(Minghui.org) Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) propagandasına göre Çin, yaşam standartlarının iyileştiği, sanayinin geliştiği, yüksek hızlı tren ulaşımının kolaylaştığı ve teknolojik atılımların yaşandığı kesintisiz bir refah dönemi geçirmiştir. Ancak bu anlatının altında, uzun süredir göz ardı edilen geniş bir “kör nokta” bulunmaktadır: toplumun alt kesimlerinde yaşayan ve gölgede kalmaya devam eden milyonlarca insan.

“Göçmen işçiler” terimi Çin’de yaygın olarak kullanılmaktadır. On yıllar süren büyük ölçekli sanayileşme döneminde yüz milyonlarca çiftçi çalışmak için şehirlere göç etti. Çok az kişi, diğer modern ülkelerde neden göçmen işçi olgusunun bulunmadığını sorguladı. Dahası, bu büyük nüfus neden uzun süredir kentsel sosyal güvenlik sisteminin ve resmi emeklilik haklarının dışında bırakılıyor?

Ekonomistler, Çin’in son birkaç on yıldaki ekonomik büyümesinin, uzun süreli ekonomik durgunluğun ardından ÇKP’nin insanlar üzerindeki kısıtlamaları azaltmak ve 1970’lerden itibaren özel mülkiyet haklarına izin vermek zorunda kalmasının bir sonucu olduğunu ortaya koymuştur. Piyasa mekanizmalarının benimsenmesi ve küresel ekonomiye (Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) katılım gibi) dahil olunmasının ardından Çin, büyük miktarda yabancı yatırım ve ileri teknoloji çekerek küresel pazarlar için düşük ve orta segment ürünler üretebilir hale geldi.

Başka bir deyişle, Çin ekonomisi, sınırlı insan hakları ve sıradan vatandaşlar için düşük refah düzeyi pahasına gelişmiştir. Dahası, ÇKP vergi gelirlerini çevre korumasını iyileştirmek, eğitimi geliştirmek, sosyal güvenliği güçlendirmek veya sağlık harcamalarını artırmak için tahsis etmemiştir. Bunun yerine, vergi gelirlerinin tamamı hükümet harcamalarında tüketilmiş ve bunun sonucunda son derece yüksek sosyal maliyetler ortaya çıkmıştır.

“Dünyanın Fabrikası”nın Ardındaki Gerçek

Daha düşük iş gücü maliyetleri nedeniyle Çin “dünyanın fabrikası” olarak bilinmektedir ve Çinli çiftçiler bu süreçte merkezi bir rol oynamaktadır. Kırsal bölgelerdeki evlerini terk eden bu çiftçiler, ÇKP tarafından “göçmen işçiler” olarak adlandırılmaktadır. Ancak Çin genelindeki büyük ve küçük fabrikalarda çalışanların çok azı geleneksel anlamda gerçekten “işçi” konumundadır.

Çin’deki işçiler genellikle normal sosyal haklardan ve emeklilik güvencesinden yararlanma hakkına sahiptir; ancak gerçekte işçilerin yalnızca küçük bir bölümü bu haklardan yararlanmaktadır. Üretim hattındaki iş gücünün büyük çoğunluğu kimlerden oluşuyor? Çinli çiftçilerden. Çoğu zaman “taşeron işçi” veya “geçici işçi” olarak görülen bu kişiler, normal sosyal haklardan ve emeklilik güvencesinden mahrum bırakılmaktadır. Resmi Çin istatistiklerine göre ülke genelindeki göçmen işçi sayısı 301 milyona ulaşmıştır; bunların 168 milyonu 60 yaş ve üzerindedir. Bu son derece çarpıcı bir rakamdır.

