(Minghui.org) Selamlar merhametli Shifu!
Bu yıl 77 yaşındayım. 23. Minghui.org Çin Anakarası Falun Dafa Uygulama Deneyimi Paylaşım Konferansı (Çin Fahui) vesilesiyle xiulian deneyimlerimi paylaşma fırsatı bulduğum için mutluyum.
Küçüklüğümden Beri Ölümden Korkuyordum
Nedendir bilmiyorum ama daha çocukken ölüm korkusu içime yerleşmişti. İlkokul yıllarımda öğretmenim, okul spor müsabakalarında bazen sınıfın önünde bayrağı taşımamı isterdi. Ancak her seferinde, müsabaka günü gelmeden öleceğimden korkardım. Annem, o günlerde atıştırmam için yanıma haşlanmış yumurta koyardı. Bu yüzden müsabaka gününü dört gözle beklerdim. Ama bir yandan da o gün gelmeden ölebileceğim düşüncesi beni endişelendirirdi.
20 yaşında evlendim ve hamile kaldım. Ancak doğum sırasında ölebileceğimden korkuyordum. Bu olumsuz düşünceler peşimi bırakmadı ve sağlığım giderek kötüleşti. Sonunda bebeğim yaklaşık yedi aylıkken erken doğdu. Doğumdan sonraki iyileşme döneminde ne doğru düzgün yemek yiyebiliyor ne de uyuyabiliyordum. Çok sıkıntı çektim. Gök gürültüsünden ve yağmurdan bile korkuyordum. Korkum o kadar büyüktü ki beni koruması için birine dua etmek amacıyla tütsü yakmayı bile düşündüm.
27 yaşındayken bir rüya gördüm. Rüyamda mavi cüppeli bir kişi, öteki dünyanın yaşam süremi uzatmak istediğini söyledi. Elinde bir hesap defteri vardı ve ömrüme birkaç on yıl ekledi. Bu rüyadan sonra ölüm korkum ortadan kalktı.
Falun Dafa uygulamaya başladıktan sonra bu olayı yeniden hatırladım. Shifu'nun, bir gün Falun Dafa uygulayabilmem ve insanları kurtarma görevimi yerine getirebilmem için beni önceden koruyup gözettiğini anladım. Uygulayıcılar artık Cehennem'in yönetimi altında değil, Shifu'nun koruması altındadır. Shifu, isimlerimizi Cehennem'in listesinden çıkarmıştır.
Dafa'yı Uygulama ve Yeniden Doğmuş Gibi Hissetme Fırsatı
1999 yılının ilkbaharında birdenbire kendimi giderek daha güçsüz hissetmeye başladım. Yürüyemiyor, yataktan kalkamıyordum. Hastaneye gittiğimde doktor, glomerülonefrit (böbrek iltihabı) olduğumu ve hemoglobin seviyemin 6 g/dL olduğunu söyledi. Kadınlarda normal hemoglobin değeri 12-16 g/dL arasındadır; benim değerim ciddi kansızlığa işaret ediyordu. Hastanede 20 günden fazla kaldım. Karnım şişmişti ve kendimi son derece güçsüz hissediyordum. Bir doktor bana, “Bu hastalığın tedavisi zor. Qigong uygulamayı denemenizi öneririm,” dedi.
Yakındaki bir sinemanın önünde bir qigong uygulama alanı olduğunu öğrendim. O sırada bunun hangi qigong uygulaması olduğunu bilmiyordum. Alana gittiğimde çok sayıda insanın birlikte uygulama yaptığını gördüm.
Ertesi sabah, ağırlaşmış bedenimi güçlükle taşıyarak uygulama alanına gittim. Hareketleri öğrendikten sonra uygulamaya başladım. Bir saat boyunca devam ettim. Ancak karnım o kadar şişmişti ki tuvalete gitmem gerekiyordu. Eve dönerken üç kez tuvalete uğramak zorunda kaldım.
O gece deliksiz uyudum. Ertesi sabah uyandığımda kendimi hafiflemiş ve dinlenmiş hissediyordum. Karnımdaki şişkinlik tamamen geçmişti. Enerjim yerine gelmişti. Zihnim açıktı, gözlerim ışıl ışıldı. Kendimi yeniden sağlıklı hissediyordum! Şaşkınlık içindeydim. Bu nasıl bir uygulamaydı? Üstelik adını da hatırlayamıyordum!
