(Minghui.org) Falun Dafa uygulamasına 1999’da başladım. Xiulian uyguladığım bu yıllar boyunca Falun Dafa’yı uygulamanın yüceliğini, güzelliğini ve sevincini gerçekten deneyimledim.

Uygulamaya başlamadan önce mide sorunları ve jinekolojik hastalıklar gibi birçok rahatsızlıktan muzdariptim. Sahip olduğum en ciddi hastalık romatizmaydı. Küçük bir dükkan işletiyordum. Param olmadığı için soğuk kış günlerinde kömür alamazdım ve ellerimi ısıtmak için odun yakmak zorunda kalırdım. Ellerim şişerdi; sonra bacaklarım da şişmeye başladı ve bu her kış tekrar tekrar olurdu. Sonunda ellerim şekil değiştirdi. Geceleri iki yorganın altında bile soğuk hava sanki ellerimden ve ayaklarımdan içeri sızıyor gibi olurdu ve uyuyamazdım. Gerçekten dayanılmazdı. Dafa’yı uygulamaya başladıktan bir aydan kısa süre sonra tamamen sağlığıma kavuştum ve bedenim hafifledi. Bu inanılmaz derecede harika bir histi!

Yaklaşık 10 yaşındayken yaşadığım bir olayı hatırlıyorum. Ana yol boyunca yürürken bir öküz arabası üzerimden geçti. Ayağa kalktım ve iyi olduğumu gördüm—hayattaydım. Üzerinde fazla durmadım ve sevinçle zıplayarak eve döndüm. Büyüdükçe, bu olayı düşündüğümde neden yaralanmadığımı anlayamazdım—Falun Dafa’yı uygulamaya başladıktan sonra Shifu’nun o zamandan beri beni koruduğunu fark ettim.

Zorluklarla Dolu Bir Hayat

1979’da, 25 yaşındayken evlendim. Neredeyse hiç yiyeceğimiz yoktu ve yemek pişirmek ya da evi ısıtmak için yakacak hiçbir şeyimiz yoktu. Sadece bir kap dolusu mısır koçanımız olurdu; bu, bütün yıl için yiyecek payımızdı. Görümcemin çocuğu da bizimle yaşıyordu—nasıl hayatta kalabilirdik? Ailem sonunda bize biraz tahıl ve odun gönderdi. Herkes yoksuldu. Üretim ekibi, ailenin kişi sayısına göre tahıl dağıtırdı ve birçok aile zar zor karnını doyurabiliyordu. Neyse ki amcam arazi kiralamıştı; ben de oraya gidip ot biçtim, kuruttum, arabaya yükleyip eve getirdim—bu nihayet yakacak sorununu çözdü.

Zamanla kayınvalidemle aramda çatışmalar ortaya çıktı. Kayınpederim, kayınvalidem gençken ölmüştü, bu yüzden tüm aileyi tek başına geçindirmişti. Aileye en çok katkıyı kendisinin yaptığını düşündüğü için herkesin ona itaat etmesi gerektiğini hissediyordu ve hiç kimsenin ona karşı gelmesine izin vermiyordu. Huysuzdu ve bir şey hoşuna gitmediğinde büyük bir olay çıkarır, kocama bağırırdı: “Baban erken öldü. Seni ben büyüttüm. Şimdi karın var diye ananı unuttun!”

Kocam ona boyun eğmek ve onun dediğini yapmak zorundaydı. Eğer yapmazsa, bir ipi kirişe bağlar ve kendini asmakla tehdit ederdi—ağlar, ortalığı ayağa kaldırırdı. Kocam da öfkesini ve sıkıntısını benden çıkarırdı. Bir gün, ısıtmalı tuğla sedirin üstünde otururken, ikisi beni oradan indirip dışarı attılar; ben de annemle babamın evine döndüm. Daha sonra domuzları beslemek için geri geldiğimde domuzlar yoktu—satmışlardı.