Dünyanın çoğu ülkesinde çiftçiler, şehirlerde yaşayanlarla benzer muamele görmektedir. İkisi arasındaki fark yaptıkları iştedir, temel hak ve menfaatlerde değil. Örneğin Tayvanlı çiftçiler de şehir sakinleri gibi emekli olduklarında aylık 8.110 NT$ (256 ABD doları) emekli maaşı almaktadır. Buna karşılık Çin ana karasındaki emekli çiftçiler ayda yalnızca 163 RMB (yaklaşık 24 ABD doları) almaktadır; bu miktar Tayvan’daki emekli maaşının yalnızca %9,6’sıdır ve temel yaşam giderlerini karşılamaya bile yetmemektedir.

Bir kişi ciddi bir hastalık veya felaketle karşı karşıya kaldığında, en temel insani standartlar bile normal bir toplumun en savunmasız üyelerine temel destek ve koruma sağlamasını gerektirir. Örneğin, gelişmiş veya daha az varlıklı ülkelerde yaşayan yaşlı kanser hastaları, pahalı kanser tedavilerinin maliyetlerini karşılamaya yönelik kamu politikaları sayesinde mali yıkımdan korunmaktadır.

Tayvan örneğinde, kanser gibi 30 kategorideki ciddi hastalıklardan muzdarip çiftçiler, Ulusal Sağlık Sigortası (NHI) sistemi kapsamında katkı paylarından muaftır. Sıradan vatandaşlar için NHI programı, standart yatarak tedavi hizmetlerinde cepten yapılacak ödemeler için katı üst sınırlar uygulayarak tıbbi harcamalar nedeniyle iflası önlemekte ve haneleri yıkıcı sağlık giderlerinden korumaktadır. Yani bir kişinin yıllık cepten hastane masrafları yaklaşık 95.000 NT$’ı (yaklaşık 3.000 ABD doları) aştığında, geri kalanını hükümet karşılamaktadır. Bu sayede hastalar ciddi bir hastalık nedeniyle ailelerinin tüm varlığını tüketmek zorunda kalmamaktadır.

Buna karşılık, ÇKP’nin “tarihteki en iyi altın çağ” olarak nitelendirdiği dönemde bile Çinli çiftçiler kanser gibi ölümcül hastalıklara yakalandıklarında vahim bir durumla karşı karşıya kalmaktadır. Geri ödeme, “sağlık sigortası kataloğu kapsamındaki” ilaçların yalnızca bir bölümünü kapsamaktadır. Katalog dışında kalan “cepten ödenen” ilaçlar için herhangi bir üst sınır bulunmamaktadır; hastalar kullandıkları ilaçların bedelini herhangi bir geri ödeme almadan kendileri ödemektedir.

Başka bir deyişle, Tayvan’ın NHI sistemi ciddi hastalık ve yaralanmalar için muafiyetler ve yıllık cepten ödeme üst sınırı sunarken, Çin ana karasında cepten ödenmesi gereken ilaçların oluşturduğu uçurum, sayısız sıradan aileyi yoksulluğa sürüklemiş ve hastalık nedeniyle onları büyük borçların altına sokmuştur. Fahiş faturalarla karşı karşıya kalan birçok Çinli çiftçinin sonunda tedaviyi bırakmaktan başka seçeneği kalmamaktadır.

Üç “Sadık Evlat”

Çin’in halihazırda yaklaşık 20 trilyon dolarlık GSYİH ile dünyanın ikinci büyük ekonomisi olması düşünüldüğünde bu trajik bir durumdur. Ancak mali harcamaların öncelikleri açısından istikrarın korunmasına (iç baskı), askeri bütçelere, denizaşırı Kuşak ve Yol girişimlerine ve çeşitli dış yardım biçimlerine yapılan harcamalar çoğu zaman trilyonlarca, hatta yüz milyarlarca ABD dolarına ulaşmaktadır. En temel insani kaygı doğrultusunda merkezi hükümet, kırsal kesimdeki temel nüfusun ciddi hastalıklar nedeniyle yaptığı cepten harcamaları tamamen karşılayacak olsa bile — ciddi hastalıkların cepten giderleri için kişi başına yıllık 1.000 dolarlık ek özel yardım dahil — 200 milyonluk temel tarım nüfusu için bunun yıllık maliyeti yalnızca 200 milyar dolar olacaktır. Bu, toplam GSYİH’nin yalnızca yüzde biridir.

