(Minghui.org) Çin’in Han Hanedanlığı dönemine ait bir sözlük olan Shuowen Jiezi’ye göre, eğitim “Bir insana iyi olmayı öğretmek” anlamına gelir.

Konfüçyüs’ün takipçilerinden biri olan Xunzi ise bunu şöyle açıklamıştır: “[Öğrenme yoluyla] kişi iyiliği biriktirebilir ve erdemi geliştirebilir; böylece bilgeliğe doğal olarak ulaşarak bir bilgeye doğru ilerler.”

Eğitimin Kökeni

Çin’in uzun tarihi boyunca okullar, farklı dönemlerde farklı adlarla anılmıştır. Xia Hanedanlığı’nda xiao, Shang Hanedanlığı’nda xu ve Zhou Hanedanlığı’nda ise xiang olarak adlandırılmışlardır. Han Hanedanlığı’na gelindiğinde, kamuya ait (ulusal, eyalet ya da ilçe, kasaba düzeyinde) ve özel okullar kurulmuştu. Bu sistem zaman içinde devam etmiş ve Song Hanedanlığı’ndan sonra özel okullar yaygınlaşarak halk için başlıca eğitim biçimi hâline gelmiştir.

Sıklıkla en büyük eğitimcilerden biri olarak kabul edilen Konfüçyüs’ün 3.000’den fazla öğrencisi olduğu söylenir. O, “Herkes eğitilebilir” düşüncesine inanıyordu. Ancak bu, herkesin aynı şekilde eğitilmesi gerektiği anlamına gelmez. Buna dair bir örnek şöyledir:

Öğrencilerinden Zilu, “Bir şeyi duyar duymaz harekete geçmeli miyim?” diye sordu.

Konfüçyüs, “Baban ve ağabeyin hâlâ hayattayken, nasıl olur da bir şeyi duyar duymaz harekete geçersin?” diye yanıtladı.

Daha sonra bir başka öğrencisi Ran You aynı soruyu sordu: “Bir şeyi duyar duymaz harekete geçmeli miyim?”

Konfüçyüs bu kez, “Evet, kişi bir şeyi duyduğunda harekete geçmelidir,” dedi.

Bir diğer öğrenci Gongxi Hua bu duruma şaşırdı ve aynı soruyu soran iki öğrencinin neden farklı yanıtlar aldığını merak etti. Bunun üzerine Konfüçyüs’e sordu. Konfüçyüs şöyle açıkladı: “Ran You kararsızdır, bu yüzden onu teşvik etmem gerekiyordu; Zilu ise fazla ataktır, bu yüzden onu yavaşlatmam gerekiyordu.”

Öğrenme pasif bir süreç değildir. Konfüçyüs, “Düşünmeden öğrenmek karmaşaya yol açar; öğrenmeden düşünmek ise tehlikeye sürükler,” demiştir.

Öğrenme belirli koşullarla sınırlı değildir. Konfüçyüs bunu şöyle açıklamıştır: “Üç kişi birlikte yürüdüğünde, mutlaka onlardan birinden öğrenebileceğim bir şey vardır. Güçlü yönlerini örnek alır, eksik yönlerinden ders çıkarırım.”

Bilgi her şey değildir. Konfüçyüs ile benzer bir dönemde yaşamış olan antik bilge Sokrates, erdemin de en az bilgi kadar, hatta muhtemelen daha önemli olduğunu söylemiştir. “İyi bir insan, yaşayıp yaşamayacağını ya da ölüp ölmeyeceğini hesaplamamalıdır. Sadece doğru mu yoksa yanlış mı yaptığını—iç dünyasının iyi bir insana mı yoksa kötü bir insana mı ait olduğunu—sormalıdır,” demiştir.

Sözlerine şöyle devam etmiştir: “Amacım, genç yaşlı demeden hepinizi, hayatınızı ya da mal varlığınızı düşünmektense her şeyden önce iç dünyanıza önem vermeye ikna etmektir. Size şunu söylüyorum: İnsan içten iyi olduğu için zengin olmaz; aksine, içsel iyilikten zenginlik ve insan için her türlü başka fayda doğar.”

