Sorulara bu kadar rahat cevap verdiğimi görünce gitmemize izin verdiler.

Eve dönerken eşime, “Polis sana ne sordu?” diye sordum. “Köyün adını ve kimin evine gittiğimizi sordular. Ben de rastgele bir isim söyledim; Xiao Liu’nun evine gittiğimizi söyledim,” diye cevap verdi. Şaşkına döndüm. Ben de aynen aynı cevabı vermiştim! Bu gerçekten olağanüstüydü! İkimiz de bunu söylememiz için bize Shifu’nun yol gösterdiğini anladık. Shifu, uygulayıcılarını koruyordu.

Başka bir sefer eşimle birlikte akşam saatlerinde bilgilendirme materyalleri dağıtmak için bir köye gittik. Köy ışıl ışıldı. Yolların iki tarafındaki sokak lambaları yanıyordu ve ortalık gündüz gibi aydınlıktı.

Shifu’ya, “Lütfen yürüdüğümüz yerlerde ışıkların sönmesini sağlayın ki insanları kurtarmak için yaptığımız çalışmalar engellenmesin,” diye seslendim. Bunu düşünmemin hemen ardından ışıklar titremeye başladı. Önde yürüyen eşim, “Işıklar neden böyle titriyor?” diye sordu.

“Shifu bize yardım ediyor! Endişelenme, yapman gerekeni yapmaya devam et,” diye cevap verdim. Eşimle birlikte bütün materyalleri başarıyla dağıttık ve güvenli bir şekilde eve döndük.

Yirmi yılı aşkın süredir eşimle birlikte sabahlarımızı düzenli olarak yüz yüze insanlara gerçekleri açıklamaya, öğleden sonralarımızı ise Fa öğretilerini çalışmaya ayırıyoruz. Yağmur çamur demeden bugüne kadar bu şekilde devam ettik.

Şehirdeki bütün sokakları ve ara sokakları dolaştık; sabah pazarlarını, alışveriş merkezlerini ve süpermarketleri ziyaret ettik. Herhangi bir günde üç ila beş kişiyi, bazen de 20 ya da 30 kişiyi ÇKP’den ve ona bağlı örgütlerden ayrılmaya ikna edebiliyoruz.

COVID salgını sırasında bile devam ettik. Yaşadığımız yerleşke karantinaya alındığında, bir metreden daha yüksek duvarın üzerinden kolayca atladık. Öyle rahat geçiyorduk ki 60’lı ve 70’li yaşlarımızda olduğumuzu tahmin etmek mümkün değildi.

Gerçekleri açıklarken her türden insanla karşılaşıyoruz. Bir keresinde 40’lı yaşlarında, sanki birini bekliyormuş gibi görünen bir adamla konuştum. “Delikanlı, Parti üyesi misin?” diye sordum. Beni baştan aşağı süzdü ve “Benimle gel. Seni bir yere götüreyim,” dedi. Gizli görev yapan bir polis olduğunu ve ondan olabildiğince çabuk uzaklaşmam gerektiğini anladım.

Tam o sırada biri yanımıza gelip onunla konuşmaya başladı. Dikkati dağılmışken hızla oradan uzaklaştım. Tehlikeyi kıl payı atlattım ama güvenle kurtuldum.

Bazen iyi insanlarla da karşılaşıyoruz. Bir sabah pazarında üniformalı bir polis memuruyla karşılaştım. Yaklaşılabilir bir hâli vardı ve iyi kalpli biri olduğunu hissedebiliyordum. Yanına gidip, “Merhaba. Alışveriş yapmak için mi geldiniz?” diye sordum. “Bugün izinliyim, sebze almaya geldim,” diye cevap verdi. Ben de “Her gün çok meşgulsünüz; mahalleyi güvende tutmaya çalışıyorsunuz. İyi bir insan olduğunuzu görebiliyorum. Sizle bir bilgi paylaşmak istiyorum; bir felaket geldiğinde bu bilgi hayatınızı kurtarabilir,” dedim.

Bana baktı, durmam için işaret etti ve yakındaki birini göstererek, “O benim meslektaşım. Bu işlerle ilgilenen kişi o,” dedi. Ona alçak sesle, “İyi insanlar iyiliklerinin karşılığını görmeyi hak eder. Madem iyi bir insansınız, neden Parti’den ve ona bağlı örgütlerden ayrılmıyorsunuz? Bu hem size hem de ailenize iyi gelir,” dedim. Samimiyetimi görünce, “Peki, benim için yapabilirsin,” dedi. Ona bir takma ad verdim ve üyeliklerinden ayrılmasına yardımcı oldum.

Bir kış akşamı eşimle birlikte gerçekleri açıklayan çıkartmalar yapıştırmak için dışarı çıktık. Yol kenarında çıkartmalar için çok uygun bir yer olan bir reklam panosu gördük. Motosikletten atlayıp nereye bastığıma dikkat etmeden doğruca oraya yöneldim ve bir anda güm diye bir çukura düştüm. Ayaklarım kızgın bir demir levhaya basmış gibi hissettim. “Ah!” diye bağırıp hemen dışarı sıçradım.

Eşim koşarak yanıma geldi ve “Yaralandın mı?” diye sordu. Yaralanmadığımı söyledim. Sonra ikimiz de çukurun içine baktık. Orada bir ısıtma vanası vardı ve sıcak borulardan tıslayarak su sızıyordu. O kaynar suyun içinde birkaç saniye daha kalsaydım cildim kesinlikle yanardı.