Hemen bisikletime binip sinemaya gittim ve oradakilere hangi uygulamayı yaptıklarını sordum. Birisi bana bunun Falun Dafa olduğunu söyledi.
Ben de Falun Dafa uygulamaya başladım. Bütün hastalıklarım kayboldu ve yeniden normal hayatıma döndüm. Beni kurtarıp bana yeni bir hayat verdiği için Shifu Li'ye minnettarım.
Zulüm Başlıyor
Aynı yılın temmuz ayında (1999), Çin Komünist Partisinin (ÇKP) eski lideri Jiang Zemin, Falun Dafa'nın gördüğü ilgiyi kıskandığı için uygulamaya karşı acımasız bir zulüm başlattı. Falun Dafa uyguladığımı bilen yerel polis karakolu kimlik kartıma el koydu ve uygulama alanımızı zorla dağıttı. Böylece diğer uygulayıcılarla bir araya gelip birlikte uygulama yapma imkânımız elimizden alındı.
Kendi kendime, “Falun Dafa insanlara iyi olmayı öğretiyor ve biz hiçbir yasayı çiğnemiyoruz. Öyleyse neden bu uygulama yasaklanıyor?” diye sordum. Dafa'yı uygulamaya başladıktan sonra yalnızca sağlığım düzelmemiş, kişiliğim de değişmişti. Eskiden sık sık kavga eder, küfrederdim. Her zaman kendimi haklı görürdüm. Uygulamaya başladıktan sonra bu kötü alışkanlıklarımın hepsinden kurtuldum ve herkese iyi davranmaya başladım. Falun Dafa hem kişiliğimi değiştirmiş hem de fiziksel rahatsızlıklarımı ortadan kaldırmıştı. Buna rağmen ÇKP uygulama yapmamı yasaklıyordu. Dafa'ya karşı yürütülen propaganda tamamen aldatıcıydı. Bunlara inanmadım ve kararlılığımı kaybetmedim. Bu nedenle evde tek başıma uygulama yapmaya devam ettim.
Komşularımdan bazıları da Falun Dafa uyguluyordu. Evimde bir araya gelip birlikte Fa çalışıyorduk. Polis bizi rahatsız etmeye geldiğinde komşularım korkuyordu ama ben Fa çalışmayı sürdürüyordum. Polislerle karşılaştığımda onlara Dafa hakkındaki gerçekleri anlatıyor, bilgilendirici materyaller veriyordum.
Bir polis memuruna şöyle dedim: “Benden Falun Dafa materyalleri getirmemi istemiştiniz. İşte, buyurun.”
“Bunları nereden buldunuz?” diye sordu.
“Kapımın önünde buldum. Kimin bıraktığını bilmiyorum. Bir göz atın! Elime yine geçerse size getiririm.” Polis karakoluna bilgilendirici materyaller götürmeye devam ettim.
Materyalleri devlet dairelerine de götürüyor, kapıların altından içeri bırakıyordum. Kapı açıksa içeri giriyor, cebimden gerçeği açıklayan bir kitapçık (Minghui yayını) çıkarıp çalışanların okuyabilmesi için kitaplığın üzerine koyuyordum. Sivil İşler Dairesine de birçok kez gittim. Neden geldiğimi soran olursa sivil işlerle ilgili bir işlemim olduğunu söylüyordum. İçeride kimse yoksa kitapçığı dairenin içinde uygun bir yere bırakıp çıkıyordum.
Gerçekleri bu şekilde anlatmayı hâlâ sürdürüyorum. Pazar günleri okul binalarına gidip öğretmenler odalarına gerçeği açıklayan materyaller bırakıyorum. Farklı bölümler için ayrı ayrı bilgilendirici materyaller hazırlıyorum. Bunların bir kısmını diğer uygulayıcılar basıyor, bir kısmını ise kendim yazıyorum. Bir pazar günü yine materyalleri bırakmak için öğretmenlerin bulunduğu binaya gittim. Birinci kattaki kapıyı açtığımda içeride birinin durduğunu gördüm. Ona selam vermeden doğrudan üst kata çıktım. İki kat yukarı çıktım ama o kişi de peşimden geldi. Materyalleri bırakmak için uygun bir fırsat bulamayınca aşağı inmek zorunda kaldım.
