(Minghui.org) Çiftçi ile yılanın hikâyesi Ezop’un iyi bilinen bir masalıdır. Donmak üzere olan bir yılana acıyan çiftçi, ısınması için onu koynuna alır. Yılan canlandığında adamı ısırır; adam ölmeden önce şu tek cümleyi söyler: “Alçak birine acımamayı kendi kaderimden ders alarak öğrenin.”

Ne yazık ki bu senaryo gerçek hayatta da yaşanmaktadır. Aşağıda açıklandığı üzere, Amerika Birleşik Devletleri son birkaç on yılda Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) genişlemesine yardım etti. Yeterince güç kazandıktan sonra ÇKP, “gücünü gizle, zamanını bekle” stratejisini terk etti ve o zamandan beri Amerika Birleşik Devletleri’ni tehdit etmeye ve özgür toplumu baltalamaya başladı.

ÇKP’nin Büyümesi

ÇKP başlangıçta Sovyetler Birliği tarafından desteklenmiş olsa da, Nikita Kruşçev’in 1956’da Joseph Stalin’i acımasızlığı nedeniyle kınamasından sonra ikisinin arası açıldı. ÇKP üzerindeki bu dış baskı; Büyük Kıtlık (1958-1962), Kültür Devrimi ve Lin Biao olayı (1971) dâhil olmak üzere kendi iç gerilimleriyle daha da arttı.

ABD Başkanı Richard Nixon’ın 1972’de Çin’i ziyaret etmesi tam da bu en düşük noktada gerçekleşti ve iki ülke arasında diplomatik ilişkiler 1979’da kuruldu. 1980’de Çin’e en çok kayırılan ülke (MFN) ticari statüsünü verdikten sonra Başkan Jimmy Carter, aynı yıl Çin’in Dünya Bankası’na, ardından 1986’da Asya Kalkınma Bankası’na üyeliğini kolaylaştırdı.

ÇHC’ye teknoloji ihracatı üzerindeki kontroller 1983’te gevşetildi. Dışişleri Bakan Yardımcısı David Stilwell, 2019’daki bir konuşmasında şunları hatırlattı: “1986’da Reagan yönetimi, ÇHC’nin genetik mühendisliği, otomasyon, biyoteknoloji, lazerler, uzay teknolojisi, insanlı uzay uçuşları, akıllı robotik ve süper bilgisayarlar alanlarında araştırma programları kurmasına bile yardım etti.”

Bill Clinton, ilk yıllarında ÇKP’nin insan hakları sicilini sert bir şekilde eleştirmiş olsa da, ABD başkanı olarak görev yaptığı dönemde (1993-2001) kapsamlı destek sağladı. Stilwell, “1990’larda Amerikan yatırım bankaları, China Mobile gibi devlete ait dev firmalar oluşturmak için ÇHC liderleriyle birlikte çalıştı ve ardından New York ve Londra gibi yerlerdeki hisse senedi halka arzları yoluyla fon sağladı. Bu arada ABD politikası, temel düzenleyici gereklilikleri karşılamamalarına rağmen ABD’li yatırımcılardan para toplamalarına izin verdi. ÇHC’nin devlet kasasına on milyarlarca dolar aktı” dedi. “Başka hiçbir ülke, ÇHC’nin aldığı kadar ABD kapasite geliştirme desteği almamıştır.”

Bir Alçağı Beslemenin Sonuçları

Geçtiğimiz birkaç on yıla geriye dönüp bakıldığında, ABD Çin’e çoğu zaman insan hakları, özgürlük, Batı ideolojisi ve ekonomi pahasına yardım etti. Durumu daha da kötüleştiren şey, 1989’daki Tiananmen Meydanı Katliamı’ndan ve 1999’da Falun Gong’a yönelik zulmün başlamasından sonra bile bu desteğin hız kesmeden devam etmesiydi.

ABD’nin desteğiyle Çin, 2000 yılında Daimî Normal Ticari İlişkiler (PNTR) hakkı elde etti ve 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) girdi. 2009 yılında Almanya’yı geçerek dünyanın en büyük ihracatçısı oldu. Ertesi yıl dünyanın en büyük ikinci ekonomik gücü haline geldi.

Ancak bazı Batılı liderlerin beklediğinin aksine, Çin’deki ekonomik büyüme açıklığa ve özgürlüğe yol açmadı. Güçlü bir finansal temelden beslenen ÇKP; yurt içindeki baskılarında, yurt dışındaki sızma faaliyetlerinde ve artık Falun Gong’a yönelik zulüm de dâhil olmak üzere sınır ötesi baskılarında daha da saldırganlaştı.

Komünizm bayrağının Karl Marx’tan Sovyetler Birliği’ne ve ÇKP’ye devredildiği düşünüldüğünde bu şaşırtıcı değildir. Marx, “Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur. Kazanacakları bir dünya vardır” diye yazmıştı. Vladimir Lenin ise Çin’e yayılan ve büyüyerek ÇKP’ye dönüşen Komünist Enternasyonal’i (Komintern) kurdu.

1999 yılına gelindiğinde, ÇKP askeri yetkilileri düşmanları (Amerika Birleşik Devletleri gibi) ne pahasına olursa olsun yok etmek için halihazırda sınırsız savaş stratejisini önermişlerdi. 2010’lu yıllardan bu yana ÇKP’nin Kurt Savaşçısı diplomasisini kullanımı baskın hale geldi. Tüm bunlar, ÇKP’nin son pandemi sırasında neden olduğu felaket niteliğindeki hasarla ve modern tarihte inanca dayalı en büyük baskı olan 27 yıllık Falun Gong zulmüyle tutarlılık göstermektedir.

Çin’de de çiftçi ile yılan hikâyesinin bir versiyonu vardır ama sonu farklı biter. “Zhongshan Kurdu” hikâyesinde, Dongguo adında bir alim, bir avcı tarafından kovalanan bir kurt görür. Kurdun yalvarmasına karşılık veren alim, kurdu kitap çantasına saklar ve yaratığı avcıdan kurtarır. Ancak avcı gittikten sonra, nankör ve aç kurt alimi yemek ister ve “Maden beni bir kez kurtardın, neden bir kez daha kurtarmayasın?” der.

Neyse ki bir çiftçi çıkagelir ve hem alimi hem de kurdu dinledikten sonra, çantanın kurt için çok küçük olduğunda ısrar ederek inanmadığını belirtir. Çiftçiyi ikna etmek için kurt tekrar çantanın içine girer. Çiftçi hızla torbayı bağladı ve bilginin de yardımıyla kurdu öldürdüler, böylece hikaye sona erdi.

Nihayetinde, hikâyenin hangi versiyonuna inanacağımıza karar vermek bize kalmıştır.

Orijinal Çince makale