Herhangi bir büyük projeden biraz “sıkıştırılarak” bu para pratik bir amaç için kullanılabilir. Ancak kurumsal hak ve menfaatlerin bu yüzde birlik kısmı, bugün hâlâ Çin’de dikkat çekici biçimde bulunmamaktadır.

Wuhan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim görevlisi olan Liu Yanwu, Hubei, Shandong ve Jiangsu’nun da aralarında bulunduğu 11 eyalette altı yıl boyunca kapsamlı saha araştırması yürüttü. “Köylü Yaşlılar Arasında İntihar Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma” başlıklı raporunda, Çin’in kırsal kesimlerindeki yaşlılar arasındaki intihar oranının “alarm verici bir seviyeye ulaştığını” tespit etti. Bazı kırsal bölgelerde intihar oranı şaşırtıcı derecede yüksektir: “en az yüzde 30 ve bu ihtiyatlı bir tahmindir.” Bu çarpıcı veriler, ÇKP’nin yalanlarını açığa çıkardı ve yaşlanma dalgası sırasında Çin’in kırsal kesimlerinde kurumsal ihmalin yol açtığı kaybı gözler önüne serdi.

Araştırma sırasında Liu, belirli bir kırsal bölgede şu sözün yaygın olduğunu duydu: “Buradaki her yaşlının güvenebileceği üç ‘sadık evladı’ var: zehir evlat (tarım ilacı içerek ölüm), ip evlat (kendini asarak ölüm) ve su evlat (kendini boğarak ölüm). Onlara göre bu üçü dışında kimseye güvenilmez.”

Hubei Eyaleti’nden bir internet kullanıcısı çevrim içi bir paylaşımda şöyle yazdı: “Köyümüzde yaşlı insanların çoğu zehir içerek ölüyor… Büyükannem, kuzenimin büyükbabası, karşıdaki evin büyükannesi, çaprazdaki evin büyükannesi, komşunun büyükbabası… birçoğu bu şekilde öldü.” Yaşamlarını sürdürecek maddi imkânları yoktu. Çinli çiftçilerin ailelerinin üzerindeki mali yükü hafifletmek için sakince intiharı seçmeleri, akademisyenler tarafından “şok edici” olarak nitelendirilmiştir.

Zengin hükümetlere sahip bir ülke neden yüz milyonlarca Çinli çiftçinin temel yaşam ve sağlık hizmetleri ihtiyaçlarını karşılayamıyor? Aslında ÇKP’nin 1949’da iktidarı ele geçirmesinin ardından Çinli çiftçiler 1950’lerden itibaren ikinci sınıf vatandaş konumuna itildi ve bu durum o zamandan beri değişmedi.

Komünist bakış açısına göre insanlar hayvandır veya emek araçlarıdır ve yaşamları karıncalar kadar önemsizdir. Bazıları artık “yoksulluğun azaltılması” yönünde çalışmalar yapıldığını söyleyebilir. Evet, ancak bunlar ÇKP’nin “eski devrimci üs bölgeleriyle” sınırlıdır. Yoksulluk sınırının dışında kabul edilen sıradan kırsal bölgelerde (Hubei, Henan, Shandong vb.) insanlar hâlâ çeşitli sorunlarla karşı karşıyadır: yaşlılara temel yaşam koşulları sağlanmamakta, geleneksel evlatlık görev anlayışı çökmekte ve ciddi hastalıklardan muzdarip olanlara yönelik hiçbir kamu desteği bulunmamaktadır.

Bu sorunlar yaygındır ve çoğu zaman “toplumsal dayanıklılık sorunları” olarak adlandırılmaktadır. Gerçekte bu sert koşullar, kırsal bölgelerde yaşayan yaşlı insanların bizzat hayatta kalmasını tehdit etmektedir. ÇKP, kırsal kesimlerde yaşayan yaşlıların hayatlarını uzun süredir göz ardı etmekte ve eylemlerini çoğu zaman tarihsel miras, kent-kır ayrımı ve diğer gerekçelere dayandırarak haklı göstermektedir.