Bir gece kayınvalidemin ağladığını duyduk. Nedenini sorunca içki içmek istediğini söyledi. Kocam ona bir bardak su getirdi, o da bardağı devirdi. Sonra onu kaptı ve içti. Başka bir gece eline bıçak alıp kocamı öldürmeye çalıştı; kocam şortuyla dışarı fırlayıp saklandı. Daha sonra, onun böyle mantıksız davranmasının sebebinin daha önce tilkiye, gelinciğe ve başka ruhlara tapmış olması olduğunu öğrendik.

Kayınvalidemi memnun etmek için bir televizyon aldık ve onu yalnız kalmasın diye odasına taşıdık. Kocam yaklaşık yedi gün sürecek bir toplantı için şehre gitmek zorundaydı. Gitmeden önce annesine, “Eğer o [beni kastederek] sana kötü davranırsa, dönünce bana söyle,” dedi. O günlerde kayınvalidem kendini iyi hissetmiyordu. Bu yüzden televizyonu onun için açmadım. O zamanlar az kişide televizyon vardı. Onun televizyonu açıldığında komşular gelir ve program bitene kadar gitmezlerdi. Televizyonun açık olmasının dinlenmesini bozacağından korktum. Bu yüzden yine başım belaya girdi. Kocam döndüğünde dört yemek pişirdim ve masaya koydum. Kayınvalidem onu odasına çağırdı—tahmin ettiğim gibi yine şikayet ediyordu. Kocam dışarı çıktığında masayı devirdi. O gün küçük kız kardeşim ilk kez evime ziyarete gelmişti. Bu sahneyi görünce yemek yemeden gitti.

Bir keresinde kayınvalidemi yine nasıl kızdırdığımı fark etmemiştim. Fakat kısa süre sonra kocam öğlen eve gelir gelmez bir bıçak aldı ve beni bıçaklamaya kalktı. Dışarı kaçtım. Bir komşu bunu gördü, bıçağı elinden aldı ve onu azarladı: “Ne yapıyorsun? O senin karın ama sen onu savunmuyorsun—bu ne biçim erkeklik?”

Kocam başını eğdi ve eve gitti; gerginlik nihayet yatıştı. Ben sadece ağlayabiliyordum; “Böyle nasıl yaşarım?” diye düşünüyordum. Boşanmayı ya da intihar etmeyi düşündüm. Ama küçük çocuğuma bakınca onu bırakmaya kıyamadım ve bu düşünceleri terk ettim. Acının beni sürekli takip ettiğini gerçekten hissediyordum.

Kayınvalidem, aile malını bölüşmek için beni mahkemeye verdi. Bir öğleden sonra kocam eve geldi ve mahkemenin beni çağırdığını söyledi. Mahkeme salonuna girince kayınvalidemi orada otururken gördüm. Onu görür görmez dudaklarım titremeye başladı ve konuşabilmemin ne kadar sürdüğünü bilmiyorum. Neden çağrıldığımı sordum. Yargıç, “Kayınvaliden aile malını bölüşmek istiyor,” dedi.

Şaşkına döndüm ve “Aile malını bölüşecekseniz mahkemeye gerek yok, evde de yapabiliriz,” dedim. Daha önce mal bölüşme konusunu açtığını hatırladım, ama ben kabul etmemiştim. Evlendiğimde 64 yaşındaydı, şimdi ise 70’i geçmişti. Ayrı yaşasak bile yine de ona bakmak zorunda kalacaktık. Üstelik kayınpederim yoktu ve onun yalnız yaşamasına gönlüm razı olmazdı. Haksızlığa uğramış ve kırgın hissetsem de onu terk etmeyi hiç düşünmemiştim. Ama o sürekli olay çıkarıyordu ve bu kez işi mahkemeye taşımıştı. Yargıç, ona kaç oda vermeyi planladığımı sordu. “Toplam dört odamız var. İkisinde o yaşasın, diğer ikisinde biz yaşarız,” dedim.

