(Minghui.org) Günümüzün kaotik dünyasında xinxing’imi yükseltmeye, Shifu’nun canlı varlıkları kurtarmasına yardımcı olmaya ve zulüm hakkındaki gerçekleri açıklamaya çalışırken yaşadığım deneyimleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ben doğmadan önce, Falun Dafa uygulayıcıları zaten beş yıldır Fa’yı onaylıyor ve zulmü açığa çıkarıyorlardı. Çok küçük yaşlardan itibaren ailemle birlikte uygulama yaptım. Xiulian uygulamak, etkin ve bilinçli bir eylem olmaktan ziyade günlük rutinimin bir parçasıydı.
Ancak yaşım ilerledikçe ve toplumdaki sıradan insanlarla aramdaki keskin farkla karşılaştıkça şu soruları düşünmeye başladım: Ben kimim? Neden buradayım? Neye inanıyorum? Hayat benden bir karar vermemi, inancıma güvenerek bir adım atmamı istiyordu.
Daha fazla yaşamı kurtarmak için Shifu’nun, Fa-düzeltmesinin sona ereceği tarihi merhametle defalarca ertelediğini biliyoruz. Shifu’nun merhameti sayesinde tanınan bu sınırlı süre içinde, kendimizi hızla yükseltmeli ve kurtarılabilecek olanları arayıp bulmalıyız.
Ancak karşı karşıya olduğumuz gerçeklik, toplumsal ahlakın her gün gerilediği, ahlaki değerlerin bozulduğu ve ateizmin yaygın olduğu bir dünya. Komünizmin hayaleti, insanlığın kurtarıcısı kılığına bürünerek pek çok iyi kalpli insanı aldattı. Teknoloji, kolaylıkları ve buna bağlı olarak gerçek dünyadaki baştan çıkarıcı unsurları arttırarak insanların gerçeği ayırt etmesini daha da zorlaştırdı.
Shifu, 15 yıl önce verdiği bir derste bize şunları öğretti:
“Dafa uygulayıcıları kozmosun oluşum-istikrar-yozlaşma-yok oluş döngüsünün tam olarak son aşamasında doğdular. Yani bu, şu anlama geliyor: ister canlı bir şey olsun ister maddi bir şey, durum her şeyin en son ve en kötü noktaya gelmiş olduğu zamandır ve her şeyin tezahürü, olabilecek en karmaşık halindedir; kötüyü iyiden veya erdemliyi şeytaniden ayırt etmenin en zor olduğu halindedir.” (Bir Dafa Uygulayıcısı Ne Demektir?)
On beş yıl sonra, bugün dünya daha da kaotik hale geldi. Bu genç kuşak, gerçekten inancı olan insanların çok az olduğu, Fa-düzeltmesinin son döneminin tam da en sonunda yaşıyor. Pek çok insanın beyni ateizmle yıkandı ve toplum, kadim bir ahlakın kalıntılarına dayanarak güçlükle işleyebiliyor. Sosyal yaşamlar dijital ortamda geçiyor, ayaklanmalar sık yaşanıyor ve zihinler yozlaşmış durumda.
Aşırı ideolojiler, teorilerini “yüce” ve “asil” olarak sunarak kendilerini ahlaki açıdan üstün bir konuma yerleştiriyor. Buna karşılık, geleneksel değerleri koruyan ve Tanrı’ya inanan kişiler, diğerlerinden farklı kalan kişi olmaktan dehşete kapılarak korku yüzünden sessizleşiyor.
Shifu şöyle dedi:
“İşin gerçeği şudur ki, eğer Fa-düzeltmesi olmasaydı, bugünün insan ırkı, uzun bir zaman önce yok edilecekti. İnsan ırkının düşünme standardı, cehennemden daha düşük bir seviyededir.” (2003 Fener Bayramı Sırasındaki Batı Amerika Fa Konferansında Fa'nın Öğretilmesi)
Bir uygulayıcı, bu toplumsal rahatsızlığın ortasında insanları nasıl kurtarabilir? Gençlerle iletişim kurarken, daha en baştan “Tanrı” veya “doğaüstü” hakkında konuşmaya başlarsam birçoğunun iletişim kapısını anında kapattığını, hatta söylediklerimle içlerinden alay ettiğini fark ettim.
Shifu şöyle dedi:
“Şeytani ÇKP hakkındaki gerçekleri ortaya koyamadıysanız bile, insanlar yavaş yavaş onun şeytaniliğini görecektir. Ama ateizme gelince, o kültürün içerisinde büyüyenler onun gerçekten ne olduğunu göremezler. Bunu yapmak onlar için gerçekten zordur.” (2015 Batı Yakası Fa Konferansı'nda Fa'nın Öğretilmesi)
Peki, uygulayıcılar seküler toplumda düşüncelerini ikna edici biçimde ifade edebilir mi? Gerçeği açıklamak için sıradan insanların takıntılarına nasıl uyum sağlayabiliriz?