Çıkış Yolu Yok

Bu, toplumun alt kesimlerinde bulunan yüz milyonlarca insanın yaşlılıklarında sağlık hizmetlerine ve temel haklara erişemediği, hatta çaresizliğe sürüklendiği bir ülkedir. Neyse ki, geleneksel Çin kültürüyle uyumlu bir meditasyon sistemi olan Falun Gong, 1992 yılında halka tanıtıldı. Birkaç yıl içinde yaklaşık 100 milyon insan bu uygulamadan faydalandı. Yalnızca hastalıklardan kurtulmakla kalmadılar, uygulamanın Doğruluk-Merhamet-Hoşgörü ilkeleri de onların daha iyi vatandaşlar olmalarına yol açtı.

Falun Gong’un toplumun, özellikle de savunmasız yaşlı nüfusun yararına sağladığı büyük faydalara rağmen ÇKP, Temmuz 1999’dan bu yana bu gruba yönelik ağır bir baskı uygulamaktadır. Örneğin Jilin Eyaleti’nden Bayan Wang Yaqin’in 2004 yılında sol akciğerinde 3,3 x 3,5 cm büyüklüğünde bir tümör gelişti. Beş tur kemoterapi etkili olmadı ve kanser daha sonra metastaz yaptı. Kırsaldaki kız kardeşinin evine döndüğünde, bir komşusunun Falun Gong hakkında konuştuğunu duydu ve öğrenmeye ilgi gösterdi. Uygulamaya başladıktan sonraki bir hafta içinde Bayan Wang’ın sağlık durumu mucizevi biçimde düzeldi: yeniden yürüyebiliyor ve artık bakıma ihtiyaç duymuyordu.

Bir ay sonra kanser tamamen ortadan kaybolmuştu. Köydeki herkes onun iyileşmesine tanık oldu. Ancak bir ay sonra ÇKP polisi Bayan Wang’ı tutukladı ve uygulamayı yapmasını yasakladı. İnancında ısrar eden Wang, polise kendi deneyimini anlattı. 2020 yılında Bayan Wang, ÇKP tarafından tekrar tutuklandı ve yasadışı şekilde beş buçuk yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Falun Gong uygulayıcıları, uygulamanın mucizevi etkilerine kendi bedenlerinde tanık olmuşlardır. Ancak ÇKP yönetimi altında 27 yıldır, bugüne kadar, acımasız bir şekilde zulme uğramaktadırlar. Minghui.org’un istatistiklerine göre, 2026 yılının ilk yarısı itibarıyla Çin ana karasında en az 279 Falun Gong uygulayıcısı ÇKP tarafından yasadışı şekilde hapis cezasına çarptırılmıştır. Bunların 142’si 60 yaşın üzerindeki yaşlı uygulayıcılardır ve toplamın yüzde 51’ini oluşturmaktadır; bunların 77’si 60-69, 50’si 70-79, 14’ü 80-89 yaşındadır ve biri 90 yaşın üzerindedir.

Çin’deki paradoks budur: Kamu maliyesi uzun süredir toplumun en alt kesimlerindeki savunmasız insanlara temel desteği sağlayamazken, hükümet aynı zamanda her yaştan insana ücretsiz olarak fayda sağlayan barışçıl bir meditasyon uygulamasına karşı ağır bir zulüm yürütmektedir. Bunun sonucunda toplumun alt kesimlerindeki insanlar vahim bir durumda bırakılmıştır.

Ne yazık ki bu iki trajedi de Çin’de totaliter ÇKP yönetimi nedeniyle yaşanmıştır. Bu nedenle, insanlar rejimi terk edene kadar temel bir değişimin gerçekleşmesi pek mümkün görünmemektedir.

Orijinal Çince makale