İmparatorların Gözünde Eğitim

Eğitimin önemi tarih boyunca büyük ölçüde vurgulanmıştır. Tang Hanedanlığı İmparatoru Taizong, tarih içinde oluşan hataları düzeltmek amacıyla Beş Konfüçyüs Klasiği’nin halk için güncellenmesini emretmiştir.

Ayrıca çocukları için Di Fan (Bir İmparator İçin Model) olarak bilinen ve geniş konuların ele alındığı bir dizi makale kaleme almıştır. İmparator şu sözleri yazmıştır: “Refah içindeki bir dönemin hükümdarı tutumluluğa dikkat eder. Zenginlik ve güce rağmen mütevazı kalır; bilgelik ve yeteneğe rağmen alçakgönüllüdür. Yüksek konumu nedeniyle kibirlenmez ve yüksek erdemi nedeniyle övünmez.”

Tang Hanedanlığı tarihçilerinden Wu Jing, İmparator Taizong’un sözlerini ve diğer yetkililerle yaptığı konuşmaları derleyerek Zhenguan Zhengyao (Zhenguan Döneminin Siyasi Esasları) adlı eseri oluşturmuştur. İmparator Taizong kitapta şöyle yazmıştır: “Bir beyefendinin sözleri ağırlık taşır—önemsiz değildir. Sıradan bir insan bile uygunsuz bir söz söyler ve biri bunu kayda geçirirse itibarını yitirebilir. Bir hükümdar uygunsuz bir söz söylerse, bunun yol açacağı zarar sıradan bir insanınkiyle nasıl kıyaslanabilir? Bunu her zaman aklımda tutarım.”

Farklı hanedanlıklardan imparatorlar ve yetkililer bu eseri övmüştür. Bunlardan biri de Qing Hanedanlığı İmparatoru Kangxi’dir. İmparator Kangxi yalnızca bu eseri yakından takip etmekle kalmamış, çocuklarına da aynı şekilde davranmayı öğretmiştir. O yıllarda Pekin’i ziyaret eden Fransız misyoner Joachim Bouvet, buna tanıklık etmiş ve Fransa Kralı XIV. Louis’ye yazdığı mektubunda İmparator Kangxi’yi, “Çok geç yatmasına rağmen erken kalktığı için tembel ve atıl bir yaşamın açık bir düşmanı,” sözleriyle tanımlamıştır.

İmparator Yongzheng (o dönemde henüz bir prensti), İmparator Kangxi’nin sözlerini derleyerek Tingxun Geyan (Aile Öğütleri) adlı eseri oluşturmuştur. İmparator Kangxi bir keresinde şöyle demiştir: “Ortada hiçbir sorun yokken bile her zaman hazırlıklı olmalı ve önleyici adımlar atmalıyız. Böylece gerçek sorunlar ortaya çıkmaz. Sorunlar ortaya çıktığında ise sakin ve sarsılmaz kalmalıyız; o zaman sorunlar ortadan kalkar.” Ayrıca, “Ayrıntılara dikkat etmek ve kararlı hareket etmek” şeklinde eski bir söz olduğunu belirtmiş ve “İşler bu şekilde ele alınmalıdır,” demiştir.

Çin Cumhuriyeti Döneminde Eğitim

Bu tür bir bilgelik, geçen yüzyılın başlarına kadar, yüzyıllar boyunca nesilleri ve hanedanları etkilemiştir.

Çin Cumhuriyeti’nin başkanı Chiang Kai-shek, Çin-Japon Savaşı (1937–1945) sırasında bile eğitime öncelik vermiştir. Defalarca, “Savaş zamanındaki eğitim, barış zamanındaki eğitimle aynı olmalıdır,” demiştir. Görevde olduğu süre boyunca eğitime ayrılan bütçe, yalnızca orduya ayrılan bütçeden sonra ikinci sırada yer almıştır.

Belgesel film yapımcısı Sun Mingjing, 1939 yılında Xikang Eyaleti’ni ziyaret ettiğinde, okul binalarının ilçe yönetim binalarından daha iyi durumda olmasına şaşırmıştır. Bir ilçe yöneticisi ona şöyle demiştir: “Valimiz [Liu Wenhui], hükümet binaları okullardan daha iyi durumda olursa, ilçe yöneticilerinin idam edileceğine dair bir emir verdi.”