Ayrı yaşamamıza rağmen yine de huzur yoktu. Gündüzleri derin uyur, geceleri sabaha kadar uyanık kalırdı. Biz yatağa gidince bizi azarlardı ve uyuyamazdık. Bu her gece olurdu ama ben gündüzleri üretim ekibinde tüm gün çalışmak zorundaydım. Oğlum küçükken, keyfi yerindeyse ona bakardı; değilse bağırırdı. Oğlum büyüyünce ona eşlik etmesini istedim. Geceleri uyuyamadığında insanlara küfrederdi; oğlum, bizim duyacağımızdan korkarak, sesi bastırmak için şarkı söylerdi. Aslında her şeyi duyuyorduk. Yıllarca onun bağırması gündelik bir olaydı.

Kocam artık ona körü körüne boyun eğmiyordu ve bazen karşılık veriyordu. Kocam bir okul öğretmeniydi ve bisikletiyle okula giderken kayınvalidem onu ta okula kadar takip ederdi. Bir öğretmen ona, “Oğlun bugün işe gelmedi,” dediğinde, o da “Bana yalan söylüyorsun. Bisikletini gördüm,” derdi. Sık sık okula gidip olay çıkardığı için kocam saklanırdı. Onu bulursa döver, sözle aşağılar ve hakaret ederdi. Kocam ders anlatırken bile sınıfı basar, “Öğrencilere ben ders vereceğim,” derdi; öğrenciler kahkahaya boğulurdu. Gerçekten kimsenin elinden bir şey gelmezdi.

Sonra kocama taşınmayı önerdim. “Onu gücendirmeye cesaret edemiyorsak, en azından ondan uzak duramaz mıyız?” Kocam kabul etmedi. Durumun umutsuz olduğunu hissedince, kendim bir yer kiraladım ve küçük bir yiyecek dükkanı açtım.

Falun Dafa’nın Işığı Yuvamı Isıttı

1999’da Falun Dafa’yı bulma şansına eriştim. Hem bedenim hem de ahlaki karakterim sarsıcı biçimde değişti—hafif ve sevinçli hissettim. Kayınvalidem o zamana kadar yaşlanmıştı ve birinin ona bakması gerekiyordu. Kocamın ikinci büyük ağabeyi yakında yaşıyordu; kocamla ona, bakımını üstlenmek isteyip istemeyeceğini sorduk, parayı biz verecektik. İlk başta kabul etti. Sonra fikrini değiştirdi ve bir sürü talepte bulunmaya başladı—belli ki gerçekten yardım etmek istemiyordu. Ne yapacağımı bilemedim. Bizim evimiz yoktu ve benim ona bakacak vaktim yoktu. Kocam çalışıyordu ve dükkanı tek başıma ben işletiyordum—sabahtan geceye kadar koşturuyor, yemek yemeye bile zor vakit buluyordum. Kayınvalidemin dört çocuğu vardı—üç oğul ve bir kız. Yıllar önce en büyük görümcem, kayınvalideme bakmaktan bahsetmişti.

Diğer şeyler bekleyebilir ama yaşlıya bakmak bekleyemez. Konuştuktan sonra kocamla ertesi gün bir yer kiraladık ve kocam kayınvalidemi bizimle yaşaması için getirdi. Dafa’da xiulian uygulamadan önce bunu yapmam kesinlikle imkansızdı—ondan olabildiğince kaçardım ve onu asla yanımıza alıp birlikte yaşamazdım. Ama şimdi farklıydı; hem kocam hem ben uygulayıcıydık. Kayınvalidem geçmişte bana kötü davranmış olsa da Fa’nın Doğruluk, Merhamet, Hoşgörü ilkeleriyle kendimi yeniden inceledim ve ben de ona karşı nazik olmadığımı fark ettim. Onun açısından bakınca: Kocası 40’lı yaşlarındayken ölmüş ve yeniden evlenmemişti. Çocuklarını büyütmüş, evlendirmiş—bu ne kadar zor olmalıydı! Ne kadar acı çekti ve bunu kim gerçekten anlayabilirdi? Bize öfkelendiğinde ya da saldırgan davrandığında, kendini istismar edilmekten koruduğunu düşünüyordu—bu insan doğasıdır.

