(Minghui.org) 1996 yılında Falun Dafa uygulamasına başlayarak Doğruluk-Merhamet-Hoşgörü ilkelerini geliştiren bir uygulayıcı olduğum için çok şanslıydım.

Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 1999 yılında başlattığı uzun süreli ve acımasız zulüm sürecinin ortasında, yaşam ve ölüm korkusunu bir kenara bıraktım ve dehşet dolu bu döneme göğüs gerdim. Yıl boyunca, her mevsimde dışarı çıkıp insanlara Falun Dafa’yı ve uygulayıcıların maruz kaldığı zulmü yüz yüze anlatmakta ısrar ettim. COVID pandemisinin üç yılı boyunca da karantina ve sokağa çıkma kısıtlamalarının üstesinden gelerek insanlara gerçekleri açıklamak için dışarı çıktım. Aynı zamanda bu zorlu ortamda kendimi de geliştirdim.

Kocam vefat ettikten sonra tek başıma yaşamaya başladım ve her gün enerjimin her saniyesini üç işi iyi yapmaya adadım. Sabah saat 3’te kalkıp egzersizleri yapıyor ve beş egzersizin tamamını hiç durmadan bitiriyordum. Kendime sürekli, Shifu’nun bana bu uygulama ortamını üç işi iyi yapabilmem ve daha fazla canlıyı kurtarabilmem için verdiğini hatırlatıyordum.

Bu yıllar boyunca kız kardeşimin ve kızımın her yıl beni Çin’in farklı bölgelerine veya yurt dışına tatile gitmeye davet etmelerini geri çevirdim. İnsanları kurtarmak için kullanılması gereken değerli zamanı boşa harcadığım için kendimi suçlu hissediyordum. Bu nedenle kendimi tamamen bu işe adıyor ve üç işi iyi yapmak için tüm çabamı gösteriyordum. Shifu’nun insanları kurtarmak için uzattığı bu değerli zamanı kıymetli bilmek ve Shifu’nun merhametli kurtarışını boşa çıkarmamak istiyordum.

Kırsal Bölgelere Giderek Gerçekleri Anlatmak

ÇKP, Temmuz 1999’da Falun Dafa’ya zulmetmeye başladıktan sonra, başka bir uygulayıcı, kızım ve ben gerçekleri anlatmak için dışarı çıkmaya başladık. İnsanlarla yüz yüze konuşuyor, gerçekleri anlatan materyalleri kapılara asıyor, ilgili çıkartmaları yapıştırıyor ve ilçe merkezine pankartlar asıyorduk. İlçemizin nüfusunun büyük bölümü köylerde yaşıyordu. Bu nedenle diğer uygulayıcılarla şu düşüncelerimi paylaştım “Yalnızca şehirde dolaşmakla yetinmeyelim. İnsanları kurtarma hızımızı artırmalı ve köylere ulaşmak için şehir dışına çıkmalıyız ki onlar da kurtarılabilsin.” Onlar da kabul etti.

Bunun üzerine birlikte dışarı çıkmaya başladık. Herkes büyük bir çantayı CD’ler ve gerçekleri açıklayan materyallerle dolduruyor, bisikletlere binerek köylerdeki her eve gidiyordu. İnsanlara ÇKP’nin Falun Dafa’ya yönelik zulmünü anlatıyor ve onları ÇKP’den ve onun gençlik örgütlerinden ayrılmaya teşvik ediyorduk. Sokakta insanlarla karşılaştığımızda onları sıcak bir şekilde selamlıyor, kendilerine gerçekleri anlatan CD’ler ve Dafa materyalleri veriyor ve Parti’den ayrılmaları konusunda onları ikna etmeye çalışıyorduk.

Şehrin dışındaki köyleri dolaştıktan sonra bisikletim artık bu iş için yeterli değildi. Bunun üzerine elektrikli üç tekerlekli bir araç satın aldım. Her sabah üç veya dört uygulayıcıyla birlikte bu araçla kırsal bölgelere gidiyordum. Yol boyunca doğru düşünceler gönderiyor ve Fa’yı ezberliyorduk. Köyden köye gidiyor, gerçekleri anlatan materyalleri kapı kapı dağıtıyor ve insanları Parti’den ayrılmaya ikna ediyorduk. Sonuçlar çok iyiydi. Bu süreçte zorluklar yaşadık, karmamızı ortadan kaldırdık, zorlukların içinde bile mutluluk yaşadık ve içimiz sevinç ve uyumla doldu.