O enerjiyi nereden bulduğumu bilmiyorum ama oradan bir anda sıçrayarak çıktım. İnanılmazdı. Shifu’nun beni koruduğunu anladık. Gözlerim yaşlarla doldu ve avuçlarımı birleştirerek tekrar tekrar, “Teşekkür ederim Shifu! Teşekkür ederim Shifu!” dedim.

Çıkartmaları yapıştırdıktan sonra birkaç yere daha gittik. İşimiz bitince eve döndük. Üstümü değiştirirken pantolonumun buz gibi donduğunu fark ettim. Pantolonu çıkarmak bile zordu ama Shifu’nun koruması sayesinde cildime hiçbir şey olmamıştı.

Günümüzde giderek daha fazla insan gerçekleri anlamaya başlıyor. Bir gün otobüse binerken biri bana şöyle seslendi: “Abla, gel buraya otur!” Kadının yanına oturdum ve bana yemem için bir gözleme uzattı.

Onu ilk başta tanıyamadım. Bana, “O kadar çok insanla karşılaşıyorsun ki beni unutmuş olmalısın. Geçen yıl sabah pazarında bana gerçekleri anlattın ve ÇKP’den ve ona bağlı örgütlerden ayrılmama yardımcı oldun. O günden beri sağlığım giderek düzeldi ve artık içimde ağır bir sıkıntı taşımıyorum. Sana teşekkür edebilmek için hep bir fırsat çıkmasını umuyordum. Çok iyi bir insansın. Bak, şimdi de burada karşılaştık!” dedi.

“Bana teşekkür etmene gerek yok. Bunu yapmamızı söyleyen Dafa’nın Shifu’su Li’dir. O merhametlidir ve hiçbir iyi insanın geride kalmasını istemez. Bu yüzden insanlara yardım etmek ve onları kurtarmak için her gün dışarı çıkıyoruz. Senin iyi olman yeterli,” diye cevap verdim.

Gerçekleri açıklamak ve insanların kurtulmasına yardımcı olmak bir Dafa uygulayıcısının sorumluluğudur; bu bizim görevimizdir. Fa düzeltmesi süreci sona ermediği sürece her gün dışarı çıkmaya devam edeceğim.

Ailem Kutsanıyor

Falun Dafa uygulamaya başladığımdan beri hem bedenimde hem de zihnimde derin değişimler yaşadım. Ailem bu dönüşümlere tanık oldu ve hepsi Shifu’ya ve Dafa’ya içtenlikle minnettar! Gerçekleri açıklama ve insanları kurtarma çabalarımı da destekliyorlar. İşlerim çok yoğun olduğunda, hiçbir şikâyette ya da kırgınlıkta bulunmadan bana yardım etmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Oğlum üniversiteden mezun olduktan sonra bir petrol sahası sondaj şirketinde çalışmak üzere görevlendirildi. Bir yıllık staj süresince son derece başarılı oldu ve üstlerinden büyük takdir gördü. İkinci yılında kadrolu çalışan oldu ve mühendislik teknisyeni görevini üstlendi. Daha sonra ekip lideri ve orta düzey yönetici olarak görev yaptı. Bugün ise bir şirketin yöneticisi.

Oğlum işe başladıktan sonra her gün ne kadar meşgul olduğumu gördü. Bunun üzerine akşamları benimle birlikte gerçekleri açıklayan materyalleri dağıtmak ve yapıştırmak için dışarı çıkmaya başladı.

Çalıştığı yerde yönetici konumunda olduğu için komünist rejim Dafa uygulayıcılarına yönelik zulüm hakkında bir duyuru yayımladığında hemen bizi uyarıyordu. Bazen de bizi ve Dafa kitaplarımızı almak için arabayla eve geliyor, ardından bizi güvenli bir yere götürüyordu. Böylece hem bizi hem de Dafa kitaplarını koruyordu.

ÇKP’nin zulmüne rağmen birçok taciz ve zulüm olayından kurtulmayı başardık. Uzun yıllardır evimdeki Fa çalışma grubu hiçbir engelle karşılaşmadan faaliyetlerini sürdürüyor. Uygulayıcı arkadaşlarım evime geldiklerinde kendilerini güvende ve rahat hissediyorlar.

Kızım bir hastanede başhemşire olarak çalışıyor. Kendisi uygulama yapmasa da Dafa’ya büyük bir inanç duyuyor. Çocuklarına sık sık, “Falun Dafa uygulayan yaşlı insanlara saygı göstermelisiniz. Onların hepsi iyi insanlardır. Falun Dafa hakkında kötü konuşan hiç kimseye kulak asmayın,” diyor.

ÇKP, Temmuz 1999’da Falun Dafa’ya zulmetmeye başladıktan sonra kızım Shifu’nun portresini evimden kendi evine götürdü ve o günden beri onu saygıyla sergiliyor. Bayramlarda ve özel günlerde Shifu’ya tütsü ve meyve sunuyor.

Bunun karşılığında o da kutsandı. İş yerindeki üstleri ona büyük değer veriyor ve iş arkadaşlarıyla çok iyi anlaşıyor. Ayrıca “Sorumlu Hemşire” mesleki unvanı için girdiği sınavı ilk denemesinde geçti.

Birkaç yıl önce kızım hastanede bir hastayla ilgilenirken hasta ona, “Genç Hanım, çok naziksiniz ve insanlara çok iyi davranıyorsunuz. Gerçekten kutsanmışsınız. Bütün ailenizi koruyan büyük bir Buda evinizde olmalı,” dedi.

(Minghui.org’da yayımlanan 23. Çin Fa Konferansı için seçilmiş bir sunum)

Orijinal Çince makale