Birinci kata geldiğimde adam bana ne yaptığımı sordu. Ben de “Filanca öğretmeni arıyorum,” dedim.
“Bugün pazar, kendisi çalışmıyor. Ama birazdan eşi gelecek,” diye cevap verdi.
“Bekleyemeyeceğim. Bu paketi kendisine verebilir misiniz?” diye sordum.
“Şuraya bırakın,” dedi. Materyalleri oraya bıraktım ve binadan ayrıldım.
Shifu'nun koruması sayesinde gerçeği açıklayan materyallerle dolu büyük çantamı okul binasına bırakmayı başarmıştım. Daha sonra birçok öğretmenin bu materyalleri okuduğunu duydum. Okul evime çok yakındı. Sonraki dönemde öğretmenlerin ve müdürün ÇKP'den ve ona bağlı kuruluşlardan ayrılmalarına yardımcı oldum.
Pekin'e Giderek Dafa'yı Savunmak
Temmuz 1999'da Falun Dafa'ya yönelik zulüm başladıktan sonra diğer uygulayıcılar, Dafa'yı doğrulamak için Pekin'e gitmeye başladılar. Ben de gitmek istiyordum ama oraya nasıl ulaşacağımı bilmiyordum. Shifu'ya haksızlık ediliyor ve Dafa'ya zulmediliyordu. Bu nedenle Fa'yı doğrulamak ve Dafa adına sesimi duyurmak üzere Pekin'e gitmeye kararlıydım.
18 Temmuz 2000'de evden ayrılırken yanıma 200 yuan, birkaç haşlanmış yumurta, biraz mısır ve iki kavun aldım. Sırt çantama da Falun Dafa mesajları içeren dört çıkartma koydum. Yol boyunca birkaç kez otobüs değiştirdim ve sonunda Pekin'deki Tiananmen Meydanı'na ulaştım. Bilet alarak meydana girdim. Birkaç kapıdan geçtikten sonra daha ileri gidebilmek için yeniden bilet almam gerekti. Tiananmen Meydanı'nın biletleri pahalıydı ve yanımda yeterli para yoktu. Çantamdaki para, dönüşte alacağım tren bileti içindi. Biletim olmadığı için daha ileri giremiyordum. Ne yapacağımı bilemez hâlde bilet gişesine baktım. Gişedeki görevlinin bana gülümsediğini gördüm. Dikkatlice bakınca beni tanıyor gibiydi ve içeri girmem için işaret etti. Oysa ben onu tanımıyordum. Yine de bu fırsatı değerlendirip içeri girdim.
Şehir kapısının üzerindeki kuleye çıktığımda aşağıya baktım ve her tarafın polislerle dolu olduğunu gördüm. Ancak korkuya kapıldığım için doğru düşüncelerimi koruyamadım. “Falun Dafa iyi!” diye seslenerek Fa'yı gerektiği gibi doğrulayamadım. Bunları yazarken gözyaşlarımı tutamıyorum.
Tiananmen kapısının kulesinden ayrılırken içim çok ağırdı. Oraya geliş amacımı gerçekleştirememiştim. Sırt çantamdaki dört çıkartma hâlâ duruyordu. Meydanın dışında durup kuleye baktım, başımı eğerek ağladım. Ağladığımı gören bir polis memuru yanıma geldi, omzuma dokundu ve şöyle dedi: “Büyükanne, lütfen üzülmeyin. Yine geleceksiniz.”