Merkezi hükümetin yerel yetkilileri teşvik etmeye yönelik sistematik çabaları sayesinde, Çin Cumhuriyeti çok sayıda tanınmış akademisyen yetiştirmiş ve bu kişiler toplumda büyük saygı görmüştür. Academia Sinica başkanı Hu Shih, 1962 yılında Tayvan’da vefat ettiğinde, toplumun her kesiminden yaklaşık 300.000 kişi cenaze alayına kendiliğinden katılmıştır. Bu durum, eğitimin toplumdaki önemli rolünü göstermektedir.

Kızıl Terörün Trajedileri ve Yalanları

Anakara Çin’de ise tablo farklıydı. Hu’nun bir arkadaşı olan Wu Han, 1949 yılında Hu’yu Pekin’de kalmaya ve Çin Komünist Partisi (ÇKP) için çalışmaya ikna etmeye çalıştı. Ancak Hu geri dönmeyeceğini söyledi. Bunu şöyle açıkladı: “Sovyetler Birliği’nde ekmek var ama özgürlük yok; Amerika Birleşik Devletleri’nde hem ekmek hem özgürlük var; ÇKP geldiğinde ise ne ekmek var ne de özgürlük.”

Wu buna inanmadı. ÇKP’ye katıldı ve Kasım 1949’da Pekin Belediye Başkan Yardımcısı oldu. Haziran 1957’de Sağcı Karşıtı Kampanya başladığında, birçok aydına yönelik saldırılara aktif biçimde katıldı ve bunlara öncülük etti.

Ancak ÇKP’nin acımasız doğası Wu’nun beklentilerinin ötesindeydi ve kısa sürede kendisi de bir kurban hâline geldi. Kültür Devrimi 1966’da başlatıldıktan sonra Wu neredeyse her gün saldırıya uğradı. Bu baskı, Mart 1969’da ölümüne yol açtı. Eşi ve kızı da trajik şekilde hayatlarını kaybetti.

ÇKP, aydınları bastırmanın ve eğitimi ihmal etmenin yanı sıra, çocuklar da dâhil olmak üzere halkı beyin yıkamak için sayısız yalan uydurmuştur. Yukarıda adı geçen vali Liu Wenhui gibi, onun ağabeyi Liu Wencai de eğitime önem veriyordu. 1942 yılında, parasının büyük bir kısmını harcayarak, o dönemde Sichuan Eyaleti’nin en iyi okulu olan Wencai Ortaokulu’nu kurdu. Ne yazık ki bu iki kardeş ÇKP propagandasına inanarak Partiyi karşıladılar. Sonunda her ikisi de siyasi kampanyalarda acımasızca hedef alındı. Özellikle Liu Wencai, okul ders kitaplarında köylülere kötü davranan en kötü toprak ağalarından biri olarak asılsız biçimde tasvir edildi.

Ders kitapları, Karl Marx ile ilgili olan en az bir tanesi dâhil olmak üzere, yalanlarla doludur. Hikâyede, Marx’ın British Museum’da o kadar sık çalıştığı, kendisi için özel bir sandalyenin ayrıldığı ve ayak izlerinin sandalyenin altındaki beton zemini aşındırdığı anlatılır. Müzeyi ziyaret eden birçok Çinli bu sandalyeyi ve ayak izlerini görmek istemiş, ancak kendilerine bu hikâyenin uydurma olduğu söylenmiştir. Müze görevlileri, tüm ziyaretçilerin eşit muamele gördüğünü, Marx’a ayrılmış bir koltuk olmadığını açıklamıştır. Halı sık sık değiştirilmekte olup aşınmamaktadır; altındaki zeminin aşınması ise söz konusu bile değildir.

Çin’deki halk gerçekleri hâlâ bilmiyordu. Bu nedenle günler, aylar ve yıllar boyunca ÇKP’nin yalanlarının içinde yaşamaya ve bunlarla beyinleri yıkanmaya devam ettiler. Zamanla gerçekten uzaklaşmakta ve ahlaki çöküş tüm topluma yayılmaktadır.

2008 yılında Sichuan Eyaleti’nde bir deprem meydana geldiğinde, çok sayıda okul çöktü ve binlerce öğrenci hayatını kaybetti. Buna karşılık, “Ebeveynler Okulların Çökmesinden Çinli Yetkilileri Sorumlu Tutuyor” başlıklı bir NPR raporuna göre, hükümet binaları büyük ölçüde sağlam kaldı. Bu durum, yaklaşık 70 yıl önce Vali Liu Wenhui’nin hükümet binalarının okullardan daha iyi inşa edilemeyeceğini ya da daha iyi durumda tutulamayacağını belirten emriyle çarpıcı bir tezat oluşturuyordu.

