(Minghui.org) (1. Bölümün devamı)

610 Ofisi Direktörü ve Devlet Güvenliği Birimi Lideri Bana Gerçeği Söylüyor

2010 yılında yerel Siyasi ve Hukuki İşler Komitesi’ni ve 610 Ofisi’ni ziyaret ettim. 610 Ofisi’nin direktörünü görünce, Falun Dafa uygulayıcılarını gözaltına alırken, tutuklarken ve yargılarken herhangi bir yasal dayanak olup olmadığını ve bana belgeleri gösterip gösteremeyeceğini sordum. Bana açıkça, “Hayır,” dedi. Beş yıldır direktör pozisyonunda olduğunu ve hiçbir zaman herhangi bir yasal dayanak görmediğini; eyalet 610 Ofisi’nde de yasal belge bulunmadığını söyledi.

2011’de eyalet düzeyinde bir liderle görüştüm. Bana, beyin yıkama merkezinin hüküm süresi olmayan bir kara hapishane olduğunu; Falun Dafa uygulayıcılarının ailelerinin, uygulayıcılar yasa dışı biçimde cezalandırıldıktan sonra serbest bırakılmalarını talep etmesi gerektiğini, aksi halde beyin yıkama merkezine gönderileceklerini söyledi. Ailelerin uygulayıcıları daha erken eve getirebilmesi için elinden geleni yapmaya çalıştığını belirtti. Görev süresi boyunca, birkaç uygulayıcının ailesinin uygulayıcıları kurtarmasına yardım etmiş.

O dönemde Yurt İçi Güvenlik Birimi’nden bir liderle de görüştüm. Ona Falun Dafa uygulayıcılarını tutuklamak, gözaltına almak ve yargılamak için herhangi bir yasal dayanak olup olmadığını sordum. Kendisi de yasal belgeleri aradığını ama bulamadığını söyledi. Yalnızca Ulusal Halk Kongresi’nin kararını gördüğünü, bunun yasal dayanak olup olmadığından emin olmadığını belirtti. UHK’nin kararını benim de bizzat incelememi istedi.

İş yerime vardığımda bu kararı buldum. UHK Daimi Komitesi, 30 Ekim 1999’da “Tarikat Örgütlerinin Yasaklanması ve Tarikat Faaliyetlerinin Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Karar”ı kabul etmişti. Ancak Falun Gong’u tarikat olarak listelemiyordu; dolayısıyla bu kararın Falun Dafa ile bir ilgisi yoktu.

Fa’yı Doğrulama Açısından Bir Şikayet Dilekçesi Yazmak

Aynı yıl, Falun Dafa uygulayıcısı olduğum için belediye emniyet müdürlüğü tarafından zorla çalıştırma kampına gönderildim. Zorla çalıştırma kampındayken idari yeniden inceleme başvurusu yaptım. Bir gardiyan, başvuruyu zorla çalıştırma kampına verip onların sunmasını istersem, kampın onu el koyup yok edeceğini ve başvurunun sessizce kaybolacağını önerdi.

Ben de bir aile ferdimden başvuruyu benim adıma sunmasını istedim. O, eyalet kamu güvenliği dairesine gitti. Hiçbir tabelası olmayan bir odada bir kişi ona, başvuruyu kabul edeceklerini ve başvuruyu sunmak için son gün olduğunu söyledi. O kişi, aile ferdimden öğleden sonra başvuruyu kendisine teslim etmesini istedi ve bu odada onu bekleyeceğini söyledi.

Başvurum eyalet “çalışma yoluyla yeniden eğitim” komitesine başarıyla ulaştırıldı. Ne yazık ki yeniden inceleme reddedildi. Ben de idari dava açtım. Zorla çalıştırma kampındaki gardiyanın şikayet dilekçemi incelemesi gerekiyordu. Dilekçeyi okudu ve hangi kısımların iyi olmadığını, hangi kısımların iyi olduğunu açıkladı.