Biraz oturabileceğim bir yer aradım. Etrafı duvarlarla çevrili küçük bir avluya girip sandalyelerden birine oturdum. O sırada devriye gezen iki polis geldi. Bunun üzerine oradan ayrıldım. Çıkartmaları yapıştırabileceğim bir yer bulmak umuduyla Tianjin Tren İstasyonu'na giden bir otobüse bindim. O gece istasyonun dışındaki ağaçlık alanı devriye arabaları kontrol ediyordu. Ağaçlık alanda eşya satan satıcılar vardı ama çıkartmaları yapıştırabileceğim uygun bir yer bulamadım. Trenimin kalkış saati gelmişti ancak gitmemeye karar verdim. Çıkartmaları mutlaka yapıştırmalıydım. Karanlıktan yararlanarak Tianjin Tren İstasyonu'ndaki büyük tabelaya iki çıkartma yapıştırdım. Trene bindikten sonra da tren penceresinin iki yanına birer çıkartma yapıştırdım. Trenle 3.000 li'den (yaklaşık 1.000 kilometre) fazla yol gittim. Ertesi sabah trenden indiğimde pencerenin dışındaki iki çıkartma hâlâ yerinde duruyor ve açıkça görülüyordu.
Üç gün sonra sağ salim eve döndüm. Çocuklarım bana hiçbir şey sormadı ve sanki hiçbir şey olmamış gibi davrandılar. O gece rüyamda Shifu'yu elinde bir Dafa kitabıyla gördüm. Shifu bana Fa'yı daha fazla çalışmam gerektiğini söyledi. Bunun için Shifu'ya çok minnettardım.
Halka Açık Alanlara “Falun Dafa İyi” Yazmak
Pekin'den döndükten sonra Fa'yı doğrulamak için çalışmaya devam ettim. Bir şablon kullanarak elektrik direklerinin üzerine düzgün bir şekilde “Falun Dafa iyi” yazıyordum. Şablonu başka bir bölgedeki bir uygulayıcı hazırlamıştı. Yanıma bir fırça ve bir kova kırmızı boya aldım. Çimento elektrik direklerinin üzerine bu sözleri özenle yazdım. Hatta polis karakolunun kapılarına ve pencerelerine bile yazdım. Bir inşaat alanında gece bekçiliği yapan biri, ne yazdığımı görmek için yanıma geldi ama beni durdurmadı. Boyanın tamamını kullandıktan sonra eve döndüm.
Ertesi gün polis, yazıları kimin yazdığını bulmak için çevrede araştırma yapmaya başladı. Listelerinde bulunan uygulayıcıların evlerine gidiyor, duvarlardan atlayarak avlulara giriyorlardı. Boya satan dükkânları bile dolaştılar. Polis, gece bekçisiyle de konuştu. Bekçi, kırmızı üst ve beyaz ayakkabı giyen genç bir kadın gördüğünü söyledi. Oysa ben o yıl 51 yaşındaydım.
Üç gece sonra küçük bakkal dükkânımı kapatmış, torunumu yatırmaya hazırlanıyordum. O sırada kapı çalındı. Gelenler ekmek almak istediklerini söylediler. Geç olduğunu ve bu nedenle kapıyı açmayacağımı söyledim. Bunun üzerine biri, “Biz polis karakolundan geliyoruz. Kapıyı açın. Size birkaç soru soracağız,” dedi.
Ben de şöyle cevap verdim; “Geceleri kapıyı açmam. Birkaç gün önce bir grup soyguncu bakkalıma girip camları kırdı. Kapıdan dışarı kaçtım ama beni kovaladılar. Neredeyse beni döverek öldüreceklerdi. Polis karakolunu aradım ama kimseyi göndermediler. Öldürülmekten kurtulmak için taş ocağına kaçmak zorunda kaldım.”
İçlerinden biri şöyle dedi: “O olaydan sonra polisi aradığınızı biliyoruz. Şimdi size kartvizitimi kapının aralığından göstereceğim. Ben polis karakolunun müdürüyüm.”
“Size inanmıyorum. Ben evde torununa bakan yaşlı bir kadınım. Burada benden başka kimse yok. Sizin için kapıyı açmayacağım,” dedim.
Adam, “Aa, demek yaşlı bir kadınsınız,” dedi ve ardından oradan ayrıldı.
Onlar gittikten sonra şablonu ve kırmızı gömleği sobaya atıp yaktım. Ardından gerçeği açıklayan materyalleri yatağın altındaki halının altına sakladım. Sabah saat dört civarında bakkal dükkânının kapısı kırılarak açıldı ve birkaç polis içeri daldı. Ellerindeki fenerlerle dükkânın her köşesini aydınlatıp bir şeyler arıyorlardı. Ben o sırada ağlayıp çırpınan üç yaşındaki torunumu kucağımda tutuyordum. Uzun süre aradılar ama hiçbir şey bulamayınca sonunda gittiler.