Falun Dafa’yı uygulamaya başladıktan sonra onu anlayabildim. Fa perspektifinden bakınca, olan her şeyin bir nedeni vardır. Onun davranışlarına katlanarak, sayısız yaşam boyunca biriktirdiğim karmik borçları ödüyor, kötü şeyleri iyiye çeviriyordum. Hatta bana böyle fırsatlar sunduğu için ona teşekkür etmeliydim. Dafa beni dönüştürüyordu.

Kayınvalidem hastaneye kaldırıldıktan sonra durumu kötüleşti—dışarı çıktığında eve dönüş yolunu bulamıyor ve düştüğünde kalkamıyordu. Bir gün bir komşu dükkanıma geldi ve “Kayınvaliden sebze tarlasında yatıyor,” dedi. Hemen koştum ve onu eve getirdim. Bunun bir daha olmaması gerektiğini düşündüm. Gençliğimden beri yaşlıya saygı göstermenin ve onu koruyup kollamanın Çin’in geleneksel bir erdemi olduğunu biliyordum. Dahası, ben bir uygulayıcıydım—Shifu bizden kendimizi Fa ilkeleriyle sıkı bir şekilde ölçmemizi ve herkese karşı nazik olmamızı ister; özellikle de kendi kayınvalideme karşı. Bu yüzden dükkanımı kapattım ve bir ev satın aldım—böylece ona bakmaya odaklanabildim. Komşular dükkanımı kapattığımı öğrenince, “Kayınvalidenin dört çocuğu var. Neden ona sadece sen bakıyorsun? İçinde kin ya da haksızlığa uğramışlık yok mu? Gerçekten çok şaşırtıcısın!” dediler.

Başta geceleri uyuyamıyordum, çünkü kayınvalidem sürekli yataktan düşüyordu. Onu yatağa geri yatırır yatırmaz, ben daha yerimden ayrılamadan tekrar düşüyordu. Kocamın işini etkilememek için gece gündüz ona tek başıma baktım. Sekiz aydan fazla süre boyunca bir tek gece bile deliksiz uyuyamadım. Ama kendime, bir uygulayıcı olduğumu ve bunun karmayı yok etmeme yardım ettiğini—yani iyi bir şey olduğunu—hatırlattığımda, artık bunun acı olmadığını hissediyordum. Bilinci yerindeyken kayınvalidem, “Üç gelinden sadece sen bana bakıyorsun,” dedi. Benim için üzüldü.

Bir gün kocam bana, “Annem öldüğünde en az cenaze masrafı 10.000 yuan olur. Ya diğerleri yardım etmezse?” diye sordu. Ben de “Bunca yıldır ona pek para vermediler, biz idare ettik. Sanki onun tek çocuğu senmişsin gibi düşün—o zaman iç huzurun olur,” diye cevap verdim. Kayınvalidem 89 yaşında huzur içinde vefat etti. Sayısız yaşamdan gelen aramızdaki karmik borçlar, Dafa’nın merhametli ışığı altında nihayet çözüme kavuştu.

Yirmi yıl geçti. Bir zamanlar kaybolmuş bir çocuk olan beni dönüştürdüğü için merhametli ve yüce Shifu’ya minnettarım; böylece sonsuz reenkarnasyon ıstırabını sona erdirebildim ve eve dönüş yolunu buldum. Gayretle ilerleyeceğim, üç işi iyi bir şekilde yapacağım, görevimi yerine getireceğim ve kutsal yeminimi onurlandıracağım! Teşekkürler, Shifu!

Orijinal Çince makale