Bir keresinde bir kavun bahçesinin yanından geçiyorduk. Kavunları bekleyen karı kocaya gerçekleri anlatan CD’lerden verdim ve onları ÇKP’den ayrılmaya ikna ettim. Bize anlattıklarımızı anladıktan sonra kadın sevinçle, “Biz ayrılıyoruz! Yaz sıcağında bizimle konuşmak için buraya kadar geldiniz. Haydi, kulübeye girin ve biraz serinleyin.” dedi.

Kendisine teşekkür ettim. Tam arkamı dönüp gidecekken kadın çantamı çekiştirdi ve içine iki kavun koydu. Bunun üzerine kavun sepetlerinin içine iki yuan bıraktım. Fakat ne yaptıysam parayı almak istemedi. Hatta, “Siz beni kurtarmaya geldiniz. Size nasıl teşekkür edeceğimi bile bilmiyorum!” dedi. Ben de kendisine, “Shifu benden buraya gelip sizi kurtarmamı istedi. İnsanları kurtaran Shifudur. Shifu Li Hongzhi’ye teşekkür etmelisiniz. Siz kavun yetiştirerek çok çalışıyor, bunları satarak para kazanıyor ve ailenizin geçimini sağlıyorsunuz. Biz Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörü ilkelerini uygulayan kişileriz; bu yüzden başkalarından faydalanmayız.” dedim.

Parayı vermekte gerçekten samimi olduğumu görünce kabul etti. Gözlerinde yaşlarla avuçlarını birleştirerek, “Lütfen kendinize iyi bakın!” dedi. Ben de kendisine teşekkür ettim. Bazı diğer iyi kalpli köylüler de bizi öğle yemeğine kalmaya davet etti, hatta bazıları bizim için taze sebzeler topladı. Fakat hepsini geri çevirdik. Bazı insanlar ise akrabalarına göstermek üzere bizden birkaç Shen Yun CD’si daha istedi.

Zaman hızla geçti. Birkaç ay içinde, iki takım aküyle donatılmış üç tekerlekli aracımızın günlük menzili 10 kilometreden 80 kilometreye çıktı. İlçemizin haritasını kontrol ettiğimde köylerin yaklaşık üçte birini zaten ziyaret etmiş olduğumuzu fark ettim. Geriye kalan üçte ikisi ise uzak ve dağlık bölgelerdeydi. Ne yapacağımı düşündüm. Bir araba mı satın almalıydım?

Üç tekerlekli aracı kullanan uygulayıcıyla konuştum ve ehliyet almayı düşünmesini rica ettim. O da kabul etti. Bunun üzerine ehliyet kursu için 4.000 yuan (590$) ödedim ve ehliyetini almasını bekledim. Kısa süre sonra ben de bir araba satın aldım. Ekim ayının sonlarına doğru birkaçımız her gün rüzgâr ve yağmurdan korunabileceğimiz bir arabayla kırsal bölgelere gidebiliyorduk. Köy köy, mezra mezra dolaşıyor, kapı kapı giderek Minghui’nin gerçekleri açıklayan takvimlerini, diğer materyalleri ve CD’leri dağıtıyorduk.

Bir keresinde büyük bir çanta dolusu gerçekleri açıklayan materyalle bir bakkala girdim. Dükkânda çok sayıda insan vardı. Bazıları mahjong oynuyor, bazıları oyunu izliyor, bazıları da sohbet ediyordu. Herkes dönüp bana baktı. Birisi, “Ne satıyorsunuz?” diye sordu. Gülümsedim ve, “Hepinize selam! Size güzel haberler getirdim!” diye cevap verdim.

Konuşurken bütün materyalleri çıkarıp bir masanın üzerine serdim. Herkes masanın etrafında toplandı, beğendiklerini seçip aldı. Tam o sırada orta yaşlı bir adam sert bir ifadeyle yanıma geldi ve, “Bütün bunları buraya Falun Gong’u tanıtmak için getirdiniz, değil mi? Kimliğinizi de getirdiniz mi?” dedi.

Bunu söylerken cep telefonunu çıkarıp polisi aramaya başladı. Ona durumu açıklamaya çalıştım ama beni dinlemek istemedi. Tam o sırada başka bir orta yaşlı adam çok ciddi bir şekilde bağırdı, “Kendi işine bak! Bu kadın buraya kadar gelmiş ve bize güzel şeyler getiriyor. İstemiyorsan alma, ama gelip de böyle kötü işler yapma.”