Bundan sonra polis arabaları her gün evimin önüne park edilmeye başladı. Birkaç gün sonra polisler dükkânıma da gelmeye başladılar. Üç dört polis küçük dükkâna oturuyor ve bir türlü gitmiyordu. Diğer uygulayıcıların gelip gelmeyeceğini görmek için bekliyorlardı. O dönemde yerel uygulayıcıların hiçbirini tanımıyordum. Yalnızca içlerinden birinin oğlunu tanıyordum. Gerçeği açıklayan materyalleri bana o getiriyordu.
Bir sabah genç uygulayıcı yine geldi. Yanında Shifu'nun yeni makaleleri ve Haftalık Minghui Dergisinin bir nüshası vardı. Polis her gün dükkâna geldiği için bir sonraki gelişlerinde yazıları benim yazdığımı itiraf etmeyi düşünüyordum. Bu düşüncemi genç uygulayıcıya anlattım. O da “Bunu kabul edemezsiniz,” dedi. Ne demek istediğini hemen anladım: Yanlış bir şey yapmamıştım, bu yüzden hiçbir şeyi itiraf etmemeliydim.
Genç uygulayıcı gittikten sonra Shifu'nun yeni makalelerini ve Haftalık Minghui Dergisini okudum. Ardından polis karakolunun müdürü ve beraberindeki polisler geldi. Müdür kanepeye oturdu. Sessizdi ve oldukça ciddi görünüyordu. Ben de ona şöyle dedim, “Her gün buraya geliyorsunuz. Dışarıdaki elektrik direklerine ‘Falun Dafa iyi’ yazan kişinin ben olduğumu mu düşünüyorsunuz? Eğer bunu ben yaptıysam gerçekten harikaymışım!” Kahkahalarla güldüm, onlar da bana katıldı. Ardından Haftalık Minghui Dergisinde yazılanları onlara anlatmaya başladım.
Gerçekleri anlatırken kendimi çok rahat hissediyordum. Ben konuştukça gülüyor, onlar da beni dinleyip gülüyordu. Sonunda oldukça nazik bir şekilde oradan ayrıldılar. Bundan sonra yazdığım mesajlarla ilgili olarak beni bir daha hiç rahatsız etmediler. Bu olaydan kıl payı kurtulmuştum. Bana hatırlatmada bulunması için bir uygulayıcıyı gönderdiği için Shifu'ya minnettardım. Aksi hâlde başıma gelebilecekleri düşünmek bile istemiyorum.
Dokuz Yorum'un Dağıtılması
Çalışma kampında zulüm gördükten sonra 2004 yılında eve döndüm ve Fa-düzeltmesinin ilerleyişini takip etmeye devam ettim. Kendimi tamamen insanlara zulmün gerçeklerini anlatmaya ve onların kurtarılmasına yardımcı olmaya adadım. Pek çok insan ÇKP'nin yalanlarına inanarak kandırılmıştı. Biz uygulayıcıların görevi, Shifu'nun bu insanları kurtarmasına yardımcı olmaktı. Komünist Parti Üzerine Dokuz Yorum yayımlandıktan sonra diğer uygulayıcılar bu kitabı kapı kapı dolaşarak insanlara dağıtmaya başladılar. Ben de geceleri bisikletime, Dokuz Yorum ve gerçeği açıklayan diğer materyallerle dolu büyük bir çanta yükleyerek kırsal bölgelere dağıtıma çıkıyordum. Her seferinde genellikle 10-15 kilometre yol kat ediyordum. Sabah saat altıda, üzerim çiyden sırılsıklam olmuş hâlde eve dönüyordum. Bir sabah, Dokuz Yorum'u ilkokulun öğretmen lojmanlarına götürmek için yola çıktım. Kitapları büyük bir tepsiye yerleştirip üzerlerini örttüm. Örtüyü kaldırdığımda kitapların üzerinden gümüş renkli bir ışığın parladığını gördüm. Dokuz Yorum'un ilahi bir güce sahip olduğunu, sıradan bir kitap olmadığını biliyordum.