Koğuşa geri döndüm ve dilekçeyi Fa’yı doğrulamak perspektifinden yeniden yazdım. Falun Dafa’nın iyi olduğunu kanıtlayabildiğim sürece, hiçbir suç işlemediğimi de kanıtlayacaktım. Başka bir gardiyan bana yardım etti ve ziyaret sırasında dilekçeyi aileme vermemi, onların da benim adıma mahkemeye sunmasını söyledi.

Dilekçemin başarıyla kayda alındığı ve mahkemenin kısa süre içinde bir duruşma ayarlayacağı söylendi. Zorla çalıştırma kampındaki gardiyanlar süreç boyunca bana yardım ettiler ve her biri, diğer gardiyanlara fark ettirmeden yardım etti. Duruşmada başarılı olmamı, beraat edip serbest kalmamı umuyorlardı.

Bir polis memuru, ÇKP’nin Falun Dafa’yı hedef alarak yayımladığı sözde “hukuki dayanakların” hepsini topladı. Bu “hukuki dayanaklar”, ÇKP’nin önce uygulayıcıları tutukladığını, sonra da dayanak uydurduğunu kanıtlıyordu. Çeşitli hukuk birimlerindeki görevliler, zulmün 26 yılı boyunca suç işlediler; çünkü uygulayıcılar önce tutuklanıyor, sonra ÇKP dayanağı sonradan uyduruyordu.

Zorla çalıştırma kampından tahliye olacağım gün, yerel karakol, sokak ofisi, mahalle komitesi, adli işler ofisi ve 610 Ofisi’nden görevliler beni almaya geldi. Sorumlu kişi bana hiçbir belge imzalatmadı. Hatalı olmadığımı, sadece farklı görüşlerimin olduğunu söyledi. Beni eve gönderdiler.

Falun Dafa Uygulayıcılarını Korumaya Çalıştılar

Mahkemeden bir görevli, beni zorla çalıştırma kampından alan kişilerle görüşmeye gitti ve beni dava geri çekme belgesi imzalamaya zorlamalarını umdu. Onlar ise, beni bulamadıkları ve dolayısıyla mahkemeyle iş birliği yapamadıkları bahanesiyle mahkeme görevlisini dinlemediler. Mahkeme, iki kez çağrılmış olmama rağmen duruşmaya gelmediğim bahanesiyle idari dava dosyamı geri çekti. Daha sonra bir polis memuru, evimden ayrılıp başka bir yerde yaşamamı istedi. Yıllar sonra, beni bulamadıkları bahanesini kullandıkları için beni taciz etmeye gelmediklerini öğrendim.

2018’de bir gün yerel karakoldan bir görevli beni gördü ve beni taciz etmeye gelmemesinin sebebinin beni bulamaması değil, beni ve çocuğumu rahatsız etmek istememesi olduğunu söyledi.

2014’te bir yargıç bana, Falun Dafa uygulayıcılarına karşı açılan davalarda hem duruşma zamanının hem de mahkeme kararının Siyasi ve Hukuki İşler Komitesi tarafından önceden belirlendiğini; ayrıca ara mahkemenin ve ilk derece mahkemesinin karar verme yetkisinin olmadığını söyledi.

Belediye savcılığındaki bir savcı bana, yerel yönetimin “Falun Gong ile ilgili hiçbir şeyin kabul edilmeyeceği ve yanıtlanmayacağı” yönünde bir belge yayımladığını söyledi. Falun Gong içeriği olmayan bir şikayet sunduğumda bile reddedildi; davayı kabul etmeye cesaret edemediler. Ben de onlara, Falun Gong’la ilgili tüm içeriği sildiğim halde neden hala davayı Falun Gong’la ilişkilendirdiklerini sordum; sadece suç işlemiş ilgili kişilerin sorumlu tutulmasını talep ediyordum. Onlara şunu sordum: Madem pek çok şehir Falun Gong uygulayıcılarını serbest bıraktı, zulüm dosyalarını geri çekti ya da zulme katılmamak için davaları kabul etmeyi reddetti—neden bizim bölgemiz de aynı yolu izlemiyor? Belediye savcılığındaki görevliler çaresizce, aynı şeyi yapmayı umduklarını ama zor bir konumda olduklarını söylediler.