Ona teşekkür ettim, dükkândan çıktım ve diğer uygulayıcılarla hızlıca iletişime geçerek başka bir köye gitmeye hazırlanmalarını söyledim. Arabamız mezradan çıkmak üzereyken, içeri girmek üzere olan bir polis arabasıyla karşılaştık. Shifu’nun merhametli koruması ve iyi insanların yardımı sayesinde bir felaketten kurtulduk.

Kırsal bölgelerde her kasabanın haftada bir pazar kurduğu bir gün vardı. Hangi kasabanın hangi gün pazar kurduğunu kaydettim ve insanlarla yüz yüze konuşmak için bu pazarlara daha fazla gerçekleri açıklayan materyal götürdük. Her yola çıkmadan önce Shifu’nun portresinin önünde tütsü yakıyor, Shifu’nun bizi güçlendirmesini ve önceden kader bağı bulunan insanları bizimle karşılaştırmasını diliyordum. Pazarlarda her gün yaklaşık 40 kişiyi ÇKP’den ve onun gençlik örgütlerinden ayrılmaya ikna edebiliyorduk. Daha küçük pazarlarda bile yaklaşık 30 kişiyi kolaylıkla ikna edebiliyorduk.

Hayatımı Kurtardığın İçin Teşekkürler Shifu

Bir keresinde beşimiz CD’leri dağıttıktan sonra eve dönüyorduk. Üç tekerlekli aracımız bir yokuşun ortasına geldiğinde daha fazla ilerleyemedi ve yol kenarındaki ormana doğru geri kaymaya başladı. Uygulayıcı Shao’nun başının, yol kenarındaki yaklaşık 30 santimetre çapındaki bir ağacın gövdesine çarpmak üzere olduğunu gördüm. Tam o anda yüksek bir “çang” sesi duyuldu. Üç tekerlekli aracın yanındaki metal köşebent ağacın gövdesine çarpmıştı. Darbenin etkisiyle metal, bir yay şeklinde büküldü. Darbe öylesine güçlüydü ki kalbim küt küt atmaya, hatta boğazıma kadar yükselmeye başladı! Eğer Shifu yanımızda olmasaydı ve bizi korumasaydı, bu uygulayıcının başına ne geleceğini kim bilir!

Başka bir sefer arabamız karşıdan gelen bir araca acilen yol vermek zorunda kaldı ve araba şiddetli biçimde savrulmaya başladı. Durumun kontrolden çıktığını görünce: “Shifu! Shifu! Shifu!” diye bağırdım. O anda arabamız, yol kenarında birkaç metre derinliğinde bulunan bir çukura ön kısmı aşağı gelecek şekilde daldı. Aracın arkası ise yol seviyesinden yaklaşık bir metre aşağıda kalacak şekilde havada durdu. Araba ayrıca büyük bir kâse kadar kalın olan metal bir yol levhası direğini de devirdi. Fakat bu çarpma, bize tam da yeterli miktarda tamponlama sağladı. Sarsılmıştık ama tamamen yara almadan kurtulduk! Shifu bir kez daha hayatlarımızı kurtarmıştı! Bir kez daha teşekkür ederim, Shifu! Bu dünyada Shifu’ya duyduğumuz minnettarlığı anlatabilecek gerçekten hiçbir kelime yok!

Eski güçlerin hayatımızı almak üzere ayarladığı bu tür araba kazaları birkaç kez meydana geldi. Ancak Shifu’nun merhametli koruması sayesinde her defasında sarsılmış ama zarar görmeden kurtulmayı başardık. Merhametli Shifu felaketlerin ardından felaketleri önlememize yardım etti.

Yıllar boyunca buna benzer birçok hikâye biriktirdik, ancak yer kısıtlaması nedeniyle daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim. Ne yaparsak yapalım, aslında bunu kendimiz için yaptığımızı biliyorum. Fakat Shifu bütün büyük erdemi bize bırakıyor. Shifu karşılığında bizden hiçbir şey istemiyor; aksine bizim yerimize çok büyük acılara katlanıyor ve canlılar ile bizim için her şeyini feda ediyor. Shifu’ya duyduğum minnettarlığı kelimelerle ifade etmek mümkün değil! Kalan zamanı kesinlikle iyi değerlendirecek ve insanları kurtarmak için her saniyenin kıymetini bileceğim. Fa’yı iyi çalışacak, içime bakacak, kendimi sağlam bir şekilde geliştirecek, kendimden memnun olma hâlini bırakacak, daha fazla insanı kurtaracak ve insanları kurtarma yolunda gevşemeyeceğim!

Orijinal Çince makale