Çocuğumun evinde kaldığım dönemlerde insanlara mümkün olduğunca çabuk ulaşmaya ve gerçeği açıklayan DVD'leri dağıtmaya odaklanıyordum. Büyük binada çok sayıda inşaat işçisi kalıyordu. Onlara ÇKP hakkındaki gerçekleri anlatıyor, Partiden ve ona bağlı kuruluşlardan ayrılmalarına yardımcı oluyordum. İşçi grupları sürekli değişiyordu; biri giderken diğeri geliyordu. Gelen her gruba gerçekleri anlatıyor ve ÇKP'ye bağlı gençlik örgütlerinden ayrılmalarına yardımcı oluyordum. Tek bir kişiyi bile atlamadım. Dokuz Yorum DVD'lerini binanın girişinde oynatıyordum. Her gösterimin ardından birkaç kişi yanıma gelip ÇKP üyeliklerinden ayrılabilmeleri için kendilerine yardımcı olmamı istiyordu. Bir keresinde genç bir adama Dokuz Yorum kitabını verdim. Oda arkadaşı bana, “Ona hangi kitabı verdiniz? Bütün gece uyumadan okudu. Ben de bir nüsha alabilir miyim?” diye sordu. Ona da kitabın bir nüshasını verdim. O da kitabı okudu ve daha sonra binadan ayrılırken yanında götürdü.
Şirketin yöneticisi işçileri ziyarete geldiğinde arabasının ön camına bir DVD bıraktım. İkinci kez geldiğinde özellikle beni arayıp görmek istedi. O sırada hamur yoğuruyordum ve ellerim hamur içindeydi. Buna rağmen benimle el sıkışmakta ısrar etti. DVD'yi izlediğini ve gerçekleri öğrendiğini anlamıştım. Daha sonra ona ÇKP'den ve bağlı kuruluşlarından ayrılmasını önermediğim için pişman oldum!
Bir grup itfaiyeciye ve liderlerine Falun Dafa hakkındaki gerçekleri anlattım. Grup lideri ÇKP'den ve ona bağlı kuruluşlardan ayrıldı. Ayrıca beraberindeki ondan fazla kişinin isimlerini de bana verdi. Onların hepsi de ÇKP'ye bağlı örgütlerden ayrılmak istiyordu. İşçi grubu oradan ayrılırken her birine evlerine götürmeleri için gerçeği açıklayan materyallerden birer nüsha verdim. Binada uzun süredir yaşayan bazı kişiler beni gördüklerinde bazen “Falun Dafa iyi,” diye selam veriyordu. Ben de aynı şekilde karşılık veriyordum.
Bir keresinde bir yönetici bana şöyle dedi; “Büyükanne, bana verdiğiniz uğurluk gerçekten çok işe yarıyor! İş yerindeki bir arkadaşım da bir tane aldı. Bir trafik kazası geçirdiğinde diğer iki kişi hayatını kaybetti ama ona hiçbir şey olmadı.” Bu kişinin korunduğunu duymak beni çok mutlu etti. Shifu ne kadar merhametli!
Zulmün Gerçeklerini Anlatmayı Sürdürmek
Birkaç uygulayıcı arkadaşımla birlikte kapı kapı dolaşarak insanlara Falun Dafa'yı ve zulmü anlatıyoruz. İki gruba ayrılıyoruz; her grupta iki uygulayıcı bulunuyor. Bir mahalledeki bütün sokakları dolaşıyoruz. Her seferinde bir grup 30-40 kişinin ÇKP'den ayrılmasına yardımcı oluyor. İki grup birlikte hareket ettiğimizde bu sayı 70-80 kişiye ulaşıyor. Bir keresinde gerçekleri anlatmak için dışarı çıktığımızda ÇKP'nin yalanlarına inanan bir kişi bizi dinlemek istemedi ve bizimle tartışmaya başladı.
Ona üzerinde “Doğruluk-Merhamet-Hoşgörü” yazan bir gerçeği açıklama uğurluğu göstererek şöyle dedim: “Bizim de ailelerimiz ve işlerimiz var. Biz de çok meşgulüz. Buraya sizi kurtarmaya yardımcı olmak için geldik! Kış mevsimi, hava dondurucu soğuk. Sizi bir felaketten korumak ve iyiliğinizi düşünmek için buradayız.”