Davayı yeniden açtım ve belediye savcılığından davamın kabul edildiğine dair bir bildirim aldım. Ara mahkemede Falun Gong davalarıyla ilgilenen yargıç, ikinci derece yargılamada avukata ihtiyacım olmadığını söyledi; çünkü ikinci duruşmanın kararı zaten belirlenmişti ve avukatın savunma beyanı sunulur sunulmaz karar sanığa tebliğ edilecekti. (Bu, kararın duruşmadan önce hazır olduğu ve duruşmanın sadece göstermelik olduğu anlamına geliyordu.)

Birinci derece mahkemede bir yargıç 1999’dan beri Falun Gong uygulayıcılarının davalarında yer almıştı. Dava açma konusunda soruları olduğunda uygulayıcıların aileleriyle görüşür ve davaları zamanında açmalarına yardım ederdi. Bazı yargıçlar, Falun Gong uygulayıcılarına “itiraz/temyiz” başvurusu yapmak isteyip istemediklerini sormak için gözaltı merkezlerine gider; bunu yapmalarını ve suçsuz olduklarını savunmalarını umarlardı.

Ben bizzat, üstten gelen baskı nedeniyle bir uygulayıcıyı beraat ettiremeyen bir yargıcın, uygulayıcı lehine olan tüm kanıtları karar metnine eklediğini gördüm; bu yargıç, uygulayıcının onun kararını kullanarak kendisine karşı temyiz başvurusu yapmasını umuyordu.

Zulme Karşı Koyarken Zihniyetimi Değiştirmek

2021’de sokak görevlileri beni birkaç kez görmeye geldi. ÇKP’nin emirlerini izleyerek beni taciz etmeye geldiklerini düşündüm. Onları azarladım ve Falun Gong’un yasa dışı olmadığını, hiçbir yasal dayanak olmadan bana geldiklerini söyledim. Bana sakin bir şekilde ziyaretin amacını açıkladılar. Ben ise çok öfkeliydim ve onların mantıksız olduklarını düşünüyordum. Beni birkaç kez ziyaret ettikten sonra nihayet sakinleştim ve onları dinledim.

Sorumlu kişi bana, Siyasi ve Hukuki İşler Komitesi’nin Parti sekreterinin evime geleceğini söyledi; fakat bir düzine ya da iki düzine insanın evime geleceğini ve bununla baş edemeyeceğimden korktukları için kapıyı ona açmamamı umduklarını belirtti. Aslında benim iyiliğim için gelmişlerdi. Böylesi kötü fiillerin suç ortağı olmak istemiyorlardı. Ama bende, zulme katılacakları yönünde bir düşünce vardı.

Aynı yıl bir gözaltı merkezine gönderildim. Gardiyan sert bir tonla fotoğraf çektirmeye razı olup olmadığımı sordu. Aynı sert tonla, “Hayır,” diye cevap verdim. Başka bir gardiyan beni büyük bir odaya sürükledi ve hapishane kıyafetlerini almamı emretti. Onları giymemi söyledi. Sertçe, “Hayır,” dedim. Öfkeyle kıyafetleri yere attı ve beni nefretle bir koğuşa götürdü.

Ertesi gün gardiyan, mahkumlardan zorla hapishane kıyafetlerini bana giydirmeye çalışmalarını istedi. Reddettim. Geri adım attılar. Koğuşta başka bir uygulayıcı daha vardı. O uygulayıcı mahkumlara gerçeği açıkladığında, gardiyan onu sessizce dinliyor ve bazen uygulayıcının gerçeği açıklamasına yardımcı olacak şeyler söylüyordu. Gardiyanın daha önce bana karşı sert davranışının sadece gözdağı olduğunu; aslında Falun Dafa’ya saygı duyduğunu ve uygulayıcıları korumak istediğini fark ettim.

Uygulayıcıların hapishane kıyafeti giymemesi meselesini incelemek için bir müdür geldi. Ona gerçeği açıkladık. Dikkatle dinledi. Annesinin yıllardır Budizm’e inandığını ve onun inancına saygı duyduğunu söyledi. Kıyafet meselesi hakkında hiçbir şey söylemedi.

