(Minghui.org) Yahudi-İtalyan Holokost kurtulanı Primo Levi, Auschwitz toplama kampındaki deneyimlerini konu alan birçok kitap kaleme aldı. Bunlardan biri olan Boğulanlar ve Kurtulanlar (The Drowned and the Saved) adlı eserinde, Nazi SS subaylarından birinin gaz odalarının vahşeti hakkında yaptığı ürpertici açıklamaları aktarır.

Subay, “Bu savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, size karşı savaşı biz kazandık; içinizden tanıklık edecek hiç kimse sağ kalmayacak ve bazıları hayatta kalsa bile dünya ona inanmayacaktır,” dedi. “Belki kuşkular, tartışmalar ve tarihçilerin araştırmaları olacaktır; ancak kesinlik olmayacaktır, çünkü kanıtları sizinle birlikte yok edeceğiz.

“Ve diyelim ki bazı kanıtlar geride kaldı ve bazılarınız hayatta kaldı; insanlar anlattığınız olayların inanılmayacak kadar korkunç olduğunu söyleyecekler. Bunların Müttefik propagandasının abartıları olduğunu iddia edecekler ve her şeyi inkâr edecek olan bize inanacaklar, size değil. Toplama kamplarının tarihini yazacak olan biz olacağız,” diye devam etti.

Bu ürpertici sözler son derece karanlık bir tablo çiziyordu. Levi, kendi deneyimlerinden yola çıkarak, totaliter bir devletin birey üzerinde kurabileceği baskının dehşet verici olduğuna inanıyordu. Ona göre bunun başlıca üç silahı vardı: doğrudan propaganda, bilgi çoğulculuğuna karşı örülen duvar ve terör.

Ne yazık ki, Çin Komünist Partisi (ÇKP) 1999 yılında Falun Gong’u bastırmaya başladıktan sonra, bunların hepsi yeniden yaşandı. Önceki siyasi kampanyalardan edindiği onlarca yıllık deneyim ve son teknoloji propaganda mekanizması sayesinde ÇKP, inanca yönelik bu zulmü gerçekten de yeni ve daha önce benzeri görülmemiş bir düzeye taşıdı.

Göz Ardı Edilen Gerçekler

Holokost neden zamanında kamuoyuna duyurulamadı? Tarihçiler bunun birkaç nedeni olduğunu ortaya koymuştur.

İlk etken, kasıtlı gizlilik ve aldatmaydı. Nazi rejimi, imha faaliyetlerini “doğuya yeniden yerleştirme” gibi örtmeceler kullanarak sistemli biçimde gizledi ve toplu mezarları kazıp cesetleri yakarak kanıtları ortadan kaldırmak için köle işçi birliklerini (örneğin 1005 Operasyonu) görevlendirdi.

İkinci etken ise vahşetin ulaştığı olağanüstü boyut ve bunun yol açtığı inanmazlıktı. Jan Karski ve Witold Pilecki gibi isimlerin ilk raporları ortaya çıktığında, Müttefik liderler bunlara şüpheyle yaklaştılar. Sanayileşmiş kitlesel katliamın boyutu o kadar benzeri görülmemişti ki, dönemin birçok gözlemcisi için buna inanmak neredeyse imkânsız görünüyordu.

Tarihçi Deborah Lipstadt, İnanmanın Ötesinde: Amerikan Basını ve Holokost’un Yaklaşması (Beyond Belief: The American Press and the Coming of the Holocaust) adlı eserinde, Amerikan basınının Avrupa Yahudilerinin yok edilmesini acil bir haber olarak ele almakta başarısız olduğunu belgeledi. Örneğin, The New York Times, 27 Haziran 1942’de 700.000 Polonyalı Yahudi’nin katledildiğine ilişkin bir haber yayımladı. Yüz binlerce insanın yaşamını ilgilendiren bu sarsıcı haber, sonunda gazetenin 6. sayfasındaki göze çarpmayan küçük bir köşeye yerleştirildi.

25 Kasım 1942’de Haham Stephen Wise, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Nazilerin Avrupa Yahudilerini yok etmeye yönelik bir planı uyguladığını doğruladığını duyurmak için bir basın toplantısı düzenledi. Ertesi gün The New York Times, bu haberi Nazi yönetiminin resmî inkâr açıklamasıyla birlikte 10. sayfada kısa bir haber olarak yayımladı.

“Öyleyse neden bu dehşet verici haberler neredeyse gazetenin arka sayfalarına gizlendi? Bunun görmezden gelinmesi tekil bir durum değildi ve etkisi o dönemde henüz tüm ülkeye yayılmış değildi. Ancak savaş döneminde Amerika’nın önde gelen haber kaynağı olarak gazete, diğer haber kuruluşlarının değerlendirmelerini de kuşkusuz etkiledi,” diye değerlendirdi gazetenin eski genel yayın yönetmeni Max Frankel, 2001 yılında yayımlanan ‘150. Yıl Dönümü: 1851-2001; Holokost’a Sırt Çevirmek’ (150th Anniversary: 1851–2001; Turning Away From the Holocaust) başlıklı makalesinde.

“Gazetenin 1939-1945 savaş yıllarında bu konudaki yayın politikasının editörler arasında nasıl tartışıldığına dair günümüze ulaşmış herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Ancak yayımlanan haberlerde tekrar tekrar görülen bir yönlendirici ilke vardır: Yahudilerin içinde bulunduğu durumu öne çıkarmayın ve bu konuda haber yaparken, onların çektiği acıları diğer birçok Avrupalının yaşadığı acılarla ilişkilendirmeye özen gösterin,” diye devam etti Frankel.