Adam birden uğurluğu elimden kaptı ve şöyle dedi: “Ayrılıyorum, ayrılıyorum! Ben Parti üyesiyim ve başka bir şehirden geldim.” Adını not ettik ve ÇKP'den ayrılmasına yardımcı olduk. Oradan ayrılırken bize defalarca teşekkür etti. Bu durum bizi çok duygulandırdı. Doğruluk-Merhamet-Hoşgörü'nün gücünün, onu kontrol eden ÇKP hayaletini ortadan kaldırdığını anlamıştık.
Bir köyde, Dafa hakkındaki gerçekleri henüz öğrenmemiş bazı insanlarla karşılaştım. Bizi dinlemek istemiyorlardı. İçlerinden biri, “Buraya gelmeye nasıl cesaret edersin? Seni polis karakoluna şikâyet edeceğim,” dedi.
Gülümseyerek, “Çok iyi kalpli birine benziyorsunuz. Böyle bir şey yapmazsınız,” diye karşılık verdim.
Bunu duyunca telefonunu indirdi ve başka bir şey söylemedi. Birkaç yıl sonra aynı köye başka bir uygulayıcı arkadaşımla yeniden gittik. O kişiyle tekrar karşılaştığımızda bu kez anlattıklarımızı hiç tereddüt etmeden kabul etti.
Kış yerini bahara bırakıyor. Biz de her yıl sabırla insanlara gerçekleri anlatmaya, materyaller dağıtmaya ve üzerlerinde “Falun Dafa iyi” yazan pankartlar asmaya devam ediyoruz. Bir köyde, bir evin önünde toplanıp sohbet eden bir grup insan gördük. Yanlarına giderek onlarla konuşmaya başladık. Hepsi ÇKP'den ve ona bağlı kuruluşlardan ayrıldı. Bazıları takma isimlerini, bazıları ise gerçek isimlerini kullandı. Yanımda bir pankart vardı. Dinlendikleri ağaca asmak istedim ama birkaç kez denememe rağmen sabitleyemedim. Bunun üzerine gruptan biri pankartı elimden aldı ve kendi evinin önündeki ağaca astı.
Uzun yıllardır 25 Nisan'da, 13 Mayıs'ta (Dünya Falun Dafa Günü), 20 Temmuz'da (zulmün resmen başladığı tarih) ve Ay Takvimi'ne göre Yeni Yıl döneminde pankart asmayı neredeyse hiç aksatmadım. Hazır pankart bulamadığım zamanlarda kumaş satın alıyor, üzerine yazıları kendim yazıyor ve dışarıya asıyorum.
Bir kış günü hava çok soğuktu. Köy muhtarlığının önüne Falun Dafa'yı karalayan sloganlar ve resimler asılmıştı. Elektrikli bisikletime binerek muhtarlığa gittim. Oraya vardığımda muhasebecinin ofiste tek başına olduğunu gördüm. Ona, “Parti sekreteriyle görüşmem gerekiyor,” dedim.
Muhasebeci, sekreterin orada olmadığını söyledi. Ben de “Lütfen telefon numarasını verin, kendisini arayayım,” dedim. Ardından içeri girdim, duvarda Falun Dafa'yı karalayan panoyu söktüm, paltomun içine koydum ve oradan ayrıldım.
Bu yıl ÇKP, kasabamızda üç farklı yere Falun Dafa'yı karalayan üç pankart astı. Shifu'dan yardım istedikten sonra üçünü de kesip indirdim.
Yol Boyunca Karşılaştığım Mucizeler
ÇKP'nin eski lideri Jiang Zemin'e, Falun Dafa'ya zulmettiği için açılan davalar dalgası sırasında bölgemdeki diğer uygulayıcılar da ona dava açmaya karar verdi. Ben de evimde küçük bir gerçeği açıklama materyalleri hazırlama yeri kurdum. Başka bölgelerdeki uygulayıcılar malzeme alabilmem için para bağışlıyor, ben de bu parayla gerçeği açıklayan materyalleri gruplar hâlinde hazırlıyordum.