Gözaltında bulunduğum sırada, gözaltı merkezinde ikinci sefer bulunuşumda yemek yemeyi reddettim. Nöbetçi gardiyan sokaktan aldığı bir gözlemeyi verdi ve çok lezzetli olduğunu söyledi. Reddettim. Bana hazır erişte verdi. Onu da reddettim. Hapishane kıyafetlerini giymeyi reddettim ve orada oturup doğru düşünceler gönderdim. Beni durdurmaya çalıştılar ama zor kullanmadılar. Konuşmalarından ve davranışlarından, zulmün mantıksız olduğunu bildiklerini; zulmü uygulamak istemediklerini ve politikaya pasif biçimde direnç gösterdiklerini görebiliyordum.

2024’te hapishanede tutulduğum sırada Falun Dafa’yı karalayan herhangi bir şey yazmayı reddettim. Bir mahkum beni gözetliyordu ve bir gardiyan bana işkence yaptı. Başka kimse yokken, beni gözetleyen mahkum bana şunu söyledi: Diğer mahkumlara karşı bana sert davrandığını göstermesi gerektiğini, yoksa koğuşta kalamayacağını ve diğer mahkumların onu gardiyanlara şikayet edeceğini söyledi. Bana işkence etmek istemiyordu ama diğer mahkumlara karşı sertmiş gibi yapacaktı. Dayanmamı istedi ve doğru olduğuna inandığım sürece inancımda ısrar etmem gerektiğini, hayatımı kaybetsem bile buna değeceğini söyledi.

Bir gardiyan beni ofisine çağırdı ve yüzeyde beni zorla “dönüştürmeye” çalıştı. Ama satır aralarında, hapishane yasasını kullanarak hapishaneye karşı şikayet dilekçesi vermemi hatırlattı. Düşüncelerim neyse onları yazmamı söyledi. Hapishanedeki Falun Dafa uygulayıcılarını zorla “dönüştürme” uygulamasına katılmıyordu. Uygulayıcıların “dönüştürülmeyi” isteyip istememesinin onların seçimi olduğunu; uygulayıcılar sonucu kabullenmeye razı oldukları sürece zorla dönüştürülmemeleri gerektiğini düşünüyordu.

Bir gardiyan bir zamanlar Falun Dafa uygulayıcılarının zorla dönüştürülmesine katılmıştı. İnsanlık dışı işkenceyi gördü ve buna dayanamadı. Uygulayıcıların, yasal hak ve çıkarlarını korumak için hukuku kullanmalarını; gardiyanların uygulayıcılara yönelik acımasız zulme katılmasını engellemelerini gerçekten umuyordu.

Hapishaneden çıktığımda karakol, sokak ofisi ve toplum merkezi görevlileri beni taciz etmeye geldi. Çaresiz hissettiklerini ve iyi insanlara zulme bulaşmak istemediklerini, fakat zulme uymak zorunda olduklarını gördüm. İçlerinden biri, “ÇKP çöktüğünde bu tür şeyler bitecek,” dedi.

Son Sözler

Farklı hukuk birimlerinden pek çok görevli, çeşitli yollarla bana zulmün gerçeklerini bildirdi. Bazıları zulme karşı koymamda aktif olarak bana yardım etti. Canlı varlıkların hepsinin Fa için geldiğine tanık oldum.

Kendimi iyi geliştiremediğim, Fa’yı iyi çalışmadığım ve Fa’nın içinde kendimi geliştirmediğim için, benimle kader bağı olan canlı yaşamları kurtaramadım ve onlar hala Falun Dafa uygulayıcılarına yönelik zulmün içinde yer alıyorlar.

Çalkantılı deneyimlerimden şunu fark ettim: Canlı yaşamlar Fa için geldi. Ancak Falun Dafa uygulayıcıları Shifu’yu dinler ve kendimizi iyi geliştirirsek, bizimle belirlenmiş ilişkisi olan canlı yaşamları kurtarabiliriz.

Orijinal Çince makale