 

Dachau, faaliyet gösterdiği süre boyunca yaklaşık 190.000 kişinin tutulduğu ilk Nazi toplama kampıydı. (iStock)

Tahmini 1,1 milyon insanın hayatını kaybettiği Auschwitz toplama kampı. (iStock)  

27 Yıldır Görmezden Gelinen Zulüm

Ne yazık ki, Çin Komünist Partisi (ÇKP) Temmuz 1999’da Falun Gong’u bastırmaya başladıktan sonra tarih kendini yeniden tekrarladı. Geçtiğimiz 27 yıl boyunca devam eden bu ağır zulüm—tartışılabilecek şekilde tarihte hâlen süren en büyük insan hakları ihlali—büyük ölçüde görmezden gelindi.

Falun Gong’a yönelik zulüm birçok açıdan son derece ciddidir. En dikkat çekici yönü, kapsamının olağanüstü büyüklüğüdür. Baskı başladığında Çin’de yaklaşık 100 milyon Falun Gong uygulayıcısı bulunuyordu. Bunların neredeyse tamamı, devlet destekli nefret propagandasıyla körüklenen ayrımcılığa maruz bırakıldı. Eski ÇKP lideri Jiang Zemin’in talimatıyla, Haziran 1999’da, Politbürodan ilçe ve mahalle düzeyine kadar sistematik zulmü denetlemek amacıyla 610 Ofisi kuruldu. Tüm devlet kurumları, eğitim kuruluşları, haber medya organları ve diğer meslek grupları bu zulme katılmaları için seferber edildi. Birçok durumda çalışanların ücretleri, zulme katılım düzeyleriyle ilişkilendirildi.

İkinci yönü ise zulmün şiddetidir. Jiang’ın kendi ifadeleriyle, Falun Gong uygulayıcılarına yönelik zulmün amacı, “itibarlarını mahvetmek, onları mali açıdan iflas ettirmek ve fiziksel olarak yok etmekti.” Uygulayıcılar; tutuklama, ev baskınları, gözaltı ve hapis cezalarının yanı sıra işkenceye, zorla çalıştırmaya ve psikiyatrik istismara maruz bırakıldı; hatta zorla organ toplamanın kurbanı oldular.

Üçüncü önemli yön ise haber medyasındaki yetersiz haberleştirme ve ilgisizliktir. Baskı başlamadan önce Çin medyası, Doğruluk-Merhamet-Hoşgörü ilkelerine dayanan bir meditasyon sistemi olan Falun Gong’un fiziksel sağlıktan karakter gelişimine kadar uzanan faydalarını zaman zaman haberleştiriyordu. Ancak 1999’dan sonra, ÇKP’nin kontrolündeki medya tamamen bir propaganda makinesine dönüştü ve Falun Gong’a yönelik karalama propagandasını durmaksızın yaymaya başladı. Sıkı sansür ve gelişmiş gözetim sistemiyle birleşince, sıradan vatandaşların—hatta zaman zaman devlet yetkililerinin bile—Falun Gong hakkında gerçek bilgilere ulaşması son derece zor hâle geldi.

Baskının ilk dönemlerinde Falun Gong hakkında sınırlı sayıda haber yapılmış olsa da Çin dışındaki haber medyası da Holokost dönemindekine benzer—hatta bazı yönlerden daha da ağır olan—bu kitlesel insan hakları ihlalleri karşısında büyük ölçüde sessiz kaldı. Nitekim ÇKP, Batılı medya kuruluşlarını etkilemek amacıyla ekonomik baskı da uyguladı. Ne yazık ki bazı medya kuruluşları da Falun Gong’u karalama konusunda ÇKP’ye katıldı.

Bu nedenle, Çin içinde ve dışında bulunan Falun Gong uygulayıcıları, bu insan hakları kâbusu hakkında farkındalık oluşturmak için yorulmadan çalışmaktadır. Aynı nedenle, Minghui.org, son 27 yıldır Çin’de yaşanan zulme ilişkin birinci elden bilgileri ve bu vahşetin sona erdirilmesi çağrısında bulunan küresel çabaları toplamak için çalışmalarını aralıksız sürdürmektedir. Bu gönüllülerin isimlerini bilmiyor olabiliriz, ancak onların gösterdiği çabalar tarihin önemli bir bölümü hâline gelecektir.

Holokost’un ardından, “Bir Daha Asla” (Never Again) ifadesi birçok toplama kampı anıtına kazınarak gelecekte benzer vahşetlerin yaşanmaması için bir hatırlatma olarak yer aldı. Ancak bugün, Falun Gong uygulayıcılarına yönelik soykırım—eşi benzeri görülmemiş zorla organ toplama uygulaması da dâhil olmak üzere—devam ederken, birçok kişi sessiz kalmayı sürdürmektedir. Okuyucuların tarihin derslerini fark etmelerini ve masum insanlara yardım etmek için harekete geçmelerini umut ediyoruz.

 Masanjia Çalışma Kampı, Falun Gong uygulayıcılarını gözaltında tutması ve onlara işkence uygulamasıyla kötü bir üne sahiptir. Minghui, bu tesiste yaşanan vahşetleri ortaya koyan 8.600’den fazla makale yayımlamıştır.

Orijinal Çince makale