Bazen geceleri yakındaki köylere giderek bu materyalleri dağıtıyordum. Bir keresinde bir köye yeni girmiş, elektrikli bisikletimi park etmiş ve materyalleri dağıtmaya hazırlanıyordum. O sırada biri beni gördü ve peşimden gelmeye başladı. Bir duvarın dibinde durup doğru düşünceler gönderdim ve Shifu'dan bu kişinin beni görememesini sağlamasını istedim. Doğru düşünceler gönderdikten sonra başının üzerinde parlak bir ışık bulunan bu kişi yol boyunca yürüyerek kendi kendine, “Nereye gitti? Az önce onu gördüm, nereye gitti?” diye söyleniyordu. Yanımdan geçip giderken de söylenmeye devam etti. Ben ise materyalleri dağıtmayı bitirdim, bisikletimi buldum ve eve döndüm.
Kamu güvenliği, savcılık ve yargı sisteminde çalışan insanların da kurtarılmasına yardımcı olmamız gerekiyor. Onlara mektuplar yazılmasına yardımcı oldum; polis karakollarındaki görevlilere ve İç Güvenlik Biriminde çalışanlara da gerçekleri anlattım. On kereden fazla gözaltına alındım. Bu görevliler ÇKP'nin talimatları doğrultusunda hareket ettikleri için gerçekleri bilmiyor ve Falun Dafa'ya farkında olmadan zulmediyorlar. Bu şekilde devam ederlerse geleceklerini tehlikeye atıyorlar. Ancak onlar da canlı varlıklar ve bu nedenle onları da kurtarmalıyız.
Diğer uygulayıcı arkadaşlarımın kurtarılmasına yardımcı oldum ve hapishane görevlilerine çok sayıda mektup yazdım. Daha sonra bir hapishanenin 610 Ofisi müdürü gerçekleri öğrendi ve başka bir göreve nakledildi. Onun kurtarıldığını biliyordum.
Bir başka sefer, gerçekleri anlatmak için dışarı çıktığımızda üç uygulayıcı tutuklandı. Polis bana orada kalmamı söyledi ama sonra beni unutarak oradan ayrıldı. Beni hatırlayıp aramaya geldiklerinde ise çoktan uzaklaşmıştım. Daha sonra diğer uygulayıcılar yasa dışı şekilde üç yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu üç yıl boyunca İç Güvenlik polisi sürekli beni aradı. Oğlum saklanmam için şehre gitmemi, uygulayıcılar geri dönünce eve gelebileceğimi söyledi. Beş gün boyunca oğlumun evinde saklandım. Ancak daha sonra kendi kendime Shifu'ya şöyle dedim: “Shifu, evsiz kalamam. Eve dönmeli ve yapmam gerekenleri yapmalıyım.”
Ertesi gün eve dönmeye karar verdim. Yolda bir uygulayıcı arkadaşımın evine uğrayıp kendisinden benim için bir Minghui podcast kaydı hazırlamasını istedim. Evinden ayrıldığımda yağmur başlamıştı. Arkadaşım, yağmurdan korunmam için bana bir palto verdi. Yağmur çok şiddetliydi. Birkaç araba durup sürücüleri beni eve bırakmayı teklif etti ama kabul etmedim. Bir süre sonra başka bir araba arkamda durdu. Sürücüsü de beni eve bırakmak istediğini söyledi ancak yine reddettim. Yağmur dinmiyordu ve ayakkabılarım sırılsıklam olmuştu. Eve çıkıp paltomu çıkardığımda, arkadaşımın yağmurdan korunmam için verdiği paltonun tamamen kuru olduğunu gördüm. Üstelik ben de hiç ıslanmamıştım. Şaşkına dönmüştüm. Shifu beni korumuştu! Çok duygulandım; minnettarlık gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü.
Hâlâ üzerimde çalışmam gereken birçok insani takıntı var. Bunlardan biri de sabırsızlığım. Bazen Fa çalışırken uykum geliyor ya da dikkatimi toplamakta zorlanıyorum. Bazen de doğru düşünceler gönderirken avucumu aşağıya dönük tutuyorum. Kendimi en iyi şekilde geliştirmek için elimden geleni yapacağım.
(Minghui.org'da yayımlanan 23. Çin Fahui için seçilmiş bir makale)
Telif Hakkı © 2026 Minghui.org'a aittir. Her hakkı saklıdır.