(Minghui.org) Merhaba Shifu ve uygulayıcı arkadaşlar,

Son zamanlarda çok derin bir takıntıyı ve bununla ilgili bazı kavramları keşfettim; deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Altta Yatan Bir Takıntı

Geçtiğimiz birkaç yıl boyunca sürdürdüğüm uygulama yolumda, temel takıntılarımın ne olduğunu her zaman bildiğimi sanırdım: kıskançlık ve romantik bir ilişki yoluyla mutluluğu bulma.

Aslında, hayatımdaki pek çok davranışın gerçek nedeni olan daha derin zihinsel kalıpların varlığını ancak yakın zamanda fark ettim ve bunları şimdi yeni yeni çözmeye başlıyorum.

Hikaye çocukluğumla başlıyor.

Bugün beni tanıyan insanlar, muhtemelen çocuk halimi tanıyamazlar. Kişiliğim, en azından dıştan bakıldığında, çok farklıydı. Hassastım ve özgüvenim yoktu. Utangaç, endişeli ve korkak bir çocuktum. Etrafımdakiler için eğlenceli bir çocuk olduğumu sanmıyorum. Annemin, özgüvenimi geliştirmem ve kabuğumdan çıkmam için bana daha fazla zaman ayırdığını biliyorum.

Temelde, çocukluğumda kişiliğimi yönlendiren en büyük takıntı, korkuydu. Üstelik, ebeveynlerim sık sık sözlü ve fiziksel kavgalara girdiğinden ev ortamımız çok istikrarsızdı ve bu durum bu takıntıyı açıkça tetikledi. Kardeşlerim ve ben babamdan çok korkuyorduk.

Büyüdükçe, bu içten gelen korkuyu yüzeysel olarak gizlemek ve onunla başa çıkmak için çeşitli başa çıkma mekanizmaları öğrendim. Bu başa çıkma mekanizmalarının her biri, aslında içten gelen korkuya daha fazla insani kavram ve takıntı ekliyordu. Komünist fikirleri, özellikle de feminizmi benimsemek, bu korkuyu gizlememin başlıca yollarından biriydi.

Shifu şöyle diyor:

“Peki, o zaman temel bir takıntı nedir? İnsanlar dünyada birçok fikir edinirler ve sonuç olarak yanıp tutuştukları şeyleri elde etmek için bu fikirler tarafından yönlendirilirler.”  (Daha İleri Yükselmeler İçin Esaslar ll, Tamamlanmaya Doğru)

Kısacası, yetişkinliğe adım attıkça, derinlere gömülmüş olan korku takıntısının üzerine yeni kavramlardan oluşan bir dağ inşa ettim. Artık, tüm yetişkin kişiliğimi kendimi güvende hissetmeye çalışmak ve kendimi savunmasız hissettiren durumlardan kaçınmak üzerine kurduğumu fark ettim.

Son birkaç yıldaki uygulamamın büyük bir kısmı, bu dağın üst katmanlarındaki rekabetçilik ve kıskançlık gibi kavramları tespit edip ortadan kaldırmak üzerineydi. Ancak son bir yıl kadar süren uygulamam daha çok korkuyla yüzleşmeye odaklanmış gibi görünüyor; ancak bu takıntının ne kadar derinlere yerleşmiş ve yaygın olduğunu ancak çok yakın zamanda fark ettim.

Bu takıntının hayatımda nasıl tezahür ettiğine dair farkındalıklarımdan birkaç örnek vereceğim.

Güç ve Zayıflıkla İlgili Düşünceler

Shifu, aptal kişiyi, dünyadaki gerçek anlamıyla aydınlanmış biri olarak tanımlar:

"Aptal bir kişinin, sıradan insanlar arasında aslında bir kötülük yapma ihtimali yoktur -ayrıca kişisel menfaatleri için mücadele edip savaşma olasılığı da yoktur. İsim peşinde koşmaz veya sahip olduğu De'yı kaybetmez, fakat başkaları ona De verir. Ona vurulması ve küfredilmesi durumlarının her ikisi de ona De verir ve bu madde aşırı derecede kıymetlidir. Evrenimizde şu ilke vardır: Kayıp yoksa kazanç yoktur. Kazanmak için, kişi kaybetmek zorundadır. İnsanlar bu aptal kişiyi görünce hep bir ağızdan ona hakaret ederler: ‘Seni aptal!’ Ağızdan çıkan bu hakaret ile birlikte, bir parça De oraya gider. Bir kişiyi hırpaladığınızda, bu olayda üstün çıkan siz olduğunuz için bir şey kaybetmek zorunda olan da sizsiniz. Bir kişinin gidip: ‘Seni koca aptal’ diye ona tekme atmasıyla birlikte, büyük bir De kütlesi tekrar ona doğru gider. Birileri ona zorbalık yaptığında veya tekme attığında o sadece gülümser: ‘Haydi gelin! Nasıl olsa bana De veriyorsunuz ve ben onun bir parçacığını bile geri çevirmeyeceğim." (Zhuan Falun, Dokuzuncu Ders)

Bu temel takıntının özünde, incinme ya da istismar edilme korkusu yatmaktadır. Asla ve asla “aptal kişi” olmak istemiyorum, çünkü o tür insanlar istismar edilir.

Asla incinmemek için, nasıl olmam gerektiğine dair son derece katı kalıplar geliştirdim — temel olarak, her zaman “güçlü” bir konumda olmalı ve asla “aptallık” ya da “zayıflık” konumunda olmamalıydım.

“Güç” arayışım, aşırı rekabetçilik ve kıskançlığı besledi. Yetkinlik, zeka, sevimlilik ve daha pek çok alanda diğer insanlardan daha iyi olmak istiyordum. Eskiden, diğer insanlardan daha iyi olma konusundaki güçlü arzumun tamamen kıskançlık ve rekabetten kaynaklandığını düşünürdüm. Ama şimdi, bu arzunun büyük bir kısmının aslında diğer insanlardan daha iyi olmadığımda ne olacağına dair korkudan kaynaklandığını anlıyorum. Eğer diğer insanlardan daha iyi değilsem, bu benim aşağı olduğum anlamına gelir; zayıf olduğum anlamına gelir; savunmasız olduğum anlamına gelir — incineceğim anlamına gelir.

Bu insani ve komünist “güç” anlayışını benimsemek suretiyle, içim son derece kırılgan ve savunmasızken, dışa karşı yenilmezlik maskesi takabiliyordum.

Bu, Fa’da açıklanan gerçek ilkelerin tam tersidir. Ayrıca Dokuzuncu Ders’te, Shifu, benim gerçek güç olarak gördüğüm şeyi şöyle tanımlar:

“Birisi şöyle demişti: ‘Eğer hoşgörü bu dereceye kadar uygulanırsa insanlar bizim çok korkak olduğumuzu ve bizden kolayca faydalanılabileceğini söyler.’ Ben buna korkak olmak demiyorum. Bir düşünün, sıradan insanlar arasında bile yaşı büyük ve yüksek öğrenim görmüş kişiler de kendilerini kontrol altında tutmayı ve başkalarıyla tartışmaktan sakınmayı uygun bulur -değil ki bizim uygulayıcılarımız. Bu nasıl korkak olmak olarak ele alınabilir? Söyleyeyim ki, sergilediğiniz bu muazzam hoşgörü aslında güçlü bir iradenin yansımasıdır. Sadece bir uygulayıcı bu muazzam sabır ve hoşgörüye sahip olabilir.”  (Zhuan Falun, Dokuzuncu Ders)

Bu takıntıya karşı daha duyarlı hale geldikçe ve onu ortadan kaldırmaya çalıştıkça, özellikle bir kadın olarak gerçek gücümün, başkalarına karşı son derece yumuşak davranmakta yattığını fark etmeye başladım. Bu yumuşaklık bir nezakettir ve bu şekilde davranmamın nedeni, başkalarına yardım etmek ve başkalarını öncelikli tutmaktır.