Haberleri ve siyasi yorumları sıkça takip eden biri olarak, bir dönem konuşmalar sırasında “tanrısallığı” “akılcılıktan” ayırmaya, kendimi ifade etmek için sıradan insanların anlayabileceği seküler bir dil kullanmaya çalıştım. Bu süreçte kendimi de inancın aşama aşama geliştiğine ikna etmeye çalışıyordum.
O sırada fark etmediğim şey, bunu yaparken o yorumculardan bilinçsizce etkilenmem ve görüşlerimin fark ettirilmeden şekillendirilip değiştirilmesiydi. Kötücül komünist teorileri ayrıntılarıyla incelerken, her şeyi açıklayabilecek bir ahlaki çerçeve ya da ideolojinin yerine inancı koydum.
Daha da kötüsü, kendimin “haklı” olduğunu kanıtlama ve başkalarının “haksız” olduğunu göstermeye çalışma takıntısı geliştirmeye başladım. İster gündemdeki bir konu ister günlük haberler olsun, karşı tarafta yer alıp eleştirmekten zevk alıyordum. Rakibimin mantığındaki her açık, tartışmada puan kazanmak ve özsaygımı arttırmak için bir fırsata dönüşüyordu. Zamanla kendimi siyasi görüşler içinde bir değer duygusu aramaya kaptırdım ve bunu kendimi doğrulamak için kullandım.
Ancak sonunda şunu fark ettim: Dünyadaki her şeyi gerçekten açıklayabilecek olan yalnızca Dafa’ya duyulan inançtır. İnançtan koparıldığında, sıradan insanlar arasındaki her teori farklı bir varsayımlar bütününe dayanır. Bunu anladıktan sonra, sıradan insanlara gerçekleri açıklarken zihnim çok daha hafif ve saf hale geldi.
Bu yılın haziran ayında bir konferansta The Epoch Times standından sorumluydum. Farklı motivasyonlara ve değerlere sahip, hepsi de gazeteye yoğun ilgi gösteren birçok farklı insanla karşılaştım.
Alman bir beyefendi coşkuyla yanımıza geldi. Kendi felsefi düşünceleriyle başkalarını ikna etmeye çalışarak etkinlik alanının her yerinde tartışabileceği insanlar arıyordu. İsviçreli birini başarıyla “yenilgiye uğrattıktan” sonra standımıza geldi.
Gazeteyi kısaca tanıtmamı dinledikten sonra kibarca birkaç soru sordu ve ardından kendi felsefesi hakkında uzun uzun konuştu: varoluşun doğası, bütünlük ve boşluk, hayatın anlamı ve bunların arasında kalan her şey. Orada gülümseyerek duruyor, onu pek de istekli olmadan dinliyor ve içimden bu kişinin başkalarını pek önemsemediğinin açık olduğunu düşünüyordum. Kendisine fazlasıyla odaklanmıştı ve dinleyenin ilgilenip ilgilenmediğini düşünmüyordu.
Tam o anda birden irkildim: Başkalarının gözünde ben de tam olarak böyle görünmüyor muyum? Karşımdaki beyefendi, benim rekabetçiliğimden kaynaklanan kusurlarımı ve gösteriş yapma takıntımı yansıtan bir ayna gibiydi.
Uzun konuşması sona erdiğinde bana bir soru sordu: “Nesnel gerçekliğe inanıyor musunuz?” Karmaşık bir felsefi yanıt beklediğini çok iyi bildiğim için Shifu’nun öğretilerini düşündüm.
Shifu şöyle dedi:
“Uygulaması belirli bir seviyeye ulaşmış olan bir uygulayıcı, sadece o seviyedeki tezahürleri görebilir. O seviyenin ötesindeki gerçekleri göremez veya inanamaz. Bu yüzden sadece kendi seviyesinde gördüklerinin doğru olduğuna inanır. Daha yüksek bir seviyeye ulaşana kadar o şeylerin var olmadığını ve onların akıl almaz olduğunu düşünür. Bu durum kişinin seviyesinden kaynaklanır ve daha yüksek seviyede olanları aklı almaz.” (Zhuan Falun, İkinci Ders)
Bu nedenle, Fa’dan xiulian uygulaması yoluyla edindiğim kendi anlayışımı kullanarak ona şunu söyledim: “Evet, nesnel gerçeklik vardır, ancak bilişsel düzeyimiz ve bildiklerimizin kapsamıyla sınırlıdır. Karşımda oturduğunuzda, sizin ve kanepenin birbirinden bağımsız iki varlık olduğunu görebiliyorum—biri hareket ediyor, diğeri hareketsiz. Ancak daha mikroskobik düzeydeki moleküler yapıyı görebilseydim, belki de siz hareketsizken kanepe hareket ediyor olurdu. Belki de bu iki algı aynı anda vardır.”