Bu durum aslında şaşırtıcı değildir; çünkü ÇKP her zaman Parti’nin çıkarlarını en üst sıraya koymuştur. Örneğin, Aralık 1994’te Sincan’ın Karamay kentinde, hükümet yetkililerini karşılamak için öğrenciler tarafından düzenlenen bir kültürel gösteri sırasında bir yangın çıktı. Öğrencilere, “Herkes yerinde oturmalı ve yetkililerin önce çıkmasına izin vermeli,” denildi.

Beklendiği gibi, tüm hükümet yetkilileri güvenli bir şekilde tahliye edildi. Ancak 288’i çocuk olmak üzere toplam 323 kişi hayatını kaybetti.

Modern Dönem: Çarpıtılmış Bir Eğitim Sistemi

ÇKP yönetimi altındaki tüm bu sorunlar, Çin’deki genç neslin fiziksel ve ruhsal sağlık problemlerine katkıda bulunmuştur. Çin Ruh Sağlığı Derneği’nin Haziran 2020 tarihli bir makalesine göre, veriler Çin’in dünyadaki en yüksek çocuk intihar oranına sahip olabileceğini göstermektedir.

Uzmanlar, gerçek intihar sayısının çoğu zaman yayımlanan istatistiklerin üç ila beş katı olduğunu tespit etmiştir. Buna göre, gerçek sayı yılda 600.000’e kadar çıkabilir.

Başkent Normal Üniversitesi’nin eski profesörlerinden Li Yuanhua, bu sorunların büyük ölçüde çarpıtılmış eğitim sisteminden kaynaklandığını söylemiştir. Bir yandan, ahlaki olarak yozlaşmış bir toplumda öğrenciler her türlü sağlıksız dikkat dağıtıcı unsurun bulunduğu bir ortamda yaşamaktadır ve iyi insanlar olmayı öğrenmemektedir; bunun sonucunda umutlarını kaybetmektedirler. Öte yandan, ebeveynler, öğretmenler, akranlar ve toplumdan gelen yoğun baskıyla karşı karşıya kalmakta, bu da ruhsal çöküşe yol açmaktadır.

Peki suç kime aittir? Binlerce yıllık bir uygarlığın bugün geldiği bu hâl üzücüdür. Alçakgönüllülük, iyilik ve erdem gibi geleneksel değerler; ÇKP’nin ideolojisiyle (yani sınıf mücadelesi, nefret ve vahşetle) yer değiştirdiğinde, eğitimin ve genel olarak toplumun gerilemesi kaçınılmazdır.

Yine de insan bir duruş sergileyebilir. Başarılı bir akademisyen olan Qian Mu, Ekim 1949’da Hong Kong’a gitmeye karar verdiğinde, ağabeyi Qian Jibo (o da bir tarihçiydi) onu Çin’de kalmaya ve ÇKP için çalışmaya ikna etmeye çalıştı.

Qian Mu başını salladı ve şöyle sordu: “Ağabey, dil ve tarih konusunda iyisin. Nisan ayında yayımlanan Çin Halk Kurtuluş Ordusu Bildirisi’nde [Chiang ve Kuomintang’ı yenmek için], ÇKP’de bir yücelik ve hoşgörü gördün mü?” Qian Jibo sessiz kaldı.

Sonrasında yaşananlar beklendiği gibiydi. Hong Kong’da Qian Mu, New Asia College’ın kurucularından biri oldu ve başarılı bir kariyer sürdürdü. Daha sonra Tayvan’a gitti ve Academia Sinica üyesi oldu. Buna karşılık Qian Jibo, 1959 yılında Sağcı Karşıtı Kampanya sırasında hayatını kaybetti.

Bu, ÇKP’ye inanmanın yol açtığı sayısız trajediden yalnızca biridir. Çin’de eğitim ne zaman yeniden doğru yola girecek? Yanıt, yukarıda ele alınan tarihi gözden geçirerek bulunabilir.

Orijinal Çince makale