Güvende Hissetmek

İşyerinde orta kademe yönetici olarak, sık sık öfkeli, üzgün, hayal kırıklığına uğramış, stresli ve hatta histerik haldeki meslektaşlarla uğraşmak zorunda kalıyorum. Duygusal davranan ya da olumsuzluk sergileyen insanlarla başa çıkmayı her zaman çok zor bulmuşumdur. Bu durum beni her zaman moral olarak çökertirdi ve sanki onların olumsuz duygularına kapılıp aşağıya doğru sürükleniyormuşum gibi hissederdim. Ancak hangi takıntının tetiklendiğini tam olarak anlayamadığımı hissediyordum.

Korku kompleksimi keşfettikten sonra, nihayet asıl olanın, olumsuz duygular sergileyen insanların beni gerçekten güvensiz hissettirdiği olduğunu anladım. Bunun bir kısmı, çocukluğumda babamın duygusal olarak son derece dengesiz olmasıyla bağlantılı; bunun mağduru olmak gerçekten çok korkutucuydu.

Geçen gün, bir iş arkadaşım sıkı bir teslim tarihi nedeniyle bir işi halletmek konusunda gerçekten çok stresliydi ve bu stresini bana yansıtıyordu. İnsanların streslerini bana yansıtmasından her zaman nefret etmişimdir ve sonunda bunun nedenini anladım. Bu tür durumlarda içgüdüsel tepkim genellikle karşılık vermek ve o kişiye sert çıkarak bu duyguları sergilememesini sağlamaya çalışmaktır. Ancak bu, aslında bu olumsuzlukla başa çıkmak zorunda kaldığımda hissettiğim korkuyu maskelemek için yaptığım bir savunma adımıdır.

Başka Bir Temel Arayışın Arkasındaki İtici Güç

Uzun zamandır, “hayatımın aşkı” ya da hayat arkadaşımı bularak “mutluluğu” yakalamaya yönelik derin bir arzu beslediğimin farkındayım. Yıllar boyunca olan uygulama sürecimin büyük bir kısmı, bu takıntının çeşitli katmanlarını ve romantizm, aşk, erkeklerle kadınlar arasındaki ilişki vb. konularını çevreleyen modern kavramları ortadan kaldırmaya yönelik sürekli bir süreçti.

Bu takıntının özünde, hayatımda mutluluk ve doyumu bulmaya yönelik basit bir arzu ya da düşünce yattığını hep hissetmiştim. Ancak yine de, temel takıntımı keşfettikten sonra, bu arayışın başka bir boyutu olduğunu fark ettim. Bir eş bulmanın benim için en mükemmel güvenlik biçimini temsil ettiğini anladım. Bir erkek bulmak, nihai güvenlik ve güvenceyi bulmak anlamına geliyor.

Bunu keşfetmek tam bir aydınlanma oldu. Bu arzuyu harekete geçiren şeyin aslında bu kadar basit bir şey olduğunu fark etmek gerçekten olağanüstü.

Sonuç

Yukarıdakilere aydınlandıktan sonra, gerçek benliğime ulaşmaya bir adım daha yaklaştığımı hissediyorum. Her ne kadar içimi kaplayan en güçlü duygu, bu son derece engebeli uygulama yolumda sabırla beni bekleyen ve bana yardım eden Shifu’ya duyduğum muazzam şükran olsa da.

Shifu şöyle diyor:

“Gelecekte herkese neler vermiş olduğumu daha iyi anlayacaksınız.”  (Zhuan Falun, Birinci Ders)

Shifu bunu çok basit ve açık bir şekilde ifade ediyor. Geçenlerde bu cümleyi ezberlerken, sanki bu cümlenin derinliğini anlamış gibi hissettim ve içimi muazzam bir şükran duygusu kapladı. Shifu’nun uygulayıcılara ve tüm canlılara bahşettiklerini insan dilinin yeterince tarif edebileceğini sanmıyorum; aynı şekilde, Shifu’nun kurtarışına duyduğumuz derin şükranımızı ifade edecek kelimeler de yok.

Son olarak, Shifu’nun merhametli ilgisi ve düzenlemeleri için en derin teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Kalan insani düşüncelerimden ve takıntılarımdan kurtulmak için daha çok çaba göstereceğim, böylece yeminlerimi daha iyi yerine getirebileyim ve asıl saflığıma ve masumiyetime dönebileyim.

(2026 Washington DC Fa Konferansı’nda sunulan seçilmiş makale)

Orijinal Çince makale