Yanıtıma inanılmaz derecede şaşırdı ve bundan memnun oldu. Ardından, birçok Alman filozofun Budizm gibi Doğu felsefelerinden derinden etkilendiğini söyledi.
Derin kavrayışa sahip pek çok insanın aslında Dafa’yı beklediğini ve ona özlem duyduğunu fark ettim. Açıklamamı dinledikten sonra bu beyefendi Dafa’ya çok büyük bir ilgi gösterdi. Ceketinden bir kartvizit çıkardı ve onu bir zafer kupası gibi havaya kaldırdı—sanki uzun bir ruhsal arayışın ardından bana değerli bir ödül sunuyordu.
Bu rastlantısal karşılaşma, sözlü olarak üstün gelme arzum üzerinde düşünmemi sağladı. Bana, modern bir dünya görüşüne sahip insanlarla nasıl bağ kurabileceğimi ve gerçekleri açıklamak için Dafa’nın bilgeliğinden nasıl yararlanabileceğimi gösterdi.
Aynı konferansta, Hristiyan inancının savunucusu olan iki genç de benimle konuşmaya geldi. Birleşik Krallık’ın Hristiyan kültürünü yeniden canlandırması gerektiğini savunuyorlardı.
Burada biraz arka plan bilgisi vermek gerekirse: “Kültürel Hristiyanlar”, Hristiyan bir toplumda yaşayan ve Noel ile Paskalya gibi bayramların geleneklerini sürdüren, ancak Mesih’e gerçekten inanmayan veya inancın gereklerini yerine getirmeyen kişileri ifade eder.
Onlara sordum: “İnsanlar temelde Mesih’e inanmıyorsa, Britanya toplumunun Hristiyan kültürünü yalnızca kültürel düzeyde sürdürmesi gerçekten yeterli midir? Tanrısal kökleri kesildiği için hayat ağacı yavaş yavaş solup gitmez mi?”
Genç erkeklerden biri bir an düşündü ve şöyle yanıtladı: “Bu, yeterli derken ne kastedildiğine bağlı. Kurtuluşa erişmek içinse kesinlikle yeterli değil. Ama yalnızca sağlıklı bir toplumun ahlaki düzenini korumak içinse belki yeterlidir.”
Şöyle dedim: “İnsanlık temelde Tanrı’ya inanmıyorsa, bununla bağlantılı kültür sonunda yalnızca bir formaliteye dönüşür ve ahlaki sistem kaçınılmaz olarak çöker. İnsanlar yalnızca kendileri ve kişisel arzuları için yaşarsa, insanlık sonunda yok oluşa doğru ilerler.” Bu sözlerin, onun tanrısal olanın önemini yeni bir bakış açısıyla değerlendirmesini sağladığını görebiliyordum.
Bu yıl, Shen Yun gösterilerinden sonra izleyicilerle yapılan röportajlara katılma onuruna da eriştim. Shen Yun, saf geleneksel kültürü sergiliyor ve şarkı sözleri, ateizmin ve evrimin zararlarını doğrudan ortaya koyuyor. Ruhu derinden etkileyen bu içsel anlamlar, izleyicilerin ruhlarını doğrudan arındırıyor.
Shen Yun sanatçılarının birçoğu benim yaşımdaki gençler. Cesaretleri ve adanmışlıkları beni derinden etkiliyor ve bana ilham veriyor. Görevim izleyicilerle röportaj yapmak olsa da bu saf enerji alanının içinde benim de arındırıldığımı hissettim.
Röportajlar sırasında “kişinin benliğini bırakmasının” önemini daha derinden kavradım. Kendinizi fazla önemserseniz, insanın kalbine dokunan bir röportaj yapmak mümkün değildir. Ancak kişi benliğini gerçekten bırakarak, kendisini tamamen karşısındakinin yerine koyarak ve merhametle dinleyerek insanların kalplerini gerçekten açabilir; onların içtenlikle konuşmalarına ve Dafa’ya duydukları minnettarlığı dile getirmelerine olanak sağlayabilir.
Bundan sonraki xiulian uygulaması yolumda, Fa’yı daha gayretle çalışmak için zamanı iyi değerlendirecek, rekabetçi arzularımı ve benmerkezciliğimi ortadan kaldıracak ve daha fazla canlı varlığı kurtarmak için Dafa’dan uygulama yoluyla edindiğim bilgeliği kullanacağım.
Teşekkür ederim, Shifu! Hepinize teşekkür ederim!
(2026 Washington, DC Fahui’sinde sunulmuştur)
Telif Hakkı © 2026 Minghui.org'a aittir. Her hakkı saklıdır.